<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
  <channel>
    <title>Dr. Alper Özbilen — Makaleler</title>
    <link>https://ozbilen.net/</link>
    <atom:link href="https://ozbilen.net/rss.xml" rel="self" type="application/rss+xml" />
    <description>Teknoloji stratejisti, yazar ve yönetici Dr. Alper Özbilen&apos;in resmi web sitesi: yapay zekâ, siber güvenlik, savunma ve teknoloji stratejisi üzerine makaleler.</description>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© Dr. Alper Özbilen</copyright>
    <lastBuildDate>Mon, 30 Dec 2024 10:33:34 GMT</lastBuildDate>
    <image>
      <url>https://ozbilen.net/media/2024/03/cropped-logotestblack4.png</url>
      <title>Dr. Alper Özbilen</title>
      <link>https://ozbilen.net/</link>
    </image>
    <item>
      <title>YERLİ AMA YABANCI ŞİRKETLERLE TEKNOLOJİ YARIŞINA GİRMEK</title>
      <link>https://ozbilen.net/yerli-ama-yabanci-sirketlerle-teknoloji-yarisina-girmek/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/yerli-ama-yabanci-sirketlerle-teknoloji-yarisina-girmek/</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Dec 2024 10:33:34 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <description>Dr. Alper Özbilen, Türk savunma sanayiinin önündeki tehlikelere değindi. PAVO Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Alper Özbilen, Türk savunma sanayiinin…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<figure class="al-c img"><a class="lb" href="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/Adsiz-720-x-720-piksel-720.webp" data-w="720" data-h="720"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2024/09/gorsel-1792.webp" alt="YERLİ AMA YABANCI ŞİRKETLERLE TEKNOLOJİ YARIŞINA GİRMEK" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" width="1792" height="1024" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2024/09/gorsel-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2024/09/gorsel-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2024/09/gorsel-1600.webp 1600w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2024/09/gorsel-1792.webp 1792w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></a></figure>
<p class="ta-c"><strong><em>Dr. Alper Özbilen, Türk savunma sanayiinin önündeki tehlikelere değindi.</em></strong></p>
<p>PAVO Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Alper Özbilen, Türk savunma sanayiinin önündeki tehlikelere değinen bir yazı kaleme aldı. Özbilen’e göre teknolojik gelişmelerin, bağımsızlık ve egemenlik gibi ulusların kaderini tanımlayan kavramlarla birlikte anılması birkaç istisnadan ibaret değil. Farklı tarihsel kökenlere, önceliklere ve teknik kabiliyetlere sahip aktörler, yerli teknolojilerini korumak ve güçlendirmek adına büyük bir yarış içerisinde. Oldukça geniş bir kapsama sahip olan bu yarış, kimi ülkeler için mevcut statülerini korumanın temel bir dayanağı iken geriden gelen kimi ülkeler için ise küresel güç dengesini lehlerine çevirebilecekleri hızlı bir gelişim alanı konumunda. Konuyla ilgili olarak Özbilen, şu ifadeleri kullanmakta:</p>
<p><em>“ABD’nin Çin’e yönelik “casusluk” iddialarının merkezindeki telekomünikasyon sektörü, teknoloji yarışının ilk önemli yansımalarının gözlendiği alanlardan biridir. ABD yönetimi, veri ve iletişim trafiğinin Çin tarafından kontrol edilmesi ve yavaşlatılması riskinin önüne geçilmesi adına çeşitli sınırlandırmalar uygulamaya koymuştur. Bu süreçte anılan en temel husus Çin’in, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde oluşan “backdoor”larla, ABD verilerine yetkisiz erişim kanalları elde edebilecek olmasıdır. 5G’nin daha büyük miktarda verilerin işlenmesini mümkün kılacak olması ve bu durumun, küresel ekonominin her bir bileşeni üzerinde önemli etkiler doğuracağı gerçeği ise ABD için söz konusu riskin önemini daha da belirginleştirmiştir.</em></p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2020/04/ASIS-ZEMANA-1-2400.webp" alt="YERLİ AMA YABANCI ŞİRKETLERLE TEKNOLOJİ YARIŞINA GİRMEK" decoding="async" loading="lazy" width="5600" height="3150" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2020/04/ASIS-ZEMANA-1-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2020/04/ASIS-ZEMANA-1-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2020/04/ASIS-ZEMANA-1-1600.webp 1600w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2020/04/ASIS-ZEMANA-1-2400.webp 2400w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p><em>Ağ güvenliğine ilişkin riskler, risk koşullarını bütünüyle açıklamak için yeterli değildir. Hem bireysel yaşantı hem de kurumsal süreçlerin ayrılmaz bir parçası olan telekomünikasyon sektöründe, herhangi bir küresel tekele bağımlı kalınması oldukça önemli bir risk unsurudur. En temelde bu bağımlılık; kritik öneme sahip bilgi ve iletişim kabiliyetlerinin, doğrudan veya dolaylı ambargolar karşısındaki hassasiyetini artırmaktadır. Ağ mimari değişikliklerinin zaman ve finansal maliyetleri içermesi, söz konusu riskin seviyesini belirginleştirmektedir.</em></p>
<p><em>Teknolojik bağımlılık döngüsüne bir kez girilmesi, geri dönüşü oldukça zor bir yolculuğun başlamasına neden olmaktadır. Yine bu süreç teknolojiye, çıktılarının ötesinde anlamlar yüklenerek teknolojik kazanım iddiası uğruna kurumların yeni satın alım kararlarına zorlanmasına da neden olmaktadır. “Dijital fetişizm” olarak adlandırılabilecek bu hal, telekomünikasyon sektöründe daha da zorlayıcı koşullar oluşturabilmektedir. Ayrıca bir analiz konusu olmakla birlikte 5G’ye geçiş sürecinde bu hususa özellikle dikkat edilmesi gereklidir. Bireysel yaşantıdan ziyade endüstri açısından kritik olan bu teknolojide, “hadi biz de 5G’ye geçelim” gibi hızlandırılmış ve popülist bir yaklaşımla 5G altyapısının bütünüyle yabancı teknoloji tekellerine emanet edilmesi Türkiye için makul çıktılar doğurmayacaktır.”</em> </p>
<p>Ek olarak Özbilen, ABD ve Çin arasındaki yarışın telekomünikasyon sektörünün bilgi ve iletişim alanında oluşturduğu stratejik etki ve önemin fark edilmesi bakımından son derece mühim olduğunu ifade etmekte. Ek olarak ulusal başarı hikayesini kendi çıkar ve öncelikleri doğrultusunda oluşturmak isteyen ülkelerin bu iki aktörden birini seçmesi; ağ güvenlik risklerinin azalması ya da maliyet etkin altyapılar inşa edilmesi gibi bir sonucu doğurmayabileceğini ifade eden Özbilen, ağın bütününü yerli teknolojiler üzerinden karşılamak ise uygulanması pek de mümkün olmayan ve gerçekleşse dahi verimsiz sonuçlar doğuracak bir hedef olduğunu belirtmekte. Özbilen’e göre bu hususta asıl önemli olan ise;</p>
<ul>
<li>Katma değerli alanlarda Ar-Ge ve inovasyon faaliyetleri yürütmek,</li>
<li>İç pazarda tek hakim haline gelmek adına aleni biçimde adil olmayan ticari koşullar sunan aktörlerin politikalarının karşısında durmak,</li>
<li>Karşılıklı faydaya dayanan küresel işbirlikleri oluşturmak ve</li>
<li>Yerli teknolojiler ve yabancı teknolojileri adil biçimde kıyaslamaktır.</li>
</ul>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2024/03/DrAlperOzbilen-500.webp" alt="YERLİ AMA YABANCI ŞİRKETLERLE TEKNOLOJİ YARIŞINA GİRMEK" decoding="async" loading="lazy" width="500" height="500" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2024/03/DrAlperOzbilen-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2024/03/DrAlperOzbilen-500.webp 500w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p>Ülkemiz, genç nüfusu ve telefon ve internet penetrasyon oranları ile telekomünikasyon sektörü için önemli ölçek ekonomisi fırsatları içermektedir. Özbilen’e göre bu gücü şu ana kadar yeterli biçimde kullandığımızı söylemek oldukça güç. Kapsama alanı, hız ve kapasite gibi göstergelerde başarılı olunsa da bunun arkasındaki güç maalesef yabancı teknolojilere son derece bağımlıdır.</p>
<p>Konuyla ilgili olarak Özbilen, <em>“Bağımlılıkların; diplomatik, ekonomik, toplumsal ve askeri yansımalarından tedirgin olmak için zorlayıcı sonuçların ortaya çıkması beklenmemelidir. Aynı zorluklarla tekrar ve tekrar mücadele etmek durumunda kalmamak adına farklı alanlardaki deneyimlerimizi transfer etmek durumundayız. Bu kapsamda elektronik harp ve insansız sistemler gibi alanlarda geliştirdiği yeni ürün ve çözümlerle bölgesinde dengeleri değiştiren Türkiye’nin; bu alanlarda elde ettiği farkındalık, tecrübe ve bilgi birikimini farklı sektörlere yaymasının elzem olduğunu değerlendiriyorum.</em></p>
<p><em>Telekomünikasyon altyapılarında ileri Ar-Ge çalışmaları yürüten TELETAŞ’ın yabancı bir teknoloji sağlayıcısı tarafından satın alınarak bir satış-pazarlama ofisine dönüştürülmesi, sektördeki büyüklerimizin gözleri yaşlı biçimde anlattığı, acı bir tecrübe. Mevcut koşullar altında katma değerli çalışmalar ortaya koyan yerli bir şirketimizin yabancı rakibine satılarak yok edilmesinin tekrarlanacağını düşünmüyorum. Öte yandan bugün, yerli şirketlerin küresel tekellerin adil olmayan rekabet ve fiyatlandırma politikalarıyla rekabet etmek zorunda kalması ve bunun sürdürülemez doğası kaynaklı risklerle karşı karşıyayız.</em></p>
<p><em>Tam da bu noktada neyin “yerli ürün” olarak nitelendirileceğini de tekrar düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim. İleri kabiliyetlerden yoksun olmakla birlikte “yerli ve milli” olmayı bir satış-pazarlama stratejisi olarak değerlendiren aktörler, elbette yukarıda dile getirdiğim hassasiyetlerin bir parçası değil. Montaja dayalı, düşük katma değerli faaliyetleri birtakım evrak süreçleri doğrultusunda “yerli malı” olarak nitelenen yabancı şirketler de…</em></p>
<p><em>Yerli telekomünikasyon şirketleri, “yerli” ürün geliştirdiği onaylanan yabancı tekellerle de “yerli” bir rakibiymiş gibi mücadele etmek durumunda kalabilmektedir. Dünya çapında herhangi başka bir örneğinin bulunup bulunmadığından emin olamadığım bu süreç, devletimizin ve kurumlarımızın yerli ileri teknolojiyi güçlendirmek adına oluşturduğu desteklerden söz konusu yabancı tekellerin de faydalanabilmesine neden olmaktadır.</em></p>
<p><em>Küresel düzeyde telekomünikasyon altyapıları yaklaşık olarak beş şirketin tekelinde iken maalesef Türkiye’de bu durum çok daha zorlayıcı koşullar altında. Pazarın yarıdan fazlası şimdi “yerli malı” belgesi de elde eden Çinli bir küresel tekelin kabiliyetlerine bağlı.</em></p>
<p><em>Karşılıklı fayda ve bağlılığa dayalı adil küresel işbirlikleri yerine, bağımlılık döngülerine odaklanan tüm diplomatik, ticari ve akademik aktörler karşısında, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” ifadesini cesaretle söylenmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu yazı özelinde söylemek gerekirse; “Telekomünikasyon sektörü beşten büyüktür”.</em></p>
<p><em><strong>Ülkemizin hikayesinin bir parçası olarak hareket eden şirketlerin küresel tekeller karşısında güç kazanması, ülkemizin geleceği açısından son derece kıymetli sonuçlar elde etmemizi mümkün kılacaktır.”</strong></em> ifadelerini kullanmakta.</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2021/10/network-detection-and-response-scaled-1-700x420-1-700.webp" alt="YERLİ AMA YABANCI ŞİRKETLERLE TEKNOLOJİ YARIŞINA GİRMEK" decoding="async" loading="lazy" width="700" height="420" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2021/10/network-detection-and-response-scaled-1-700x420-1-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2021/10/network-detection-and-response-scaled-1-700x420-1-700.webp 700w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.defenceturk.net/yerli-ama-yabanci-sirketlerle-teknoloji-yarisina-girmek">Yerli Ama Yabancı Şirketlerle Teknoloji Yarışına Girmek – DefenceTurk</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/ext/defenceturk.net/wp-content/uploads/2024/09/gorsel.webp" medium="image" width="1792" height="1024" />
    </item>
    <item>
      <title>İSRAİL’İN PSİKOLOJİK SAVAŞININ ARDINDAN GERÇEKLERE ODAKLANMAK</title>
      <link>https://ozbilen.net/israilin-psikolojik-savasinin-ardindan-gerceklere-odaklanmak/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/israilin-psikolojik-savasinin-ardindan-gerceklere-odaklanmak/</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Dec 2024 09:55:40 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Araştırma - Analiz</category>
      <description>Nüfusu 10 milyonu bulmayan, doğal kaynakları oldukça sınırlı olan, çevresi “tehdit” olarak algıladığı ülkelerle çevrili bulunan İsrail, ekonomik gücünü ve…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<figure class="al-c img"><a class="lb" href="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/Adsiz-720-x-720-piksel-720.webp" data-w="720" data-h="720"><img src="https://ozbilen.net/media/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/09/DALL-E-2024-09-20-16.34.27-A-realistic-cover-image-representing-a-cyber-warfare-theme-with-an-Israeli-focus.-The-image-s" alt="İSRAİL’İN PSİKOLOJİK SAVAŞININ ARDINDAN GERÇEKLERE ODAKLANMAK" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high"></a></figure>
<p>Nüfusu 10 milyonu bulmayan, doğal kaynakları oldukça sınırlı olan, çevresi “tehdit” olarak algıladığı ülkelerle çevrili bulunan İsrail, ekonomik gücünü ve bağımsızlığını yüksek teknolojilerine dayandırmaktadır.</p>
<ul>
<li>Yüksek teknoloji sektörünün İsrail’in gayri safi yurtiçi hasılası içerisindeki payı %19,7’dir.</li>
<li>Ülkenin ihracatının %52,9’u yüksek teknoloji kaynaklıdır.</li>
<li>Yüksek teknoloji çalışanlarının toplam işgücü içerisindeki oranı %11,6’dır.</li>
<li>Ar-Ge harcamalarının gayri safi yurtiçi hasıla içerisindeki oranı bakımından küresel liderdir.</li>
<li>Küresel düzeyde en cazip start-up ve inovasyon merkezlerinin sıralandığı bir çalışmaya göre Tel Aviv; Silikon Vadisi, New York ve Londra’nın ardından dördüncü sıradadır.</li>
</ul>
<p>İsrail mevcut yetersizliklerinin bilinciyle, belirgin bir gündem maddesini teşkil etmediği günlerde dahi siber güvenliği askeri savunma ve saldırı kabiliyetlerinin bir parçası olarak değerlendirmiştir. İsrail için siber güvenlik bir güç çarpanıdır. İsrail ve diğer birkaç ülke; siber güvenlik kabiliyetleriyle anılır hale gelirken gerekli savunma ve saldırı kabiliyetlerine odaklanmak yerine teknolojilerin “fişini çekmeye” yönelik politikalara başvurmak başarısız ve sürdürülemez bir strateji olagelmiştir.</p>
<p>İsrail’in siber güvenlik alanındaki kabiliyetleri Hizbullah’ın akıllı telefonlar yerine çağrı cihazları, sabit hatlar ve insanlar gibi geleneksel haberleşme yöntemlerine yönelmesine neden olmuştur. Hizbullah’ın çağrı cihazı kullanım yoğunluğu ve güvenlik açıklarıyla bir saldırı kanalı sunması ise İsrail’in 17 Eylül 2024 tarihinde ölçek ve yönetim şekli bakımından geçmiş örneklerden farklılaşan son derece kritik bir saldırıyı gerçekleştirmesini mümkün kılmıştır.</p>
<p>Mevcut bilgiler doğrultusunda ilk ikisi düşük ihtimalli olmak üzere üç olası senaryodan söz edebiliriz:</p>
<p><strong>(1)</strong> İlk (mevcut bilgiler doğrultusunda halihazırda elenen) senaryoya göre söz konusu çağrı cihazlarına elektromanyetik darbe (electromagnetic pulse, EMP) saldırısı düzenlenmiş olabilir. Nitekim bu yöntem doğrultusunda son dönemde drone’lar gibi otonom sistemlere çeşitli saldırıların yürütüldüğü bilinmektedir. Bununla birlikte bu senaryonun gerçekleşmesi, çağrı cihazına sahip binlerce kişiye belirli bir mesafede yaklaşılmasını gerektirmektedir. Ayrıca elektromanyetik darbe saldırısı gerçekleşmiş olsa dahi elde edilecek sonucun, patlamadan ziyade sistemin faaliyet dışı kalması ile sınırlı olması beklenir. Bu kapsamda, elektromanyetik darbe saldırısı, söz konusu üç senaryo içerisinde gerçekleşme ihtimali en düşük senaryoyu ifade etmektedir.</p>
<p><strong>(2)</strong> Cihazların bataryalarının ani biçimde ısınmasına neden olan bir yazılım hatası tespit edilmiş ve bu durum, toplu mesaj gönderme ve alma (broadcast) özelliği ile tek bir mesajla tetiklenmiş olabilir. Ancak kamuoyuna yansıyan video ve görsellerde, patlamanın o çapta bir cihazın bataryasından beklenmeyecek ölçüde hasar verici olduğu görülmektedir. Ayrıca binlerce cihazın bataryalarının aynı anda bu kadar hızlı biçimde ısındırılarak patlatılması oldukça zorlu özel şartları da gerektirmektedir.</p>
<p><strong>(3)</strong> Gerçekleşmiş olma ihtimali en yüksek olan son senaryoya göre ise, Hizbullah’ın çağrı cihazı siparişi bilgisi bir şekilde İsrailli yetkililer tarafından elde edilmiş, cihazlara küçük miktarda belirli patlayıcılar ve patlayıcıları tetikleyecek mekanizmalar kamufle edilerek entegre edilmiş, Hizbullah’ın çağrı cihazlarını teslim almasının ardından uygun görülen bir an beklenmiş ve toplu mesaj gönderme ve alma (broadcast) özelliği ile tek bir mesajla cihazların patlaması sağlanmış olabilir.</p>
<p>Binlerce farklı noktada gerçekleşen patlamaların şiddetine ek olarak, kamuoyunda saldırıdan kurtulan cihaz kullanıcılarının Hizbullah yetkililerinden geliyormuş gibi görünen bir mesaj aldığı bilgisi üçüncü senaryonun olasılığını belirginleştirmiştir.</p>
<p>Aralarında çocukların da yer aldığı kayıplar ve yaralılar İsrail’in operasyonunun ilk anda görülen sonuçlarıdır. Bununla birlikte Hizbullah mensuplarının cebindeki çağrı sistemini İsrail’in önceden detaylı biçimde incelemiş, sistemin yazılımsal hata ve eksiklikleri tespit etmiş ve bu hata ve eksikliklerin nasıl istismar edileceğini belirlemiş olması, aynı zamanda açık bir psikolojik üstünlük kaynağıdır. İnce sinir uçlarına dokunan ve mutlak caydırıcılık etkisi yaratmayı hedefleyen bir psikolojik saldırıdır. Dolayısıyla İsrail, konum gibi kritik bilgilerini kendisinden korumak isteyen Hizbullah karşısında, sadece siber saldırı olarak özetlenemeyecek bir fırsat operasyonu yürütmüştür.</p>
<p>Teknik gerçekliklerin, manipülasyonlar ve şehir efsaneleriyle birleşmesi; bu saldırının İsrail’in baş edilmesi mümkün olmayan gücünün bir yansıması olduğu gibi yanlış değerlendirmelerin yapılmasına neden olmaktadır. İsrail’in bölgede ve dünyada oluşturmaya çalıştığı “evinize, cebinize girerim, sizi dilediğim şekilde vururum” mesajına yenik düşmek, İsrail’in psikolojik savaş faaliyetlerinin kurbanı olmak anlamına gelecektir.</p>
<p>Ağa bağlanan cihaz sayısının giderek artması ve her şeyin akıllı hale gelmesi, tehdit yüzeyini son derece artırmıştır. Ancak sosyal medyada yer alan yayınlara bir karşılık vermek gerekirse; sadece belirli bir ID, telefon numarası gibi bilgiler girilerek bir cihazın imha edilmesi mümkün değildir. İstihbarat örgütleri tarafından stratejik olarak hedeflenen belirli birey ya da gruplara yönelik riskler ve son tüketicilerin genel kullanımına yönelik riskler farklı koşul ve öncelikler doğrultusunda gelişmektedir.</p>
<p>Diğer yandan korunma mekanizmalarını uygulayarak yeni nesil cihazları kullanmak yerine eski nesil haberleşme sistemlerine yönelmesi de Hizbullah’ın İsrail’in siber güvenlik alanında mutlak bir güç sahibi olduğu yönündeki psikolojik savaşa yenik düştüğünü göstermektedir. Özetle bir korku, bambaşka bir felakete dönüşmüştür.</p>
<p>Saldırının sıcaklığı ve sarsıcılığıyla; Hizbullah ile Türkiye’nin teknik kabiliyetlerini kıyaslamak oldukça yanlış bir önerme olacaktır. Türk güvenlik ve teknoloji ekosistemi küresel düzeyde oldukça güçlü bir konumdadır. Bununla birlikte söz konusu saldırı yer yer göz ardı ettiğimiz bazı gerçekliklere tekrar bakılması gerekliliğini de doğurmuştur:</p>
<ul>
<li>İsrail’in gelişiminin merkezinde yer alan yüksek teknoloji sektörlerinde ne İsrail ne de ABD ve Çin gibi üçüncü bir ülkeye bağımlı olamayız. Her türlü dijital kolonizasyon politikası karşısında bilinçli olmalıyız.</li>
<li>Kritik alanlardaki teknolojilerin ithal edilmek durumunda olması halinde bu durumun neden olabileceği risklerin önlenmesi adına gerekli teknik çalışmaları eksiksiz olarak yürütmeliyiz.</li>
<li>Savunma ve havacılık gibi belirli yüksek teknoloji sektörlerinde başarı elde etmemiz, diğer sektörlerde ve teknolojik trendlerde yeterli gelişimi göstermemizi hafifletici bir nedeni teşkil edemez.</li>
<li>Siber güvenlik ve telekomünikasyon başta olmak üzere stratejik önem arz eden yüksek teknoloji sektörlerinde kısa vadeli kazançlar uğruna küresel tekellerin yerli üreticilerimizi öldürmeye yönelik hamlelerine sessiz kalamayız.</li>
<li>Yabancı şirketlerin birkaç basit evrak süreciyle yerli malı belgesi alması ve yerli malı belgesi üzerinden devşirdikleri gücü de kullanarak Türkiye’de yeni bir teknolojik bağımlılık kanalı inşa etme stratejisini durdurmalıyız.</li>
</ul>
<p>Güçlü Ar-Ge ve inovasyon faaliyetleri yürütmemiz ve küresel çapta karşılıklı faydaya dayanan adil iş birlikleri kurmamız; ekonomik, diplomatik, askeri ve toplumsal güvenliğimizi güçlendirmemizi sağlayacaktır.</p>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/israilin-psikolojik-savasinin-ardindan-gerceklere-odaklanmak/">İsrail’in Psikolojik Savaşının Ardından Gerçeklere Odaklanmak – SavunmaTR</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>İNSANLIK, DOĞA VE YAPAY ZEKA: DOĞAL VE YAPAY ARASINDAKİ FARK BULANIKLAŞIYOR</title>
      <link>https://ozbilen.net/insanlik-doga-yapay-zeka-dogal-yapay-arasindaki-fark-bulaniklasiyor/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/insanlik-doga-yapay-zeka-dogal-yapay-arasindaki-fark-bulaniklasiyor/</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Dec 2024 09:08:58 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>Binlerce yıllık tarihiyle halihazırda insanlık doğayla ilişkisini henüz netleştirememiş; doğanın misafiri, efendisi ya da rakibi mi olduğu hakkında genel…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<figure class="al-c img"><a class="lb" href="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/Adsiz-720-x-720-piksel-720.webp" data-w="720" data-h="720"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-yapay-zeka-1024.webp" alt="İNSANLIK, DOĞA VE YAPAY ZEKA: DOĞAL VE YAPAY ARASINDAKİ FARK BULANIKLAŞIYOR" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" width="1024" height="1024" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-yapay-zeka-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-yapay-zeka-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-yapay-zeka-1024.webp 1024w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></a></figure>
<p>Binlerce yıllık tarihiyle halihazırda insanlık doğayla ilişkisini henüz netleştirememiş; doğanın misafiri, efendisi ya da rakibi mi olduğu hakkında genel bir davranış kuralı geliştirememişti. Şimdi ise bizzat kendisi tarafından tasarlanan algoritmalarla nasıl bir ilişkisinin olacağını tartışıyor.</p>
<p>Yapay zekanın tekerlek, barut, buhar makinesi ve elektrik gibi büyük dönüm noktalarını oluşturan ve insanlık tarihini şekillendiren gelişmelerin bir yenisini teşkil ettiği herkesin malumu. Tartışılan, yapay zekanın kaç yıl içerisinde dünyayı ne yönde dönüştüreceği. Öte yandan bu kritik soruları cevaplayanlar elbette, yalnızca bilim insanları ve araştırmacılar değil. Uzun bir süredir yapay zeka ve onunla ilişkili kavramlar, gerçekliği yeniden tanımlamakta ustalaşmış sanatçıların önemli bir ilgi alanını oluşturuyor.</p>
<p>Star Wars, Terminator, Matrix, Avengers: Age of Ultron, I Robot ve Dune gibi gişe rekortmeni filmlerle milyonlarca kişi beyaz perdede yapay zekanın ve robotların mevcut ya da tarihsel varlığının dünyayı ne yönde şekillendirdiğine şahitlik etti. Kemal Sunal ve Fatma Girik’in başrolünü oynadığı “Japon İşi” (1987) filmini de bu hususta yerel bir örnek olarak anmak isterim.</p>
<p>Kurgu aleminde yapay zeka kimi zaman her türlü soruna deva sunan bir dost-müttefik kimi zaman ise insanlığın en büyük düşmanıdır. Ancak genellemek gerekirse sanatçıların gözünden bakıldığında, teknolojinin olası olumsuz yönlerine yoğunlaşmak çok daha kolaydır.</p>
<p>Nitekim yapay zeka ve dijital teknolojilerin insanlığı ele geçireceği, robotlar ve insanlar arasında büyük savaşların olacağı, dünyanın yeniden mekanik altyapılı bir teknoloji ekosistemine ve hatta başlangıca döneceği gibi kurgusal tehditlerin risk seviyesi oldukça yüksektir.</p>
<p>Kurgu aleminin korku unsurları ile şekillenen zihinlerin yaygınlığı, bizzat yapay zeka teknolojisinin çok boyutluluğu ve yapay zeka alanında var olmanın zorlukları, uzun tarihi boyunca içerisinde yaşadığı doğa karşısındaki yetki, rol ve sorumluluklarını tam anlamıyla benimseyemeyen insanlığın çok daha karmaşık bir sürecin içerisine girmesine neden olmuştur.</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-2016.webp" alt="İNSANLIK, DOĞA VE YAPAY ZEKA: DOĞAL VE YAPAY ARASINDAKİ FARK BULANIKLAŞIYOR" decoding="async" loading="lazy" width="2016" height="1152" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-1600.webp 1600w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-2016.webp 2016w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p>Bu karmaşıklığın ortasında minimum kaynak kullanımı, şehirlerden uzaklaşma, doğaya dönüş ve dijital detoks gibi trendlerin yaygınlık kazandığı bir çağda, “quantified-self” “ölçeklenebilir benlik” trendi doğrultusunda insanlar günlük hayatları ve vücutları üzerinden kendileriyle ilgili daha fazla verinin toplanmasını ve analiz edilmesini mümkün kılmaktadır. Özellikle sağlık alanında kendini gösteren ölçeklenebilir benlik trendi, akıllı giyilebilir cihazlar aracılığıyla adım sayısı, kalp ritmi, kan-oksijen seviyesi, kan-glikoz seviyesi ve uyku düzeni gibi verilerin takip edilmesini ve çeşitli analizlerin oluşturulması olarak kendisini gösteriyor. [1]</p>
<p>Bu akım, “augmented humanity” “arttırılmış insanlık” ‘ın alt başlıklarından yalnızca biri. Tedirgin edici bir kavram olarak algılanabilecek arttırılmış insanlık ise dijital ve fiziksel dünyalar arasında bir etkileşim yaratarak “teknolojik olarak etkinleştirilmiş insanların” tüm potansiyellerini açığa çıkarmaları ve teknoloji olmadan ulaşamayacakları seviyelerde performans göstermeleri adına yürütülen çalışmaları açıklamak üzere kullanılıyor. [2]</p>
<p>Kalp pili gibi insan vücuduna entegre edilebilir cihazların mevcut kullanımı doğrultusunda halihazırda pek çok kişinin “arttırılmış insan” olduğu ifade edilebilir. Öte yandan yapay zeka ve IoT alanındaki ilerlemelerle insan vücuduna entegre edilebilir cihazların ve sensörlerin kabiliyetlerinin ve kullanımının artması bekleniyor. Böylelikle akıllı hastalık kontrolü, akıllı hastalık tespiti,  akıllı izleme ve akıllı karar verme gibi fonksiyonlarıyla Sağlık Hizmetleri 5.0’da ilerlemeler hızlanacaktır. [3]</p>
<p>İnsan vücuduna entegre edilebilir sensörlerin istenildiği zaman çıkarılabilen giyilebilir cihazlara kıyasla daha yüksek hassasiyetle daha doğru sonuçlar sunduğunu vurgulamak gerekir. Öte yandan söz konusu teknolojilerin doğrudan insan vücuduna entegre edilmesi, biyolojik uyumluluk, sağlamlık, sinyal iletimi ve güç kaynağı gibi daha özel ya da ek zorlukların aşılmasını da gerektirmektedir. [4]</p>
<p>Nanobot olarak isimlendirilen, mikroskobik düzeyde kendi kendine çalışabilen küçük robotların; kanser tedavisi, farklı hastalıkların (örneğin kanser ve enfeksiyon hastalıkları) erken teşhisi gibi süreçlerde önemli katkılar sunması beklenmektedir. Dahası European Technology Platform for Nanomedicine (ETPN)’e göre halihazırda piyasada nanotıp alanında 80’den fazla ürün bulunmaktadır. [5]</p>
<p>Yapay zeka destekli nanobot’lar henüz hayatımızın temel parçalarında biri değil. Bu alanda kısa vadede çok hızlı bir gelişimin ortaya çıkması mümkün olmayabilir. Bununla birlikte insanlığın ölümsüzlüğü elde edeceği gibi spekülatif tartışmaların ortasında alanda önemli bilimsel çalışmalar yürütülüyor.</p>
<p><strong>Arttırılmış insanlık, doğal ve yapay arasında yeni bir toplumsal fenomen olarak günbegün belirginleşiyor.</strong></p>
<p>Massachusetts Institute of Technology (MIT)’de öğretim görevlisi olan Hugh Herr, 1982 yılında geçirdiği bir dağcılık kazasının ardından her iki bacağını da kaybetti. Yürüttüğü çalışmalar sayesinde farklı sensör ve mikro işlemciler içeren biyonik bacaklara sahip oldu.</p>
<p>Herr, biyonik bacaklarını oynatmayı düşündüğünde hareket edebilmekte ancak bacaklarını hissedememektedir. Herr, “biyonik bir insan” olsa da henüz bir “cyborg” olmadığını belirtmiştir. Nitekim Herr’e göre eğer “cyborg” olsaydı biyonik bacaklarını hissetmesi gerekmekteydi. Öte yandan Herr, yine bir dağcılık kazasında bacağından ağır biçimde yaralanan Jim Ewing’in için tam pozisyon ve hareket hissi sağlayan beyinle kontrol edilen biyonik bir bacak geliştirilmesine liderlik etmiştir. [6]</p>
<p>2018 yılında yaptığı TEDx konuşmasında insan vücuduna “kanat” takmak gibi fütüristtik bir geleceği tasavvur eden Herr, 2022 yılındaki bir röportajında, 75 yaşındaki bir kişinin satın alacağı bir ayakkabıyla 18 yaşındaymışcasına yürüyebilmesinin hayal edilmesini istemiştir. Başka bir röportajında ise gelecekte dış iskelet cihazlarını giyen herkesin herhangi bir arazide 160 mil (257,5 km) boyunca nefesi kesilmeden koşabileceğini ifade etmiştir. [7]</p>
<p>Bu tür radikal yenilik öngörüleri, İstanbul Üsküdar’dan Bolu’ya 252 km’lik bir yolculuğu, koşarak yorulmadan tamamlayabileceğimiz bir geleceği hayal etmemizi sağlıyor.</p>
<p>Dünya genelinde bulanan 40 milyondan fazla görme engelli kişi için biyonik göz alanında gösterilen gelişmeler son derece kritik bir önem barındırıyor. Bugün dahi belirli hastalıklar kaynaklı görme kayıpları için Türkiye ve dünyada biyonik göz ameliyatları başarıyla uygulanıyor. Ancak bu alanda da bilim insanlarının öngörüsü engelli bireyleri doğal/normal sınırlara eriştirmeye odaklanmıyor. Mevcut biyonik gözler, bulanık ve çoğu zaman anlamlandırması güç görüntülerin görülebilmesini mümkün kılıyor.</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-2-1792.webp" alt="İNSANLIK, DOĞA VE YAPAY ZEKA: DOĞAL VE YAPAY ARASINDAKİ FARK BULANIKLAŞIYOR" decoding="async" loading="lazy" width="1792" height="1024" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-2-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-2-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-2-1600.webp 1600w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-2-1792.webp 1792w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p>Bu noktada ABD’deki Bionic Vision Lab’ın direktörlüğünü yürüten Michael Beyeler, yapay zeka destekli “akıllı biyonik göz” geliştirmek üzere çalışıyor. Beyeler, “tezgahın üzerindeki yanlış yerleştirilmiş anahtarları bulabilecek, ilaç etiketlerini okuyabilecek, kullanıcıyı sosyal etkileşimler sırasında insanların hareketleri ve yüz ifadeleri hakkında bilgilendirebilecek, kullanıcıyı yakındaki engeller konusunda uyarabilecek ve güvenli yolları çizebilecek akıllı bir biyonik göz hayal ediyorum.” ifadesini kullanmıştır. [8]</p>
<p>Arttırılmış insanlığa giden bu yol, teknoloji milyarderlerinin de yoğun ilgisi altında. Bill Gates ve Jeff Bezos, beyin-bilgisayar arayüzü alanında faaliyet gösteren Avustralya merkezli Synchron’un yatırımcıları arasında. Synchron, kan damarlarına yerleştirdiği sitem aracılığıyla felçli kişilerin beyin sinyallerinin çözülmesini ve bunların harici teknolojiler için komutlara çevrilmesini mümkün kılıyor. Halihazırda insan testleri yürütülen bu sistem ile kullanıcılar düşünceleri aracılığıyla akıllı cihazlarını ve bilgisayarlarını kontrol edebiliyor. [9]</p>
<p>Synchron’ın CEO’su Tom Oxley, Eylül 2023’te yaptığı açıklamada, sistemin entegrasyonunun 50.000-100.000 dolar arasında bir maliyetinin bulunduğunu belirtmiştir. Öte yandan şirket, sistemlerine yapay zeka kabiliyetlerini dahil etmek üzere çalışmaktadır. [10]</p>
<p>Beyin-bilgisayar arayüzü Elon Musk’ın da ilgi alanlarından biridir. Mars’ta koloni kurmak gibi fütüristtik planlarıyla anılan Musk, sürücüsüz araçlar ve uydu interneti gibi zorlu pazarlarda belirleyici bir aktör olmayı başardı. Musk, Şubat 2021’de ilettiği bir gönderi ile takipçilerini, beyin-bilgisayar arayüzü alanında faaliyet gösteren şirketi Neuralink’te çalışmaya davet etmiştir. Musk’a göre şirket kısa vadede beyin/omurga yaralanmalarını çözmektedir. Uzun vadede ise “insan/yapay zeka simbiyozu” (insan/yapay zeka ortakyaşamı) düzeyinde önem arz edecektir. [11]</p>
<p>Neuralink’in sistemi, Synchron’ın aksine doğrudan beyne yerleştirilmesi gerekmektedir. 2016 yılında kurulan Neuralink, beyne yerleştirilecek mikroçipler sayesinde felç ve körlük gibi nörolojik rahatsızlıkları tedavi etmeyi ve engelli kişilerin hayat kalitesini artırmayı hedeflemektedir. Musk’a yönelik yoğun ilginin de bir sonucu olarak, konu kapsamındaki tartışmaların merkezinde yer alan Neuralink, Nisan 2024’te, elleri ve ayakları felçli bir kişinin beynine yerleştirilen çip sayesinde dizüstü bilgisayarı aracılığıyla satranç oynamasını başardığını duyurdu. [12]</p>
<p>Arttırılmış insanlık alanındaki faaliyetlerde elde edilecek ilerlemelerle, doğuştan ya da sonradan oluşan fiziksel engellerin yeni teknolojilerle birlikte ortadan kalktığını görebiliriz. Öte yandan bugün, temel gıda ve temiz suyu dahi tüm insanlığın erişimine sunamamış ve dahası sunmaktan kaçınmış bir küresel sistemin yüz yıl sonraki torunlarının engelleri ortadan kaldırabilmesini, yalnızca teknolojik gelişmelere bağlamak eksik bir değerlendirme olacaktır. Böyle bir sonucun doğması en temelde insanlığın ahlaki ve etik değerlere bağlı kalmasını gerektirmektedir.</p>
<p>Tüm toplumların, arttırılmış insanlık teknolojilerine erişebileceğini varsaysak dahi insanlığın ne düzeyde geliştirileceği ve bu süreçte doğal ve yapay arasındaki farkın ne düzeyde bulanıklaşacağı oldukça kritik belirsizliklerdir.</p>
<p>Arttırılmış insanlık doğrultusunda oluşan “süper insanların” olası kabiliyetlerinin fiziksel kabiliyetlerle sınırlı olmayacağını da vurgulamak gerekir. Kimi uzmanlara göre arttırılmış gerçekliğin yapay zeka ile birleşimiyle insanlık, duyusal süper güçler edinecektir. Buna göre akıllı gözlük ya da akıllı lensler gibi giyilebilir cihazlar aracılığıyla karşımızdaki kişilerin yalan söyleyip söylemediği, duygu durumları, finansal güç göstergeleri ve bağımlılık belirtileri gibi alanlarda analizlere erişebiliriz. [13] Ne derece etik olduğu ayrı bir tartışma konusu olsa da giyilebilir cihazların ölçeklenebilir benlik trendiyle yaygınlaşması ve computer vision kabiliyetlerinin artması doğrultusunda bu özelliklerin en azından belirli bir kısmının orta vadede son kullanıcılara sunulabileceği kolaylıkla ifade edilebilir<a href="https://www.savunmatr.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">.</a></p>
<p>Ancak bu gelecek öngörüsü çok ciddi soruları da beraberinde getiriyor:</p>
<p>Binlerce yıllık tarihinde doğadaki rolünü henüz içselleştirememiş olan insanlık, algoritmalarla birlikte nasıl yaşayacağına dair küresel etik değerler geliştirebilir mi?</p>
<ul>
<li>Network altyapılarının siber güvenliğinin sağlanmasında dahi zorlanılan bir çağda insan bedenin hacklenmesi riskiyle baş edilebilir mi? Ya da böyle bir risk kabul edilebilir mi?</li>
<li>Kendi istekleriyle sunulmuş olsa da vatandaşların sağlık verilerinin saklanması ve analiz edilmesinde devletlerin rolü nedir?</li>
<li>Yürüme engeli, renk körlüğü ve konuşma güçlüğü gibi zorluklarla mücadele eden insanlar,  yapay zeka ve arttırılmış insanlık teknolojileri yoluyla sağlıklı/normal insanların ortalama kabiliyet seviyesine mi yoksa bunun daha ilerisine mi erişecektir?</li>
<li>Doğal/normal karşısında yapay, her seferinde en iyi çıktıları mı sunar?</li>
<li>Engellerin ortadan kaldırılması gibi bir gerekçe yokken, tamamen keyfi biçimde insan anatomisinin değiştirilmesi mümkün, makul veya arzulanan bir durum olarak görülebilir mi?</li>
</ul>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/insanlik-doga-ve-yapay-zeka/">İnsanlık, Doğa ve Yapay Zeka: Doğal ve Yapay Arasındaki Fark Bulanıklaşıyor – SavunmaTR</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/05/Insanlik-yapay-zeka.jpg" medium="image" width="1024" height="1024" />
    </item>
    <item>
      <title>ÖLÇEKLERİ DEĞİŞTİREN YENİ: YAPAY ZEKA</title>
      <link>https://ozbilen.net/olcekleri-degistiren-yeni-yapay-zeka/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/olcekleri-degistiren-yeni-yapay-zeka/</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Sep 2024 17:27:42 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>Yapay zeka teknolojileri, sıkça başvurduğumuz bir kavram olmakla birlikte, bu alan yalnızca bir teknolojiyi ifade etmekten öteye geçmiş, teknolojiye yeni…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<figure class="al-c img"><a class="lb" href="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/Adsiz-720-x-720-piksel-720.webp" data-w="720" data-h="720"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/Adsiz-720-x-720-piksel-720.webp" alt="ÖLÇEKLERİ DEĞİŞTİREN YENİ: YAPAY ZEKA" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" width="720" height="720" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/Adsiz-720-x-720-piksel-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/Adsiz-720-x-720-piksel-720.webp 720w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></a></figure>
<p>Yapay zeka teknolojileri, sıkça başvurduğumuz bir kavram olmakla birlikte, bu alan yalnızca bir teknolojiyi ifade etmekten öteye geçmiş, teknolojiye yeni bir boyut, ölçek ve daha önceki yöntemlerden farklı “yeni bir yön” kazandırmıştır. Bu alanda devam eden sayısız gerekli ve gereksiz tartışma arasında, bu yolda ilerlemeyi, kendi yöntemlerimizi geliştirmeyi ihmal etmemeliyiz. Çünkü bu ihmal hem şirketler hem de toplumlar için geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuracaktır. Yapay zeka henüz yeni ve başlangıç aşamasında olmasına rağmen, yapay zekanın ölçülebilen pazarı bize çok şey anlatmaktadır. Kişisel tahminime göre, önümüzdeki yıllarda meydana gelecek gelişmeler, yapılan tüm araştırma tahminleri ve beklentilerin ötesine geçecek. Ancak, derinliği olmayan, yeni bir katkı sunmayan ve sadece bir etiket olmaktan öteye gitmeyen çalışmaları elemek de büyük önem taşımaktadır. Şimdi, bu çalışma ile önemli rakamlar çevresinde, başlangıçtan bugüne kadar olan yolculuğumuzu tekrar gözden geçirelim ve karşılaştığımız gerçeklikle yüzleşelim. Çünkü ama’sız, lakin’siz, fakat’sız yeni bir gerçeklikle karşı karşıyayız… Yapay zeka, bugüne kadar var ettiğimiz tüm sistemi, sektörleri ve kültürü dönüştürme gücüne sahip.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisinin gerçekliğiyle yüzleşmenin oyunda kalmanın ana unsuru haline geldiği şu günlerde yapay zeka teknolojisiyle yüzleşmenin en hızlı yollarından biri pazarın büyüklüğüyle yüzleşmekten geçiyor.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 1:</strong></p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-1-1105.webp" alt="ÖLÇEKLERİ DEĞİŞTİREN YENİ: YAPAY ZEKA" decoding="async" loading="lazy" width="1105" height="550" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-1-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-1-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-1-1105.webp 1105w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p class="ta-c"><strong>Kaynak:</strong> <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://marketresearch.biz/report/artificial-intelligence-market/">https://marketresearch.biz/report/artificial-intelligence-market/</a></p>
<p>Mart 2023’te yayınlanan bir çalışmaya göre küresel yapay zeka pazarı 2022 yılında 111,7 milyar dolarlık bir hacme sahipken 2032 yılına gelindiğinde pazar büyüklüğünün 2.371,5 milyar dolarlık bir hacme erişmesi öngörülmektedir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 2:</strong></p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-2-1095.webp" alt="ÖLÇEKLERİ DEĞİŞTİREN YENİ: YAPAY ZEKA" decoding="async" loading="lazy" width="1095" height="553" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-2-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-2-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-2-1095.webp 1095w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p class="ta-c"><strong>Kaynak: </strong><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://market.us/report/artificial-intelligence-market/">https://market.us/report/artificial-intelligence-market/</a></p>
<p>Ocak 2024’te yayınlanan bir çalışmaya göre 2022 yılından 2032 yılına gelindiğinde küresel yapay zeka pazarı 129 milyar dolardan 2.745 milyar dolar seviyesine erişecektir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 3:</strong></p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-3-918.webp" alt="ÖLÇEKLERİ DEĞİŞTİREN YENİ: YAPAY ZEKA" decoding="async" loading="lazy" width="918" height="552" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-3-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-3-918.webp 918w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p class="ta-c">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.precedenceresearch.com/artificial-intelligence-market">https://www.precedenceresearch.com/artificial-intelligence-market</a></p>
<p>Ekim 2023’te yayınlanan başka bir çalışmaya göre ise 2022 yılında küresel yapay zeka pazarının büyüklüğü 454,12 milyar dolarken 2032 yılında pazar büyüklüğü 2.575,16 milyar dolar seviyesine erişecektir. Söz konusu çalışmaya göre 2022 yılında küresel yapay zeka pazarındaki gelirlerin %23,38’i donanım, %36,98’i yazılım ve %39,64’ü servisler kaynaklı olarak elde edilmiştir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 4:</strong></p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-4-792.webp" alt="ÖLÇEKLERİ DEĞİŞTİREN YENİ: YAPAY ZEKA" decoding="async" loading="lazy" width="792" height="574" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-4-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-4-792.webp 792w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p class="ta-c"><strong>Kaynak:</strong><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.idc.com/getdoc.jsp?containerId=prUS50454123#:~:text=Worldwide%20Spending%20on%20AI%2DCentric,in%202023%2C%20According%20to%20IDC">https://www.idc.com/getdoc.jsp?containerId=prUS50454123#:~:text=Worldwide%20Spending%20on%20AI%2DCentric,in%202023%2C%20According%20to%20IDC</a></p>
<p>IDC tarafından yayınlanan bir çalışmaya göre 2023 yılında en çok yapay zeka yatırımı gerçekleştirmesi öngörülen sektörler bankacılık, perakende ve profesyonel hizmetlerdir. Çalışma sonuçlarına göre yapay zeka merkezli sistemlere yapılan küresel harcamaların 2023 yılında 154 milyar dolar seviyesinde olduğu ve bu değerin 2026 yılında 300 milyar dolara aşacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 5:</strong></p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-5-1180.webp" alt="ÖLÇEKLERİ DEĞİŞTİREN YENİ: YAPAY ZEKA" decoding="async" loading="lazy" width="1180" height="510" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-5-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-5-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/olcek-degistiren-yapay-zeka-5-1180.webp 1180w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p class="ta-c"><strong>Kaynak: </strong><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.precedenceresearch.com/artificial-intelligence-market">https://www.precedenceresearch.com/artificial-intelligence-market</a></p>
<p>Yapay zekanın olası etki alanlarını inceleyen çalışmalar adeta A’dan Z’ye küresel ekonomide değer üreten tüm sektörleri bir çırpıda sayıyor. Görsel 5’te belirtildiği üzere, son kullanıcılardan elde edilen gelirler bağlamında değerlendirildiğinde sağlık, finans, medya, reklamcılık, perakende, otomotiv, ulaşım ve üretim bu süreçte öne çıkan sektörlerdir.</p>
<p>Yapay zeka pazarının gelişimine dair veriler yeterince açık olsa da yapay zeka teknolojisi oldukça ileri seviyede know-how gerektiren ve yüksek maliyetli bir teknolojidir.</p>
<p>Küçük modellerde dahi 700-1.500 dolar seviyesindeki GPU maliyetlerine katlanmak gereklidir. GPT-2 veya benzeri büyük modeller için birden fazla üst düzey GPU’ya ve AI accelerator gibi farklı donanımlara ihtiyaç duymaktadır. Bu seviyede kullanılabilecek GPU’ların birim maliyeti 10.000-20.000 dolar arasındadır. <a href="https://www.savunmatr.com/olcekleri-degistiren-yeni-yapay-zeka/#_ftn1" target="_blank" rel="noopener noreferrer">[1]</a></p>
<p>GPU’lara kıyasla düşük maliyetlere erişilebilmekle birlikte programlama gereksinimleri daha zor olan FPGA’lere 5 dolar seviyesi itibariyle erişmek mümkündür. Bununla birlikte ileri seviye uygulamaların gereksinim duyabileceği gelişmiş FPGA’lerin fiyatı 10.000 dolar seviyesini aşabilmektedir. <a href="https://www.savunmatr.com/olcekleri-degistiren-yeni-yapay-zeka/#_ftn2" target="_blank" rel="noopener noreferrer">[2]</a></p>
<p>Yüksek donanım maliyetlerine ek olarak kendi donanımlarını kullanmayı tercih eden yapay zeka kullanıcıları yılda yaklaşık 2.000-5.000 dolar seviyesindeki elektrik ve bakım masraflarına da katlanmak durumundadır.<a href="https://www.savunmatr.com/olcekleri-degistiren-yeni-yapay-zeka/#_ftn3" target="_blank" rel="noopener noreferrer">[3]</a></p>
<p>Kamuoyunda yayınlanan bir çalışmaya göre “Generative AI Data Center” alanında sunucu altyapısı ve operasyonel maliyetlerin 2028 yılına kadar 76 milyar dolar seviyesini aşması öngörülmektedir.<a href="https://www.savunmatr.com/olcekleri-degistiren-yeni-yapay-zeka/#_ftn4" target="_blank" rel="noopener noreferrer">[4]</a></p>
<p>Yapay zeka teknolojisinin toplam maliyeti; donanım ve diğer altyapı maliyetlerine ek olarak yüksek çalışan, veri toplama ve depolama maliyetleri gibi farklı parametreleri de içeriyor.</p>
<p>Kıyasla düşük maliyetlerle geliştirilebilen teknolojilerde dahi Ar-Ge yatırımlarının devamlılığını korumak ve büyük bir disiplinle sonuca doğru ilerlemek oldukça zor bir durum olagelmiştir.  Yapay zeka teknolojisi özelinde ise bu hal çok daha farklı bir boyuta erişebilmektedir.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisinin ekonomik ve teknolojik kabiliyetler açısından önemini konuşmak malumu tekrar ve tekrar bildirmek anlamına gelse de teknolojinin gerektirdiği güçlü yatırımlar bu malumun dile getirilmesini engelleyebiliyor. Veya teknolojinin yalnızca teknoloji devleri üzerinden okunmasına neden olabiliyor. Bu süreçte yapılabilecek en büyük hata da tam bu noktada başlıyor.</p>
<p>Yapay zeka teknolojileri alanında Ar-Ge yatırımları gerçekleştirmenin çok büyük kaynaklar gerektirdiği açık. Bununla birlikte güçlü finansal kaynakları ve uzun yıllara dayanan veri toplama çabalarıyla teknoloji devlerinin yapay zeka ekosistemine sunduğu katkıları tek olası merkez olarak görmek son derece basiretsiz bir tutum olacaktır. Yalnızca Google’ın DeepMind Alphago sisteminin 1.920 CPU ve 280 CPU gerektirdiği veya OpenAI’ın milyarlarca dolarlık kaynağa eriştiği gibi haberlere odaklanırsak, teknoloji devlerinin büyüklüğüne imrenmenin ötesine geçemeyiz.<a href="https://www.savunmatr.com/olcekleri-degistiren-yeni-yapay-zeka/#_ftn5" target="_blank" rel="noopener noreferrer">[5]</a></p>
<p>Milyarlarca dolarlık yatırım alabilen bu dev organizasyonların yönetimsel sorunları veya adeta uçsuz bucaksız büyük verilerini anlamlı hale getirmenin maliyetleri ayrıca incelenebilir. Ancak eğer burada hedef sektörde diğer aktörlerin başarılı olabilmesi için bir strateji inşa etmek ise başarıyı dev rakiplerinin karşılaştığı zorluklara indirgemek de özgüvensiz ve yanıltıcı bir bakış açısı inşasından ileriye gidemeyecektir.</p>
<p>Öncelikle yapay zeka algoritmalarının çıktılarından faydalanmak için küresel pazarı domine eden bir arama motoru ya da e-perakende sektörünü şekillendiren bir hizmet sağlayıcısının veri gücüne eş değer bir güce sahip olmak zorunda olunmadığı fark edilmelidir. Belirli bir amaç etrafında toplanmış ya da üretilmiş nispeten kısıtlı verilerin bile birçok dikey ürünleşmenin ortaya çıkması için yeterli olabileceği gerçekliği ile hareket edilmelidir.</p>
<p>Bu gerçekliği benimseyen ve “zaten kaybedeceğiz” algısından kurtulan aktörlerin ise aşması gereken gerçek bir sorun bulunmaktadır. İşlem gücü “computing power”… Yüz binlerce dolarlık maaşlarla küresel aktörler için değer üreten meslektaşlarına benzer kabiliyetlerde pek çok yenilikçi araştırmacının aşması gereken en temel sorun, işlem gücü gereksinimleridir. Bu kaynağı araştırmacıların fonlamasını ya da fon elde etme sürecini bu kişilerin organize etmesini beklemek sürdürülebilir bir gelişimi mümkün kılmayacaktır.</p>
<p>Yapay zeka için gerekli olan işlem gücünün bulut temelli ortak paylaşım prensibine göre açılması, “shared resources” yaklaşımı doğrultusunda etkin kaynak yönetimini mümkün kılacaktır. Teknolojik gelişimi tabana yaymayı sağlayacak bu süreç yapay zeka teknolojisinin erişilebilirliğini artıracaktır.</p>
<p>Bu sürecin vadettiği değeri sunabilmesi ise altyapıların en verimli biçimde kullanılmasına odaklanan kapsamlı bir planlamayı gerektirmektedir. Bunun yoksunluğunda binlerce dolarlık altyapının; birer sergi ve fuaye alanı haline gelen “teknoloji merkezlerine” kaynaklık etmesinin ve bölgesel elitlerin bir yenisinin oluşmasının ötesine geçilemez.</p>
<p>Kaynakların doğru aktörlerle buluşmasını mümkün kılamadığımız müddetçe yapay zeka pazarının güçlü ekonomik çıktılarını büyük bir şaşkınlıkla anmaya, teknoloji devlerinin ve diğer küresel elitlerin başarılarına hayran kalmaya ve küresel elitlerin etik değerleriyle şekillenen teknolojilerin kullanıcısı olmaya mahkum kalmak durumundayız.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisinin varlığı ve yokluğu arasındaki derin fark acil ve planlı biçimde bu yeni gerçeklik doğrultusunda çalışmayı gerektiriyor. Kazananlar ve izleyenler arasındaki derin farkı birkaç yıl içerisinde gözlemleyeceğiz. Hangi grupta olacağımız ise bu hususta neler yaptığımıza bağlı olarak şekillenecek.</p>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/harekat-kodu-artirilmis-insan-askerler/"></a><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/olcekleri-degistiren-yeni-yapay-zeka/">Ölçekleri Değiştiren Yeni: Yapay Zeka – SavunmaTR</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/04/Adsiz-720-x-720-piksel.png" medium="image" width="720" height="720" />
    </item>
    <item>
      <title>HAREKAT KODU: ARTIRILMIŞ İNSAN ASKERLER</title>
      <link>https://ozbilen.net/harekat-kodu-artirilmis-insan-askerler/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/harekat-kodu-artirilmis-insan-askerler/</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Sep 2024 17:05:23 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>Askeri unsurların üstün kabiliyetlere sahip olması, bu husustaki hedeflerin gerçekleştirilmesinin ana kaynağı olagelmiştir. Muharebe sahalarının ve sınır…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<figure class="al-c img"><a class="lb" href="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-2-827.webp" data-w="827" data-h="591"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-2-827.webp" alt="HAREKAT KODU: ARTIRILMIŞ İNSAN ASKERLER" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" width="827" height="591" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-2-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-2-827.webp 827w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></a></figure>
<p>Askeri unsurların üstün kabiliyetlere sahip olması, bu husustaki hedeflerin gerçekleştirilmesinin ana kaynağı olagelmiştir. Muharebe sahalarının ve sınır hatlarının zorlu koşulları altında askerlerin; yüksek dayanıklılık, güç ve hız gibi fiziksel kabiliyetlerin yanı sıra liderlik, takım çalışması ve kriz yönetimi gibi sosyal kabiliyetlere de sahip olması gerekmektedir. Askerlerin psikolojik üstünlüklerinin korunması ise bu süreçteki temel bir koşuldur.</p>
<p>Nisan 1988 tarihinde Washington Post’ta çıkan ve 2000 yılında CIA tarafından ayrıca erişime açılan bir habere göre, ABD Ordusu’nun endorfin, meditasyon, paranormal ve diğer olağandışı performans iyileştirme yöntemlerine olan ilgisi yeni bir şey değildir. Ordu, duyu dışı algılama (altıncı his), “extrasensory perception (ESP)” üzerine çeşitli testler yürütmüştür. Öte yandan söz konusu yayına göre, askeri ve istihbarat birimleri Sovyetler Birliği’nin psişik yeteneklerin geliştirilmesinde ilerleme kaydettiği yönünde endişeleri bulunmaktadır. Buna göre, “Ruslar, başkalarının davranışlarını etkileyebiliyor, duyguları veya sağlığı değiştirebiliyor ve zihinsel telepati yoluyla insanları bayıltıp öldürebiliyorlardı.” Dahası psişik alanındaki Batılı araştırmacıların bazıları, nükleer tesislerdeki ABD veya müttefik personeline yönelik subliminal algı tekniklerinin (subliminal mesaj, televizyon sinyalleri veya telepatik yollarla taşınabilir) zararlı etkilerinden endişe duymaktaydı.[1]</p>
<p>Güvenlik güçlerinin psişik alanındaki olası faaliyetleri ayrı bir araştırma konusunu teşkil ediyor. Bununla birlikte doğrudan CIA’in veri tabanından erişilebilen bu yayının günümüzle taşıdığı ortaklıklar, oldukça ilgi çekicidir:</p>
<p><strong>(1)</strong> Güvenlik güçleri, üstünlük elde edebilmek adına yeni kabiliyetler edinmek durumundadır.</p>
<p><strong>(2)</strong> Kritik etkiler doğurabileceği değerlendirilen alanlarda rakip unsurların faaliyetleri, manipülatif ifadelerin kullanılmasını gerektirebilecek düzeyde tedirgin edicidir.</p>
<p>Bugün yapay zeka, tümüyle benzer koşullar altında güvenlik stratejilerini belirliyor.  Elbette bu süreç, geçmişte farklı örneklerde de gözlendiği üzere pek çok bilinçli ve bilinçsiz balonu içerisinde barındırıyor.</p>
<p>SXSW 2024’te değerlendirmelerde bulunan ABD’li askeri yetkili Troy Denomy,  ilk zamanlarda ordudaki liderlerin “Hey Troy, yapay zeka istiyorum… benim için yapay zeka işleri yap” şeklinde diyaloglarıyla karşılaştığını ifade etmiştir. Denomy bu hususta orduda önemli bir öğrenmenin gerçekleştiğini vurgularken, “Yapay zeka her derde deva değil, bir araçtır.” ifadesini kullanmıştır. [2]</p>
<p>Hangi amaçla, hangi temel öncelikler için kullanılacağı belirlenmediği durumda yapay zeka, yeni bir harcama maddesi olmanın ötesine geçemez. Bu temel ilke ile hareket edebilmek adına dönüşümü doğru biçimde okumak ve olası etkilerin güç ve kapsamını doğru biçimde belirlemek son derece önemlidir.</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-3-1792.webp" alt="HAREKAT KODU: ARTIRILMIŞ İNSAN ASKERLER" decoding="async" loading="lazy" width="1792" height="1024" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-3-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-3-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-3-1600.webp 1600w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-3-1792.webp 1792w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p>Muharebe sahasının insansızlaşması, yeni bir fenomen olarak gelişirken; savaş ve barış ortamının karmaşık ve değişken ortamı için insan, hala önemli bir unsur olmayı sürdürüyor. Hava savunma platformları ve insansız kara-hava-deniz platformları gibi askeri kabiliyetlere sunduğu güçle muharebe sahasının insansızlaşmasını hızlandıran yapay zeka, bir yandan da insan unsurunun kabiliyetlerini artırıyor.</p>
<p>Artırılmış insanlık “augmented humanity” işte bu noktada kendisini gösteriyor. Mayıs 2021’de İngiltere Savunma Bakanlığı tarafından “Human Augmentation – The Dawn of a New Paradigm” başlığı ile yayınlanan bir rapora göre, savaşın merkezinde yer alan insanın, savaşın en zayıf halkasını oluşturması bir paradokstur. Görevi ne olursa olsun (dron pilotu, piyade, siber güvenlik uzmanı vb.) düşmanları ve çevreyi yenebilmesi adına güvenlik birimlerinin daha güçlü, daha hızlı, daha zeki, daha dirençli ve mobil olmaları istenmektedir. Bu noktada Bakanlık, “öldürücülüğü, hayatta kalma kabiliyetini ve hareketliliği artıran teknolojiler” tasarladıklarını vurgulamıştır. Bakanlığa göre, teknoloji daha sofistike hale geldikçe bilim insanları, insanlardan ziyade makineler üzerinde yoğunlaşmış olsa da bu durum değişmeye başlamıştır. [3]</p>
<p><strong>Artırılmış insan askerler hangi özellikleriyle ayrışabilir?</strong></p>
<p><strong>Fiziksel Performans</strong></p>
<ul>
<li>Artan güç, hız ve dayanıklılık</li>
<li>Gelişmiş duyu işlevleri ve kapsamı</li>
</ul>
<p><strong>Psikolojik Performans</strong></p>
<ul>
<li>Dikkat, uyanıklık ve belleğin iyileştirilmesi</li>
<li>Algılama ve durumsal farkındalığın artması</li>
<li>Daha iyi karar verme</li>
<li>Daha etkili öğrenme</li>
</ul>
<p><strong>Sosyal Performans</strong></p>
<ul>
<li>İletişimin iyileştirilmesi</li>
<li>Daha iyi grup uyumu – daha güçlü birlikler</li>
</ul>
<p><strong>Sağlık ve Savaşa Hazırlık</strong></p>
<ul>
<li>Artan sağlık ve iyi oluş (refah)</li>
<li>Yaralanmalardan ve yaralardan hızlı iyileşme</li>
<li>Geliştirilmiş dayanıklılık ve kararlılık [4]</li>
</ul>
<p>Temmuz 2021’de değerlendirmelerde bulunan ABD Uzay Kuvvetleri Bilim, Teknoloji ve Araştırma Direktörü Joel Mozer’e göre, geçen yüzyılda Batı uygarlığı sanayiye dayalı bir toplumdan bilgiye dayalı bir topluma dönüştü. Ancak bugün, “human augmentation” çağının eşiğindeyiz. Buna göre stratejik rakiplerinin gerisinde kalmamak için ABD’nin, ulusal savunma alanındaki faaliyetlerinde bu yeni çağı benimsemesi gerekmektedir. Mozer’e göre teknoloji, insan zekası ile makine verimliliğinin, gücünün ve hızının birleşimi ile “süper insan” yetenekleri yaratabilir. Gelecek on yılda, bu tür insan-makine iş birliğinin yeni seviyelerine ulaşacağız ve sonuç olarak hayal bile edilemeyen yeni yetenekler göreceğiz. [5]</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-4-827.webp" alt="HAREKAT KODU: ARTIRILMIŞ İNSAN ASKERLER" decoding="async" loading="lazy" width="827" height="591" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-4-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-4-827.webp 827w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p>Aralık 2020’de değerlendirmelerde bulunan dönemin Fransa Savunma Bakanı Florence Parly ise insanlığın uzun zamandır savaşlarla mücadele edebilmek için fiziksel veya bilişsel yeteneklerini artırmanın yollarını aradığını vurgulamıştır. Bu noktada Parly, muhtemel ilerlemelerin, askerlerin bedenlerine kapasite artırıcı özelliklerin eklenmesine yol açabileceğini belirtmiştir. [6]</p>
<p>Şubat 2021 tarihli bir rapora göre Fransa “artırılmış asker” kavramını, etik değerler kapsamında ele almakta ve insan genetiğinde değişimlerin oluşmasına kaynaklık edebilecek teknolojileri reddetmektedir. Öte yandan rapora göre bu, artırılmış askerlere ilgi duyulmadığı anlamına gelmemektedir. Fransa, “Spiderman” tipi artırılmış askerler yerine “Iron Man” tipi artırılmış askerlere odaklanmaktadır. [7]</p>
<p>Marvel evrenindeki kurgusal gelişmeler doğrultusunda bu süreç ele alındığında Fransızların askerlerine, radyoaktif bir örümcek tarafından ısırılarak genetiği değişen Spiderman yerine yapay zeka destekli zırhı ile ileri seviye özellikler taşır hale gelen Iron Man’e benzer kabiliyetlere kazandırmaya odaklandığını söylemek gerekir.</p>
<p>ABD ordusu tarafından 2019 yılında yayınlanan bir rapora göre, ABD Savunma Bakanlığı personelleri insan/makine geliştirme teknolojilerine ilişkin toplumsal farkındalık ve algıların küresel değerlendirmesini yapmalıdır. Buna göre, etik endişeler nedeniyle ABD’lilerin isteksiz kaldığı teknolojilerin düşman unsurlar tarafından daha kolay benimseneceği yönünde bir algı bulunmaktadır. Ancak raporda “düşmanların” bu teknolojilere karşı tutumlarının hiçbir zaman doğrulanmadığı belirtilmiştir. Öte yandan rapora göre, yeni teknolojilerin tanıtılmasının ardından ortaya çıkan toplumsal endişe, beklenmedik siyasi engeller yaratabilir ve değerine veya gerçekçi riskine bakılmaksızın yerel benimseme sürecini yavaşlatabilir. Küresel tutumların değerlendirilmesi, yeni teknolojilerin sosyo-politik engeller nedeniyle benimsenmesinin zor olabileceği ve düşmanca teknolojilerin benimsenmesinin muhtemelen daha kolay kabul edileceği yerlerin öngörülmesini sağlayacaktır. [8]</p>
<p>Artırılmış insanlara giden yolculukta, küresel yaklaşım, teknolojinin gideceği yönü belirleyecektir. Rapora göre, ABD Savunma Bakanlığı kontrolü altındaki dinamik yasal, güvenlik ve etik çerçevelerin geliştirilmesine yatırım yapmalıdır. Çerçeveler, bu teknolojilerin ABD ve diğer ülkelerde (“müttefik ve düşman”) ne kadar hızlı geliştiği göz önüne alındığında yetersizdir. Bu nedenle, Bakanlık, bireysel gizliliği korurken, güvenliği sürdürürken ve kişisel ve kurumsal riskleri yönetirken ABD ve müttefiklerinin tanımlanmış yararlarını en üst düzeye çıkaran ileriye dönük politikaları (iç ve dış) desteklemelidir. Bu çerçeveler ABD içinde veya dışında geliştirilen yeni teknolojilere hızlı ve duyarlı bir şekilde yanıt verecek şekilde yapılandırılmalıdır. [9]</p>
<p>Dolayısıyla etik; itibar, güvenilirlik ve temel ilkelere bağlılığın ötesinde teknolojinin gelişimine yön verebilecek en güçlü unsurlardan biridir. Bu bakımdan etik, temel teknolojilere yatırım yapma, özel sektörü belirli bir hedeflere yönlendirme, düşman unsurların doktrinlerini tespit etme ve olası artırılmış insan askerlerin varlığının müttefik doktrinlerle uyumluluğunu sağlama gibi teknoloji üzerinde sonuç doğurabilecek faktörlerde önemli bir etki alanına sahiptir. [10]</p>
<p>Kamuoyuna farklı dönemlerde yansıyan bilgilere göre ABD, askerlerinin güvenliğini korumak, fiziksel yaralanma riskini azaltmak, yorgunluğu azaltmak ve gücünü artırmak gibi hedefler doğrultusunda giyilebilir dış iskelet sistemleriyle ilgilenmektedir. Önemli bir örnek olarak 2018 yılında Lockheed Martin tarafından yayınlanan bir makaleye göre, şirket yapay zeka destekli dış iskelet sistemini geliştirmek üzere ABD ordusundan 6,9 milyon dolarlık bir kaynak temin etmiştir.</p>
<p>DARPA, yüksek performanslı, çift yönlü beyin-bilgisayar arayüzleri geliştirmeyi amaçlamaktadır. İnsansız hava araçlarının ve aktif siber savunma sistemlerinin kontrolü veya karmaşık askeri görevler sırasında başarılı bir şekilde çoklu görev yapmak için bilgisayar sistemleriyle ekip çalışması gibi çeşitli ulusal güvenlik uygulamalarının mümkün olabileceği değerlendirilmektedir. DARPA’ya göre sistem, ameliyat gerektirmeyecek ve insan tarafından taşınabilir olacaktır. [11]</p>
<p>2020 yılında kamuoyuna yansıyan bilgilere göre DARPA, askerlerin güvenli gıda ve suya erişim sınırlılıkları ile uyku bozuklukları gibi yaygın sağlık sorunlarına karşı dirençli hale getirilmesi için çalışmaktadır. DARPA bu gerekliliği, deri altına implante edilen veya yutulup bağırsakta tutulan cihazlar aracılığıyla karşılamayı hedeflemektedir. [12]</p>
<p>DARPA tarafından yürütülen başka bir program, askeri faaliyetler kapsamında önem arz eden aşırı doz oploid’e  (ağrı kesici veya uyuşturucu olarak kullanılan opioid türü ilaçların tehlikeli seviyelerde tüketilmesi), organofosfat zehirlenmesine (tarım ilaçları gibi organofosfat içeren kimyasallara maruz kalma sonucu ortaya çıkan zehirlenme durumu), gama ışınlarına maruz kalmaya ve influenza enfeksiyonuna karşı koymaya odaklanmaktadır. Program, genoma kalıcı değişiklik yapmadan bu durumlara karşı önlemler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Öte yandan resmi olmayan değerlendirmelere göre, mevcut bilimsel bilgilerin çok ötesinde olmakla birlikte teorik olarak, hayvandan gen ekleyerek insanın işitme aralığını genişletmek veya gece görüşü sağlamak gibi yeni özellikleri askerlere sunabilecek kalıcı modifikasyonlar yapmak mümkün olabilir. [13]</p>
<p>ABD yönetiminin teknolojiden oldukça geniş çaplı katkılar beklemesi, rakiplerinin, alandaki faaliyetlerinden de benzer biçimde “endişe” etmesine neden olmaktadır.</p>
<p>2020 yılında değerlendirmelerde bulunan dönemin ABD Ulusal İstihbarat Direktörü John Ratcliffe, Çin yönetiminin; ABD’ye ve gezegenin geri kalanına ekonomik, askeri ve teknolojik olarak hakimiyet kurma niyetinde olduğunu belirtmiştir. ABD istihbaratına dayandırdığı bilgilerde Ratcliffe, Çin’in biyolojik olarak gelişmiş yeteneklere sahip askerler geliştirme hedefiyle askerler üzerinde insan testleri yaptığını ifade etmiştir. [14]</p>
<p>ABD ordusu tarafından desteklenen bir topluluk olan Mad Scientist Laboratory’de 2023 yılında yayınlanan bir analizde Çin’in Sivil-Askeri Bütünleşme (Civil-Military Fusion) ulusal stratejisinin, Çin askerlerinde sürüngen gece görüşü veya yüksek zeka gibi belirli özellikler yaratmayı hedefleyen gen düzenleme çabalarını içerdiğini iddia etmiştir. [15]</p>
<p>ABD’nin Çin ile girdiği teknolojik savaş, ABD’li otoritelerin Çin’in faaliyetlerine mevcudun ötesinde bir anlam yüklemesi ile sonuçlanabilmektedir. Bununla birlikte ikiz bebeklerin genleriyle oynayan bilim insanı He Jiankui’nin “tıbbı yasa dışı şekilde kullanma” suçlamasıyla yargılandığı davada yalnızca 3 yıl hapis cezası ve 3 milyon yuan (430 bin dolar) para cezasına çarptırılması dikkat çekicidir. [16] 2024 yılında değerlendirmelerde bulunan He Jiankui, tutuklanmasına neden olan müdahalesi ile “gurur” duyduğunu belirtmiştir. He Jiankui, HIV’e karşı bağışıklı hale geldiğini iddia ettiği ikizlerin, genlerinde tıbbi amaç dışında herhangi bir değişiklik yapılmadığını belirtmiştir.[17]</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-5-827.webp" alt="HAREKAT KODU: ARTIRILMIŞ İNSAN ASKERLER" decoding="async" loading="lazy" width="827" height="591" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-5-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-5-827.webp 827w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p>Yapay zeka, beyin-bilgisayar arayüzü ve biyoloji gibi alanlardaki ilerlemeler doğrultusunda, normal ve yapay arasındaki çizgi, “normal algısını” rahatsız edecek biçimde giderek bulanıklaşmaktadır.</p>
<p>Çin’in eski Genelkurmay Başkan yardımcısı Qi Jianguo, 2019 yılında yaptığı değerlendirmede, mekanik savaş çağında “hava hakimiyeti”, “deniz hakimiyeti” ve “elektromanyetik hakimiyetin” savaş alanını domine ettiğini; bilgi çağında ise “bilgi hakimiyeti”, “beyin hakimiyeti” ve “zeka hakimiyetinin” savaş alanına hakim olacağını belirtmiştir. Qi Jianguo’ya göre, yapay zekanın “her şeyi yapabilir” olduğunu düşünmekten kaçınılmalı, stratejik açıdan uyanık kalmalı ve yapay zekanın askeri alandaki uygulamalarına bilimsel bir bakış açısıyla yaklaşılmalıdır. Bilimsel olarak, yapay zekanın farklı gelişim aşamalarında ne yapabileceği, ne dereceye kadar yapabileceği ve insan zekası ile yapay zekanın derinlemesine entegrasyonu gerektiren alanlarda ne yapılabilir olduğu daha iyi cevaplanmalıdır. [18]</p>
<p>Açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre Çin ordusuna bağlı National University of Defense Technology (NUDT) yirmi yılı aşkın süredir beyin-bilgisayar arayüzü üzerine çalışmalar yürütmektedir. İlgili programa liderlik eden Hu Dewen’e göre: “Makinelerin yüksek işlevselliği ile insanların yüksek zekasının kombinasyonu, sistemlerin yüksek performansını sağlamak için önemli bir uygulama alanıdır.” Benzer biçimde Çin ordusuna bağlı Information Engineering University’de dron ve robot gibi cihazların beyin aracılığıyla kontrol edilmesine dair çalışmalar yürütülmektedir. [19]</p>
<p>PLA Daily’ye (Çin ordusuna bağlı basın kuruluşu) dayandırılan bir habere göre, Çinli kaynaklar “Savaş, bedenleri yok etme arayışından, rakibi felç etme ve kontrol etmeye doğru kaymaya başladı.” ifadesini kullanmıştır. Buna göre beyin, yeni silah konseptlerinin saldırı ve savunmasında ana hedef haline gelmiştir. Bu kapsamda “beyin kontrol silahları” gibi farklı olası kabiliyetler anılmaktadır. [20]</p>
<p>Çin’in artırılmış insanlığı etik bağlamda ele alış biçimi, Batı ile farklılaşabilmektedir. Mevcut özgür düşünce koşulları altında Batı, sanat dünyasının teknolojiye yönelik distopik anlatısının da etkisiyle oluşan negatif algılar ve toplumsal baskılarla, kıyasla daha yoğun biçimde mücadele etmek durumundadır. Bununla birlikte Çin, yönetmeliklerden ayrıştırılmış bir teknoloji gelişim bölgesi değildir. Örneğin, Şubat 2024’de Çin’de beyin-bilgisayar arayüzlerine ilişkin etik ilkeleri belirleyen bir kılavuz yayınlanmıştır. Kılavuza göre, beyin-bilgisayar arayüzü araştırmalarına katılacak deneklerin bilgi hakkına ve kişisel onuruna saygı gösterilmeli, karar verme özerkliklerine saygı duyulmalı ve insan beyninin yapısında, işlevsel ve zihinsel bilinç açısından mümkün olan en yüksek derecede bütünlük korunmalıdır. Beyin-bilgisayar arayüzü araştırmaları, riskler ve faydaları tam olarak değerlendirmelidir. Çocuk ve ergenlerin nöral gelişimini içeren çalışmalarda daha sıkı etik değerlendirme, inceleme ve risk önleme önlemleri benimsemelidir. [21]</p>
<p>Teknolojinin bilim kurgu gerçekliğine yaklaştığı şu günlerde, askeri kabiliyetlerdeki olası değişimleri ve bu husustaki perspektifleri anlamak, var olma mücadelesi için kritik bir öneme sahiptir. Öte yandan bu doğrultuda ilerlerken mevcut güdülerin; askerin farklı beslenme alışkanlıkları doğrultusunda güçlendirilmeye çalışıldığı MÖ. 5. yüzyıldan ya da sınırlı teknolojik kabiliyetler altında askerlerin psişik kabiliyetlerini artırmaya yönelik uygulamaların bulunduğu 20. yüzyıldan farklı olmadığının fark edilmesi gerekir.</p>
<p>Bugün etik tartışmalar bir kenara bırakılsa ve yukarıda zikredilen kabiliyetlerde çığır açıcı ilerlemeler bir anda elde edilse dahi askerler tarihte ilk kez korkudan arındırılmayacaktır. Farklı uyaranlarla korkudan arındırılmış, hissizleştirilmiş askeri birlikler, tarihte pek çok kez muharebe sahasında yerini almıştır.</p>
<p>Yine bu süreçte önemli olan bir diğer husus ne kadar şaşırtıcı sonuçlar doğursa da çağımız teknolojilerini askeri ve sivil alandaki tüm sorunlarımızı çözen, her zaman en iyi karşılığı sunan mucizevi varlık olarak algılamamakta gizlidir. Teknolojiye mevcut ve olası kabiliyetlerinin ötesinde anlamlar biçmek, hedeflenenin aksine temelde bir teknoloji balonu oluşturmak anlamına gelecektir.</p>
<p>Teknolojiye yönelik beklentilerimizi tanımlamak ve bu doğrultuda çıktılar elde etmek için öncelikle sorunlarımızı doğru biçimde tanımlamamız gerekir. Bu, artırılmış insan askerler gibi yeni ve çarpıcı askeri gerçeklikler için de geçerlidir.</p>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/veriye-dayali-savas-laboratuvari-rusya-ukrayna-savasindan-ogrendiklerimiz/"></a><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/harekat-kodu-artirilmis-insan-askerler/">Harekat Kodu: Artırılmış İnsan Askerler – SavunmaTR</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Adsiz-tasarim-2.png" medium="image" width="827" height="591" />
    </item>
    <item>
      <title>VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ</title>
      <link>https://ozbilen.net/veriye-dayali-savas-laboratuvari-rusya-ukrayna-savasindan-ogrendiklerimiz/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/veriye-dayali-savas-laboratuvari-rusya-ukrayna-savasindan-ogrendiklerimiz/</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Sep 2024 16:34:08 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>Modern muharebe alanlarında yüzleşilen yeni gerçeklikler, savunma sanayiinin sürekli biçimde yenilikçi çözümler geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Bu…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/09/1-750.webp" alt="VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" width="750" height="536" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/09/1-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/09/1-750.webp 750w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p>Modern muharebe alanlarında yüzleşilen yeni gerçeklikler, savunma sanayiinin sürekli biçimde yenilikçi çözümler geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Bu dönüşümün merkezinde veriye dayalı (data driven) yaklaşımların giderek daha fazla yer aldığına şahitlik ediyoruz. Büyük veri, yapay zeka, otonom sistemler, ELINT/SIGINT ve  nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojilerin askeri kabiliyetlere entegrasyonu daha etkili ve isabetli kararlar alınmasını sağlamaktadır.</p>
<p>Küresel savunma sanayii, büyük veri teknolojilerini kullanarak istihbarat, gözetim ve keşif (ISR) verilerinin tamamlayıcı değil doğrudan ana unsur olarak konumlandırılmasını sağlamaktadır.</p>
<p>Yapay zeka ve makine öğrenimi algoritmaları destekli askeri büyük veri altyapıları, tehditlerin tespit edilmesini ve çeşitli saldırılar için karşı öngörüler üretilmesini mümkün kılmaktadır. Böylece operasyonel kararlar için ciddi bir destek unsuru elde edilmektedir.</p>
<p>Otonom sistemler öncelikle, muharebe sahasının en değerli unsuru olan; insanın savaş alanına doğrudan müdahalesine olan ihtiyacı azaltmaktadır. Diğer yandan hedeflerin tespit edilmesi, analiz edilmesi ve imha edilmesi gibi kritik çıktıları yüksek performans ve verimlilikle gerçekleştirmektedir.</p>
<p>ELINT/SIGINT (elektronik istihbarat ve sinyal istihbarat); hedef unsurların iletişimini ve radar sinyallerini tespit ederek kritik bilgiler sağlamaktadır Böylelikle karşı tarafın hareketlerini ve stratejilerini önceden tahmin etme ve bunlara karşı önlemler geliştirme konusunda kıymetli bir avantaj sunmaktadır.</p>
<figure class="al-c img"><img width="840" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/09/2-1792.webp" alt="VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ" decoding="async" loading="lazy" height="480" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/09/2-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/09/2-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/09/2-1600.webp 1600w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/09/2-1792.webp 1792w" sizes="(max-width: 880px) calc(100vw - 40px), 840px"></figure>
<p>Yine bu süreçte daha geniş bir veri tarama düzeyine sahip olmak adına IoT sensörleri ile donatılmış ekipmanların varlığı kritik bir role sahiptir. Gerçek zamanlı veri toplama yeteneğinin temelini oluşturan IoT sensörler, sahadaki farkındalığı artırmaktadır.</p>
<p>Bu yazıda değerlendirilen başlıkların ötesine geçen ve bugün savaşın yeni normali haline gelen veriye dayalı enstrümanların kullanımı, benzeri görülmemiş bir seviyededir. Bu öyle bir seviyeye gelmiştir ki savaşın acı gerçekliğini bir an için bir yana bırakırsak dünyanın, daha önce deneyimlenmemiş birçok yöntemin test edildiği ve uygulandığı bir laboratuvar alanına dönüştüğünü söylemek yersiz bir ifade olmaz.</p>
<p>Rusya ve Ukrayna arasında devam eden çatışmalar ve 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından gelişen koşullar, modern muharebe alanlarının anlaşılabilmesi açısından son derece önemli bir örnektir.</p>
<p>Zira bu savaşta her türlü kritik veriyi toplama, birleştirme ve analiz etme yetkinliğine erişilmesi açısından son derece kapsayıcı çözümlere başvurulmaktadır. Gelinen noktada, daha önce savaş ortamında hiç kullanılmamış ya da kısıtlı bir kullanım bulmuş teknolojiler, bu savaşın ana unsurlarındandır.</p>
<p>Konvansiyonel askeri kabiliyetler bakımından Rusya karşısında daha geri pozisyonda olan Ukrayna, bu dezavantajını çoğunlukla Batı menşeli şirketlerin sağladığı yeni nesil ürünlerle kapatmaya çalışmaktadır. Bu yazıda, veriye dayalı savaşın temelleri ve uygulama alanları, Rusya-Ukrayna Savaşı doğrultusunda değerlendirilmiştir.</p>
<p><strong>Veriye Dayalı Savaşın Enstrümanları: Rusya-Ukrayna Savaşındaki Örnekler</strong></p>
<ul>
<li><strong>İstihbarat ve Gözetim</strong></li>
</ul>
<p><strong>(1.a.) Ticari Uydu Görüntüleme ve Analizi:</strong></p>
<p>Ticari uydu şirketleri ile işbirliği yapan Ukrayna, yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerine erişmiştir. Açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre, Maxar Technologies ve Planet Labs gibi firmalar Ukrayna’ya gerçek zamanlı uydu verileri sağlayarak orduya; askeri hareketliliği izleme ve hedef tespiti yapma imkanı sunmuştur. Bu bilgilere göre elde edilen görüntüler, Kiev etrafındaki Rus birliklerinin konumlarının belirlenmesinde kritik rol oynamıştır.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 1:</strong> 28 Şubat 2022’de Maxar Üzerinden Kiev’de Çekilmiş Askeri Konvoy</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim1-974.webp" alt="VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ" decoding="async" loading="lazy" width="974" height="531" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim1-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim1-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim1-974.webp 974w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p class="ta-c"><em><strong>Kaynak:</strong> “New Documentary on Ukraine Underscores the Importance of Maxar’s Commercial Satellite Imagery and Capabilities”, <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://blog.maxar.com/earth-intelligence/2023/new-documentary-on-ukraine-underscores-the-importance-of-maxars-commercial-satellite-imagery-and-capabilities">https://blog.maxar.com/earth-intelligence/2023/new-documentary-on-ukraine-underscores-the-importance-of-maxars-commercial-satellite-imagery-and-capabilities</a> (Erişim Tarihi: 20.06.2024).</em></p>
<p><strong>(1.b.) Yapay Zeka Destekli Görüntü Analizi:</strong> </p>
<p>Orbital Insight ve Descartes Labs gibi şirketlerin teknolojileri doğrultusunda Ukrayna’nın, yapay zeka tabanlı görüntü analiz sistemleri kullanarak uydu verilerini hızlı ve etkin bir şekilde analiz ettiği belirtilmektedir. Bu sistemlerin, potansiyel hedeflerin otomatik olarak tespit edilmesi ve sınıflandırılması için kullanılmış olduğunu tahmin etmek zor değildir. Bu teknolojilerin Ukrayna’nın Mariupol şehrindeki çatışmalarda, sivil ve askeri hedeflerin ayrımının sağlanmasında büyük rol oynadığı ifade edilmektedir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 2: </strong>23 Şubat 2023’de Kiev’de İnsan Hareketliliğini Gösteren Bu Görsel Orbital Insight Aracılığıyla Oluşturulmuştur.</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim2-908.webp" alt="VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ" decoding="async" loading="lazy" width="908" height="514" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim2-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim2-908.webp 908w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p class="ta-c"><em><strong>Kaynak:</strong> “Satellite Images Reveal how Russia’s Ukraine Invasion Unfolded”, <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://asia.nikkei.com/Politics/Ukraine-war/Satellite-images-reveal-how-Russia-s-Ukraine-invasion-unfolded">https://asia.nikkei.com/Politics/Ukraine-war/Satellite-images-reveal-how-Russia-s-Ukraine-invasion-unfolded</a> (Erişim Tarihi: 20.06.2024).</em></p>
<ul>
<li><strong>ELINT ve SIGINT Sistemleri</strong></li>
</ul>
<p>Elektronik istihbarat (ELINT) ve sinyal istihbaratı (SIGINT) sistemleri, Ukrayna’nın Rus askeri iletişimini ve radar sinyallerini izlemesi için olmazsa olmaz unsurlar arasındadır. Lockheed Martin tarafından geliştirilen AN/ALQ-217 Elektronik Destek Ölçüm (ESM) sistemi ve Raytheon’un AN/ALR-69A Radar Uyarı Alıcısı gibi sistemler, düşman iletişimlerini ve radar sinyallerini tespit etmekte kullanılmış ve Ukrayna’ya stratejik avantajlar sağlamıştır. Bu teknolojilerin, Rusya’nın radar ve iletişim sistemlerinin yerlerinin belirlenmesi ve etkisiz hale getirilmesinde kullanıldığı kamuoyuna sızan bazı raporlarda yer almaktadır.</p>
<p><strong>(2.a.) AN/ALQ-217 Elektronik Destek Ölçüm (ESM) Sistemi:</strong></p>
<p>AN/ALQ-217, Lockheed Martin tarafından geliştirilen ve radar sinyallerini pasif olarak algılayan bir sistemdir. Bu sistem, geniş frekans aralığında çalışan radar sinyallerini tespit ederek yerlerini ve çalışma mod’larını belirlemekte kullanılmaktadır. Ukrayna, bu sistemi kullanarak Rusya’nın hava savunma radarlarının konumlarını ve özelliklerini tespit etmiş, böylece söz konusu radar sistemlerini etkisiz hale getirmek için uygun karşı tedbirler geliştirmiştir. AN/ALQ-217’nin Ukrayna’nın hava operasyonlarında ve İnsansız Hava Araçlarının (İHA) güvenli operasyonlarında kritik bir rol oynadığı belirtilmektedir.</p>
<p><strong>(2.b.) AN/ALR-69A Radar Uyarı Alıcısı:</strong></p>
<p>Raytheon’un geliştirdiği AN/ALR-69A, gelişmiş radar uyarı alıcı sistemidir. Bu sistem, rakip unsurların radarlarının sinyallerini tespit ederek pilotlara uyarı vermekte ve radar kaynaklı tehditleri hızlı bir şekilde belirlemektedir.</p>
<p>Ukrayna’nın, bu sistemi kullanarak Rus radarlarının yaydığı sinyalleri analiz ettiği ve bu radarları hedef alarak operasyonel avantaj elde ettiği iddia edilmektedir. Sistemin, özellikle hava savunma unsurlarının etkinliğini azaltmada ve hava üstünlüğünü korumada önemli katkılar sağladığı rapor edilmiştir.</p>
<p><strong>(2.c.) Kripto Çözücü ve Radyo Dinleme Sistemleri:</strong></p>
<p>Ukrayna’nın, ELINT ve SIGINT kapasitelerini artırmak için kripto çözücü sistemler ve ileri radyo dinleme cihazları kullandığı bilinmektedir. Bu sistemlerin, Rus askeri birliklerinin şifreli iletişimlerini çözerek kritik istihbarat bilgileri elde etmek üzere kullanıldığını tahmin etmek zor değildir. Örneğin, Harris Corporation’ın RF-300 serisi radyo alıcılarının, geniş bantlı frekans spektrumunu izleyerek Rus iletişimini yakalamakta ve çözümlemekte kullanıldığını değerlendirilebilir. Bu sayede Ukrayna, askeri stratejilerini şekillendirmek için çok değerli bilgiler elde edebilmektedir.</p>
<p><strong>(2.d.) Yer Tabanlı Dinleme İstasyonları:</strong></p>
<p>Ukrayna, stratejik bölgelerde yer tabanlı dinleme istasyonları kurarak Rusya’nın askeri hareketlerini izlemektedir. Bu istasyonlar, geniş frekans spektrumunu tarayarak düşman iletişimlerinin ve elektronik sinyallerinin tespit edilmesi adına kullanılmaktadır. Bu bilgiler doğrultusunda Ukrayna’nın, sahadaki birliklerine gerçek zamanlı istihbarat sağlayarak operasyonel etkinliğini arttırdığı açıktır. Örneğin, Kiev yakınlarında kurulan dinleme istasyonları, Rus askeri birliklerinin iletişimlerini izleyerek bazı saldırı planlarını önceden tespit etmiş ve buna göre karşı önlemler alınmasını sağlamıştır.</p>
<p><strong>(2.e.) HARM Füzeleri ve Elektronik Savaş (EW) Uçakları:</strong></p>
<p>Ukrayna, ABD menşeili AGM-88 HARM (High-speed Anti-Radiation Missile) füzelerini Rus radar sistemlerini etkisiz hale getirme hedefi doğrultusunda kullanmaktadır. Bu füzeler, karşı unsurların radarlarının sinyallerini hedef alarak onları yok etmek için tasarlanmıştır.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 3. </strong>Bölgede Kullanılan AGM-88 HARM’a Ait Bir Görsel</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim3-572.webp" alt="VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ" decoding="async" loading="lazy" width="572" height="430" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim3-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim3-572.webp 572w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p>Ukrayna’nın sahadaki kabiliyetleri, güçlü elektronik karıştırma sistemleri ile donatılan ve karşı unsurların radar ve iletişim sistemlerini etkisiz hale getirmek üzere tasarlanan elektronik savaş uçaklarını da içermektedir. Bu kapsamda Ukrayna elektronik savaş uçaklarını (örneğin EA-18G Growler) kullanarak Rus iletişim ve radar sistemlerini bozma operasyonları gerçekleştirmiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Sosyal Medya ve Açık Kaynak İstihbarat (OSINT)</strong></li>
</ul>
<p><strong>(3.a.) Sosyal Medya İzleme:</strong></p>
<p>Batılı teknolojiler doğrultusunda Ukrayna, sosyal medya platformlarından toplanan verileri kullanarak Rus askeri hareketlerini izleme ve halkın moralini değerlendirme imkanı elde etmiştir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Ukrayna, Hootsuite ve Sprout Social gibi sosyal medya analiz araçlarını kullanmakta böylelikle, halkın duygusal tepkilerini ve bilgi akışını analiz etmektedir.</p>
<p>Rusya’nın dezenformasyon kampanyalarını tüm süreç boyunca yoğun biçimde kullanması doğrultusunda bu tür araçlardan istifade edilmesi son derece akıllıca bir yaklaşım olmuştur.</p>
<p><strong>(3.b.) Crowdsourced İstihbarat:</strong></p>
<p>Ukrayna, halktan gelen bilgi ve görüntüleri toplamak için crowdsourcing yöntemlerini yaygın şekilde kullanmıştır. Ushahidi gibi platformların, cephe hattındaki olaylar ve düşman hareketleri hakkında hızlı bilgi elde edilmesini sağladığı da rapor edilen bilgiler arasındadır.</p>
<p>Bu örnek, halk tarafından paylaşılan cep telefonu görüntüleri ve konum bilgilerinin, karşı unsurların yerlerinin belirlenmesinde kullanımının bugün simetrik ve asimetrik savaş pratiğinin vazgeçilmez bir pratiği olduğunu bir kez daha göstermiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Otonom ve Yarı Otonom Platformlar</strong></li>
</ul>
<p><strong>(4.a.) Bayraktar TB2 Drone’ları:</strong></p>
<p>Ukrayna, Türk yapımı Bayraktar TB2 drone’larını kullanarak savaş alanında önemli avantajlar elde etmiştir. Yapay zeka tabanlı hedef tanıma ve saldırı yetenekleri ile donatılan Türk drone’ları; gerçek zamanlı veri analizi yaparak etkin operasyonlar gerçekleştirilebilmesinde ana unsur haline gelmiştir. Bu doğrultuda, Kiev yakınlarındaki Rus konvoylarına yapılan saldırılarda Türk drone’ların etkinliği uluslararası kamuoyunun dikkatini haliyle çekmiştir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 4:</strong> Bayraktar TB2 Drone’ları Ukrayna’da</p>
<figure class="al-c img"><img width="661" src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim4-349.webp" alt="VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ" decoding="async" loading="lazy" height="441" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Resim4-349.webp 349w" sizes="(max-width: 701px) calc(100vw - 40px), 661px"></figure>
<p><strong>(4.b.) Yarı Otonom Kara Araçlar:</strong></p>
<p>Ukrayna, savaş alanında yarı otonom kara araçlarını da kullanmaktadır. Robo-Team’s Probot ve Milrem Robotics’in THeMIS gibi araçların uzaktan kumanda ile yönetildiği ve yapay zeka algoritmaları ile engelleri aşarak hedeflerine ulaştığı kamuoyuna yansımıştır. Bu sistemlerin, insan kaybını azaltmak ve operasyonel etkinliği artırmak için kullanıldığı muhakkaktır.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 5: </strong>Milrem Robotics’in Ukrayna’da Konumlandırılan UGV’leri</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Gorsel5-626.webp" alt="VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ" decoding="async" loading="lazy" width="626" height="444" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Gorsel5-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Gorsel5-626.webp 626w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p class="ta-c"><em><strong>Kaynak:</strong> “Ukrainian Forces are Taking Full Advantage of Their THeMIS UGVs”, <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://milremrobotics.com/ukrainian-forces-are-taking-full-advantage-of-their-themis-ugvs/">https://milremrobotics.com/ukrainian-forces-are-taking-full-advantage-of-their-themis-ugvs/</a> (Erişim Tarihi: 20.06.2024).</em></p>
<ul>
<li><strong>Yapay Zeka Destekli Siber Güvenlik</strong></li>
</ul>
<p>Ukrayna, Rusya’nın siber saldırılarına karşı yapay zeka destekli siber güvenlik çözümleri kullanmıştır. Darktrace ve CrowdStrike gibi sistemlerin, ağ trafiğini analiz ederek anormal faaliyetleri tespit ettiği ve saldırılara karşı hızlı önlemler aldığı rapor edilmektedir. Yine raporlarda, proaktif siber savunma stratejilerinin benimsendiği not edilmektedir. Ayrıca Cylance ve FireEye gibi yapay zeka ve makine öğrenimi tabanlı sistemlerin, potansiyel siber tehditleri öngörerek önleyici tedbirler aldığı bildirilmektedir.</p>
<p>Mevcut bilgiler doğrultusunda, kritik altyapılara yönelik saldırıların önlenmesinde bu sistemlerin oldukça etkin olduğu ifade edilebilir.</p>
<ul>
<li><strong>İnsani Yardım ve Lojistik Yönetimi</strong></li>
</ul>
<p><strong>(6.a.) Veri Analitiği ile Lojistik Optimizasyonu:</strong></p>
<p>Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Ukrayna, insani yardım malzemelerinin dağıtımını optimize etmek için büyük veri analizlerinden yararlanmaktadır. Faaliyetlerin etkinliğine ve yaygınlığına ilişkin net bilgiler bulunmamakla birlikte Palantir gibi veri analitiği şirketlerinin, yardım malzemelerinin en hızlı ve etkin şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağladığı rapor edilmektedir.</p>
<p><strong>(6.b.) Gerçek Zamanlı İzleme:</strong></p>
<p>Ukrayna’da lojistik konvoylar ve yardım malzemelerinin, IoT sensörleri ve GPS izleme sistemleri ile donatıldığı bilinmektedir. Samsara ve Geotab gibi teknolojilerin, malzemelerin gerçek zamanlı olarak izlenmesini ve lojistik operasyonlarının güvenli bir şekilde yürütülmesini sağladığı yönünde bilgiler bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong>Drone ve Anti-Drone Teknolojileri</strong></li>
</ul>
<p><strong>(7.a.) Anti-Drone Sistemleri:</strong></p>
<p>Ukrayna, Rusya’ya ait drone’ları etkisiz hale getirmek için gelişmiş anti-drone teknolojileri yaygın şekilde kullanmaktadır. Bunun ötesinde Ukrayna’da hala gelişme aşamasında olan, standart hale gelmeyen drone ve anti drone teknolojilerinin test edildiğini de özel olarak belirtmek gerekir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Görsel 6: </strong>Ukrayna Tarafından Kullanılan Bir Anti Drone Sistemi</p>
<p class="ta-c"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Gorsel6-908.webp" alt="VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ" decoding="async" loading="lazy" width="908" height="416" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Gorsel6-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Gorsel6-908.webp 908w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></p>
<p class="ta-c"><em><strong>Kaynak:</strong> “As Ukraine Braces for Winter Drone Attacks, Allies Rush to Provide Defenses”, </em></p>
<p class="ta-c"><em><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.defenseone.com/threats/2023/11/ukraine-braces-winter-drone-attacks-allies-rush-provide-defenses/391740/">https://www.defenseone.com/threats/2023/11/ukraine-braces-winter-drone-attacks-allies-rush-provide-defenses/391740/</a> (Erişim Tarihi: 20.06.2024).</em></p>
<p>DroneShield ve Dedrone gibi elektronik harp sistemleri ve lazer tabanlı silahların, Rusya’ya ait drone’ları tespit ederek imha ettiği rapor edilmiştir. Kritik askeri ve sivil altyapıları korumada bu sistemlerin kullanıldığı belirtilmektedir. Bununla birlikte özelikle anti drone sistemlerin gerçek etkinliği ve başarısını bu aşamada net olarak söylemenin mümkün olmadığını değerlendiriyorum.</p>
<p><strong>(7.b.) Sürü Drone’lar:</strong></p>
<p>Sürü drone’ların, koordineli saldırılar ve gözetim operasyonları için kullanıldığı sıklıkla raporlanmaktadır.  Swarm Technologies ve Anduril gibi şirketlerin geliştirdiği drone’ların, yapay zeka algoritmaları ile birbirleriyle iletişim kurarak etkin bir şekilde görev yaptığı ifade edilmektedir. Bu drone’ların, geniş alanlarda gözetim ve hızlı müdahale için kullanıldığı anlaşılmaktadır.</p>
<figure class="al-c img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Veriye_Dayali_Savas_Laboratuvari_4-1792.webp" alt="VERİYE DAYALI SAVAŞ LABORATUVARI: RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ" decoding="async" loading="lazy" width="1792" height="1024" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Veriye_Dayali_Savas_Laboratuvari_4-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Veriye_Dayali_Savas_Laboratuvari_4-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Veriye_Dayali_Savas_Laboratuvari_4-1600.webp 1600w, https://ozbilen.net/media/_v/ext/savunmatr.com/wp-content/uploads/2024/06/Veriye_Dayali_Savas_Laboratuvari_4-1792.webp 1792w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Ukrayna’daki savaş, veriye dayalı teknolojilerin ve yenilikçi stratejilerin savaş alanında nasıl kullanılabileceğine dair eşsiz örnekler sunmaktadır. Ticari uydu görüntüleri, sosyal medya istihbaratı, otonom sistemler, ELINT/SIGINT çözümleri, anti drone uygulamaları, siber güvenlik çözümleri, insani yardım ve lojistik yönetimi gibi alanlarda uygulanan bu pratikler, modern savaşın dinamiklerinde köklü değişikliklere neden olmaktadır.</p>
<p>Bu noktada Ukrayna’nın elinde bulunan tüm yeni nesil askeri kabiliyetlere rağmen Rusya karşısında yeterli güç alanına erişemediği yönündeki eleştirilerin son derece haksız olduğunu değerlendiriyorum. Zira söz konusu süreç, konvansiyonel olarak Rusya’nın oldukça gerisinde yer alan Ukrayna’nın savaşı veriye dayalı hale getirmesi ve Rusya karşısındaki direncini artırması ile neticelenmiştir.</p>
<p>Gelecekte, bu teknolojilerin ve yöntemlerin daha da geliştirilerek gerek küresel savunma sanayiinde gerekse harekat doktrinlerinde daha büyük etkiler yaratması kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.</p>
<p>Şunu belirtmek isterim ki; eğer kaçınılmaz değilse her savaş, cinayetler serisinden başka bir şey değildir. Savaşsız bir dünya geçmişte hiç olamadığı gibi bugünün gerçekliğinde de bir ütopya olarak görülmektedir. Bununla birlikte dünyada kalıcı barışın, bir gün erişilmesi gereken “insanlık ideali” olarak görülmesi ve benimsenmesini tüm kalbimle diliyorum. Ancak, “savaşa hayır” gibi içi boş bir romantizmle, kendini ve toplumunu hazırlıksız bırakmanın ve “kurbanlık koyun” gibi beklemenin de asla kabul edilebilir bir durum olmadığını değerlendiriyorum.</p>
<p>Oldukça zorlu dinamikler doğrultusunda gelişen Rusya-Ukrayna Savaşı’nın seyri ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, Ukrayna topraklarında gerçekleşen aralıksız savaş deneyimleri; diğer ülkeler için değerli dersler sunmakta ve veriye dayalı savaşın önümüzdeki yıllarda destek unsuru değil ana unsura dönüşeceğini bizlere göstermektedir.</p>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/egemen-olmayi-surdurmek-uretken-yapay-zeka/"></a><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/veriye-dayali-savas-laboratuvari-rusya-ukrayna-savasindan-ogrendiklerimiz/">Veriye Dayalı Savaş Laboratuvarı: Rusya-Ukrayna Savaşından Öğrendiklerimiz – SavunmaTR</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/2024/09/1.png" medium="image" width="750" height="536" />
    </item>
    <item>
      <title>“EGEMEN” OLMAYI SÜRDÜRMEK: ÜRETKEN YAPAY ZEKA</title>
      <link>https://ozbilen.net/egemen-olmayi-surdurmek-uretken-yapay-zeka/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/egemen-olmayi-surdurmek-uretken-yapay-zeka/</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Sep 2024 16:02:35 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>Yapay zekanın, trendlerle uyumlu olmak adına gereksinimlere odaklanmayan satış ve pazarlama faaliyetlerine konu olduğu tartışmasız bir gerçekliktir.…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zekanın, trendlerle uyumlu olmak adına gereksinimlere odaklanmayan satış ve pazarlama faaliyetlerine konu olduğu tartışmasız bir gerçekliktir. Neredeyse bilinen tüm sektörlerde, bazen “neden ve niçin” sorusu dahi sorulmadan geliştirilen ve satın alınan yapay zeka, elbette önemli miktarda balonu da içerisinde barındırmaktadır.</p>
<p>Yapay zekaya yatırım yaparken, söz konusu yatırımların mutlak kazançlara dönüşmesini beklemek hatalı olacaktır. Öte yandan, bir balon olabileceği gerekçesiyle trendleri analiz etmemek ve veya gerekli önemi sunmamak, teknoloji yarışının daha ilk andan kaybedilmesi anlamına gelecektir.</p>
<p>1990’lardan 2010’lu yıllara kadar devam eden süreçte yapay zeka; veri madenciliği, endüstriyel robotik, lojistik, iş zekası, bankacılık yazılımları, tıbbi teşhis, öneri sistemleri ve arama motorları gibi farklı uygulama alanlarında faydalı çözümler sunmayı başarmıştır. Öte yandan 1990’lı yıllar, yapay zeka kavramının iş dünyasında yeterince itibarlı bir konuma sahip olmadığı bir dönemi ifade etmektedir. Nitekim bunun bir sonucu olarak dönemde pek çok yapay zeka araştırmacısı, çalışmalarını bilerek başka isimlerle adlandırmıştır. Örneğin; bilişim, bilgi tabanlı sistemler, bilişsel sistemler, optimizasyon algoritmaları veya hesaplamalı zeka gibi isimler kullanılmıştır.</p>
<p>2000’li yılların ilk on yılı, verilerden öğrenebilen, karar alabilen ve tahminde bulunabilen makine öğrenimi (machine learning) tekniklerinin yaygınlaşmasıyla anılan bir dönemi ifade etmektedir. Makine öğrenimi; verileri analiz etmek, pattern’ları bulmak, içgörüler geliştirmek, tahminler yapmak ve görevleri daha önce mümkün olmayan bir hız ve ölçekte otomatikleştirmek için güçlü bir alan olarak görülmüştür.</p>
<p>Öte yandan makine öğrenimi de yapay zekanın fazlasıyla “olağan dışı” algılanması doğrultusunda yapay zeka çalışmalarının kamufle edilmesinin bir aracı olarak kullanılabilmiştir.</p>
<p>2010’lı yıllara geçilmesiyle birlikte derin öğrenme (deep learning) adı verilen makine öğrenimi alanında önemli atılımlar elde edilirken, küresel pazarda binlerce yapay zeka start-up’ı deep learning alanındaki faaliyetleriyle anılır hale gelmiştir. Derin öğrenme; arama motorlarının nesneleri sınıflandırması ve tespit etmesi veya yapay zeka destekli konuşma asistanlarının doğal yanıtlar oluşturması gibi sonuçlarıyla belirginlik kazanmıştır.</p>
<p>Makine öğrenimi, insan uzmanların veri girdileri arasındaki farkları anlamak için belirli bir hiyerarşinin belirlemesini ve genellikle daha yapılandırılmış veri setlerini gerektirebilmektedir. Derin öğrenme ise insan müdahalesinin bir kısmını ortadan kaldırır. Derin öğrenme, doğruluğu artırmak için daha fazla veri noktasına ihtiyaç duyarken, makine öğrenimi daha az veriye dayanır.</p>
<p>Makine öğrenimi algoritmaları, belirli kurallara veya kriterlere göre kararlar almak üzere tasarlandıkları için genellikle yorumlanabilirliği mümkün kılmaktadır. Derin öğrenme algoritmalarının çalışma biçimi ise son kullanıcıların veya paydaşların bir algoritmanın kararları için açıklamalara ihtiyaç duyduğu senaryolarda önemli bir engel teşkil edebilmektedir. Derin öğrenme, daha karmaşık problemleri çözebilirken, özel donanımlara da gereksinim duyabilmektedir.</p>
<p>Teknoloji günbegün gelişirken yapay zeka, farklı kullanım alanları ve popüler başarılar elde etse de belirli bir kesim için “tuhaf” bir alan olarak algılanmaya devam etti. 2016 yılında Deepmind’ın AlphaGo programının, Go oyununda Güney Koreli Go ustası Lee Sedol’ü yenmesi gibi başarılar geniş kitlelerin ilgisini çekmeyi başarmıştı. Bununla birlikte bu süreç AlphaGo programı ile oynayan birkaç kişi ve belirli bir çevre üzerinde etkiler doğurmuş, küresel toplumun yapay zeka ile doğrudan temas kurmasını mümkün kılmamıştı. Yine dönemde farklı endüstriler tarafından kullanılan yapay zeka destekli uygulamalar dahi yalnızca belirli uzmanlık alanlarına sahip kişilerin ilgisini çekmeyi başarmıştı.</p>
<p>2020’li yıllar itibariyle video, görüntü, kod, metin, animasyon, 3D model vb. yeni içerikler oluşturabilen üretken yapay zekanın yaygınlık kazanması, yapay zekaya yönelik ilginin farklılaşmasına neden olmuştur.</p>
<p>Aralık 2015’te kurulan OpenAI, ChatGPT öncesinde de üretken yapay zeka alanında önemli çalışmalar ortaya koymuştur. Bununla birlikte ChatGPT’nin Kasım 2022 itibariyle kullanıma sunulmasının ardından gelişen süreç, OpenAI ve ChatGPT’yi üretken yapay zekanın amiral gemisi haline getirmiştir. Bir üretken yapay zeka destekli chatbot olan ChatGPT’nin 2022 yılında 5 gün içerisinde 1 milyon kullanıcıya erişmesi, bu sürecin gelişimindeki önemli bir dönüm noktasını ifade etmektedir.</p>
<p>ChatGPT’nin; mevcut makale çalışmasının dilbilgisi ve ton bağlamında revize etmek, belirli bir konu hakkında hızlı araştırma yapmak, raporların özetini çıkarmak,  metinleri farklı dillere çevirmek, kod yazmak ve sosyal medya içerik planlaması oluşturmak gibi farklı bireysel ve profesyonel amaçlarla kullanılabilmesi karşılaştığı yoğun ilginin temel gerekçesini oluşturmaktadır.</p>
<p>ChatGPT’yi rakiplerinden ayıran, kullanım alanının genişliği ve çıktıların uygunluk düzeyinin diğer örneklerin ötesinde olmasıdır. ChatGPT, her seferinde en doğru ve en uygun çıktıları oluşturamasa da çoğunlukla kullanıcıları yönlendiren ve kullanıcıların süreçlerini kolaylaştıran bir kaynağı teşkil etmektedir. ChatGPT’nin web uygulamasının ücretsiz veya sınırlı bir ücretle üretken yapay zeka kabiliyetlerine erişimi mümkün kılması ve sektördeki güçlü ilk adımı oluşturması yoğun ilginin diğer nedenleridir.</p>
<p>ChatGPT’nin yapay zekanın gerçekliğini görmekten kaçınan ve yapay zekayı yeni bir teknoloji balonu olarak gören kitleler de dahil olmak üzere küresel toplumu, yapay zekanın gerçekliğiyle yüzleştirdiği açıktır.</p>
<p>Bugün, geçmişte pek çoklarına “tuhaf” ve “hayal ürünü” gelen kabiliyetleri oldukça sıradan bir biçimde kullanıyoruz. Bundan yalnızca 3-4 yıl önce yapay zekaya bir metin yazdırılması dahi basında “korkutucu” başlıklarla sunulabiliyordu. Şimdi ise ChatGPT ve rakipleri ödevlerinde desteğe ihtiyaç duyan küçük çocuklar da dahil olmak üzere toplumun neredeyse her kesimi tarafından kullanılıyor. OpenAI CEO’su Sam Altman, belirli bir iyileşmeyi vurgulasa da GPT-2, GPT-3 ve GPT-4’ü “kötü” olarak nitelendirmiş GPT-5’in ise fena olmayacağını belirtmiştir. Dolayısıyla muhtemel biçimde kullanıcılar ilerleyen süreçte daha nitelikli bir yapay zeka ile karşılaşacaktır.</p>
<p>OpenAI’ın başarısı oldukça etkileyici olsa da herhangi bir konuda yalnızca lideri kutsamaya odaklanmanın, görüş açısını daralttığına inanıyorum. Diğer tüm teknolojilerde olduğu gibi henüz ilk evrelerini yaşadığımız üretken yapay zeka döneminde de teknolojinin neden olduğu riskler karşısında gerekli adımları atmış değiliz. Risklerin tam olarak neleri içerdiği hakkında bile genel bir görüş birliği bulunmuyor. Ancak yine her zaman olduğu gibi regülasyonlar ve diğer tartışmalar teknolojinin gerisinden geliyor. İşte tam da bu noktada üretken yapay zeka alanındaki tekelleşme riskine ve alternatif çabalara odaklanmak, konuya ilişkin görüş açımızı genişletecektir.</p>
<p>Öncelikle ChatGPT’nin başarısı, ileri seviye yapay zeka yetkinliklerine sahip olmasının yanı sıra büyük veri setlerine ve işlem gücüne erişilebilmesiyle yakından ilişkilidir. Şubat 2023’te yayınlanan bir analize göre ChatGPT’nin işlem gücü (donanım) maliyeti günlük 694.444 dolar seviyesindedir. Yaklaşık 3.617 adet NVIDIA HGX A100 server’larına (28.926 GPU) ihtiyaç duymaktadır. Bu doğrultuda arama başına maliyet 0,36 cent düzeyindedir.</p>
<p><strong>Teknoloji devlerinin üretken yapay zeka alanında faaliyet gösteren şirketlere milyar dolar seviyesini aşan yatırımlarda bulunması, OpenAI örneği ile sınırlı değildir.</strong></p>
<p>OpenAI’ın eski Araştırma Başkan Yardımcısı Dario Amodei ve yapay zeka etiği üzerinde çalışmalar yapan kız kardeşi Daniela Amodei tarafından 2021 yılında kurulan Anthropic, temin ettiği kaynaklar ve güç alanıyla rakiplerinden oldukça farklılaşan bir yapay zeka şirketidir. Güvenilir, yorumlanabilir ve yönlendirilebilir öncü yapay zeka sistemleri oluşturmayı hedeflediğini belirten şirket, kuruluşu itibariyle söz konusu unsurlar doğrultusunda kendisini rakiplerinden farklılaştırmaya çalışmıştır.</p>
<p>Anthropic, üretken yapay zeka sektöründe OpenAI ile birlikte en güçlü oyunculardan biri olarak değerlendirilebilir. Alphabet (Google) 2 milyar dolar, Amazon ise 4 milyar dolarlık kaynağı Anthropic’e vermeyi kabul etmiştir. Aynı zamanda Alphabet ve Amazon, çipler ve bulut altyapısı kapsamında Anthropic’e destek sunmaktadır. Anthropic’in kurucu ortağı ve CEO’su Dario Amodei, her iki teknoloji devi ile aynı anda işbirliği yürütmelerini bir “bağımsızlık” unsuru olarak sunmuştur. Amodei’ye göre bu “bağımsızlık” ve bu “seçim” şirketi diğer anlaşmalardan ayırmaktadır.</p>
<p>Yatırım kararının ardından Amazon tarafından Mart 2024’te yapılan bir açıklamada, Amazon ve Anthropic’in, dünyanın dört bir yanındaki müşterilere en gelişmiş üretken yapay zeka teknolojilerini sunmak için birlikte yürüttüğü çalışmanın “henüz başlangıç aşamasında” olduğu belirtilmiştir. Amazon Web Services (AWS)’in Veri ve Yapay Zeka Başkan Yardımcısı Dr. Swami Sivasubramanian ise iki şirketin, küresel pazardaki her ölçekteki kuruluşların, organizasyonlarında gelişmiş üretken yapay zeka uygulamalarını kullanmalarına yardımcı olduğunu vurgulamıştır.</p>
<p>Her ne kadar Amazon, Anthropic’in Amazon Web Services (AWS)’i “birincil bulut sağlayıcısı” olduğunu ifade etse de Anthropic, şirketin “çoklu bulut” yaklaşımını benimsediğini ifade etmiştir. Bulut altyapısında belirli bir aktöre bağlı kalmamak riskleri dağıtmak anlamına gelecektir. Bununla birlikte bu durumun  “bağımsızlık” gibi bir kelimeyle anılması pazarlama açısından başarılı olsa da gerçekliği tam anlamıyla sunamamaktadır.</p>
<p>Anthropic, OpenAI’ın Microsoft’tan temin ettiği 13 milyar dolar seviyesinin gerisinde kalmakla birlikte son derece güçlü bir kaynağa erişim sağlamıştır. Öte yandan Amodei, modelleri eğitmenin şu an 100 milyon dolara mal olduğunu ve fakat ilerleyen süreçte bunun 100 milyar dolara yükselmesini beklediklerini belirtmiştir.</p>
<p>Anthropic’in Claude AI’ı, ChatGPT ile rekabet edebilir nitelikler ortaya koymaktadır. Ayrıca ChatGPT’ye benzer biçimde Claude AI’a web ve mobil üzerinden veya API olarak erişilebilmektedir. Doğrudan tüketiciler için hazırlanan web ve mobil tabanlı teknolojilerde belirgin bir ücretlendirme farkı olmamakla birlikte geliştiricilere yönelik olarak oluşturulan API’lerde Anthropic, önemli bir fiyat avantajı sunmaktadır.</p>
<p><strong>Üretken yapay zeka destekli chatbot’lar bireysel süreçlerden çok farklı alanlarda faaliyet gösteren özel ve kamu kurumlarına kadar küresel toplumun her bir bileşenini etkileme gücüne sahiptir.</strong></p>
<p>Elbette bu güç, milyar dolar seviyesinde yatırım yapabilecek aktörlerin, yatırım kararlarının şekillenmesinde önemli bir etkiyi doğurmaktadır. Bu süreçte tekellere yönelik endişeleri ve soruşturmaları belirginleşirken yatırımların sunuluş biçimleri de farklılaşabilmektedir.</p>
<p>Mart 2024’te Microsoft, Inflection AI’a 650 milyon dolar değerinde yatırımda bulunmuştur. Söz konusu yatırımın ardından şirketin kurucu ortakları ve 70 çalışanın çoğu Microsoft bünyesinde çalışmaya başlamıştır. Ayrıca şirketin yapay zeka modelinin (API) Microsoft’un bulut ortamı üzerinden erişilebilmesi kararlaştırılmıştır. Bu karar ile birlikte Inflection AI, genel tüketicilere odaklanan bir yapıdan kurumsal müşterilere ve geliştiricilere odaklanan bir yapıya geçmiştir.</p>
<p>Microsoft tarafından bir “satın alım” yerine “işe alım” biçiminde sunulan bu sürecin, yoğunlaşan federal anti-tröst soruşturmalarından kaçınmak adına oluşmuş olabileceği yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.</p>
<p>Söz konusu yatırım tipi, dünyanın neresinde hangi sektörde gerçekleşirse gerçekleşsin muhtemel biçimde yoğun bir dikkati peşine sürükleyecektir. Öte yandan Inflection AI’ın gelişim süreci bu kararın önemini arttırmaktadır.</p>
<p>2022 yılında Linkedin’in kurucu ortağı Reid Hoffman ve Deepmind’ın kurucu ortağı Mustafa Suleyman tarafından kurulan Inflection AI’ın üretken yapay zeka destekli chatbot’u Pi (“personal intelligence”), yüksek düzey duygusal zekasıyla rakiplerinden farklılaşmıştır. ChatGPT, bir “yapay zeka modeli” olduğunu sıklıkla vurgularken Pi doğal dil ifadeleriyle insan diyaloğuna daha yakınlaşan cevaplar sunmaktadır. Inflection AI’a göre Pi, yazılı ve sesli iletişimde doğal ve akıcı bir tarzda dostça tavsiyeler ve özlü bilgiler sunarak nazik ve destekleyici bir “yoldaş” olmak üzere tasarlanmıştır.</p>
<p>Haziran 2023’te Microsoft, NVIDIA, Reid Hoffman, Bill Gates ve Eric Schmidt’dan 1,3 milyar dolar değerinde yatırım almayı başarmıştır. Şirket böylece 2022 yılında aldığı 225 milyon dolarlık ilk tur yatırımıyla birlikte toplamda 1,525 milyar dolar değerindeki kaynağı bünyesine katmıştır.</p>
<p>Dönemde 4 milyar dolar değere sahip olduğu belirtilen Inflection AI’ın “dünyadaki en büyük süper bilgisayarı” kurduğu Suleyman tarafından açıklanmıştır. CoreWeave ve NVIDIA’nın desteğiyle ilerleyen bu süreçte 22.000 adet NVIDIA H100 Tensor Core GPU’unun kullanılacağı açıklanmıştır.</p>
<p>Microsoft’un Mart 2024 tarihli yatırım kararı duyurulmadan yalnızca birkaç gün önce değerlendirmelerde bulunan Mustafa Suleyman’a göre Pi’nin yeni versiyonu Pi 2.5,  GPT-4’ün yalnızca %40’ı kadar eğitim hesaplama gücünü kullanarak sonuçları elde etmiştir. Suleyman, Pi 2.5’in pek çok parametre bakımından GPT-4 ile başa baş olduğunu vurgulamıştır. Öte yandan dönemde kamuoyu ile paylaşılan resmi bilgilere göre, Inflection AI’ın aylık 6 milyon, günlük 1 milyon aktif kullanıcısı varken, ChatGPT’nın haftalık aktif kullanıcı sayısı 100 milyon seviyesindedir.</p>
<p>Gelinen noktada, Mustafa Suleyman Micrososft AI’ın CEO’su olarak çalışmaya başlarken Inflection AI da yeni COE’su Sean White liderliğinde duygusal zekasıyla öne çıkan yapay zeka modelini farklı business bot’lara entegre etmeye odaklanacaktır.</p>
<p>Tüm bu kaotik yapı, ABD Yönetiminin çeşitli soruşturmalar ve açıklamalarla baskısını teknoloji devlerine yöneltmesine neden oluştur.</p>
<p>ABD Federal Ticaret Komisyonu, Haziran 2023 yayınladığı bir yazıda üretken yapay zekanın belirli girdilere (veri, yetenek, işlem gücü) dayandığını belirtmiştir. Bu kapsamda belirli şirket ya da şirketlerin bu temel girdilerden bir veya birkaçını kontrol etmesi durumunda kontrollerini üretken yapay zeka pazarlarındaki rekabeti zayıflatmak veya çarpıtmak için kullanabileceğini vurgulamıştır. Komisyona göre, eğer üretken yapay zeka giderek daha kritik bir araç haline gelirse, bu temel girdileri kontrol edenler ekonomik faaliyetlerin önemli bir bölümünde büyük bir etki sahibi olabilirler.</p>
<p>Bu noktada Komisyon, büyük miktarda veriye sahip olmanın “yasa dışı” olmadığını ancak şirketlerin veri toplama, saklama veya kullanım politikaları ve uygulamalarının makul olmadığını, haksız olduğunu veya aldatıcı olduğunu iddia eden birçok dava açıldığını vurgulamıştır. Öte yandan Komisyon’a göre, sorumlu veri toplama uygulamaları olsa bile, şirketlerin veriyi kontrol etmesi, adil rekabetin tam olarak gelişmesini engelleyen giriş veya genişleme engelleri de yaratabilmektedir.</p>
<p><strong>Teknoloji devlerinin mevcut teknik, ekonomik ve lobi güçleriyle bir tekel alanından diğerine geçmeleri kıyasla kolaydır. Nitekim bu durum tekelleşmenin sonsuz bir döngü haline gelmesi riskini taşımaktadır. Söz konusu risk, teknoloji devlerine yönelik (yer yer aşırıya da kaçabilen) derin endişeleri doğurmaktadır.</strong></p>
<p>ABD merkezli teknoloji tekelleri ve start-up’lar arasındaki ilişkiler ABD Yönetimi için dahi riskli bulunurken elbette farklı aktörler için bu sürecin içerdiği risk algısını çok daha ileri seviyelere çıkabilmektedir. Bu durum, üretken yapay zekanın olası çıktıları doğrultusunda daha da belirgin hale gelmektedir.</p>
<p>OpenAI ile üretken yapay zeka alanındaki gücünü belirginleştiren Microsoft, Şubat 2024’te OpenAI’ın rakibi Fransız Mistral AI’a 15 milyon euro’luk bir yatırımda bulunmuştur. Söz konusu yatırım, Microsoft’un boyutuna ve OpenAI’a yönelik geçmiş yatırımlarına kıyasla son derece küçük bir miktardadır. Yine bu değer şirketin toplamda 22 yatırımcıdan aldığı 544 milyon dolar yatırımın da küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Bununla birlikte üretken yapay zeka alanındaki en önemli aktörlerden biri olan Microsoft’un, boyutu ne olursa olsun OpenAI’ın Avrupalı bir rakibine yatırım yapması, son derece dikkat çekicidir.</p>
<p>Fransız Senatosu üyesi Catherine Morin-Desailly konu kapsamında yaptığı değerlendirmede, Fransız Hükümetinin “övünmemesi” ve “sağa sola egemenlik” (dijital egemenlik) kelimesini sallamaması” gerektiğini belirtmiştir. Ona göre “Hükümet tamamen tutarlılıktan yoksundur.” Avrupa Parlamentosu üyesi Kim van Sparrentak da AB’nin Yapay Zeka Yasası kapsamında yürütülen müzakerelerde Microsoft ve Mistral AI’ın lobi faaliyetleri yürüttüğünü ifade etmiştir. İlgili anlaşmanın yalnızca tekelcilik boyutuyla değil etik boyutuyla da değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>
<p>Microsoft’un başkan yardımcısı Brad Smith ise söz konusu yatırım kapsamında yaptığı değerlendirmede, “Biz bunu ekonominin ortaya çıkan yeni bir sektörü olarak görüyoruz; buna yapay zeka ekonomisi diyoruz. (Bu) tamamen yeni işletmeler ve yeni iş kategorileri yaratacak.” ifadesini kullanmıştır.</p>
<p>Smith’e göre, regülatörlerin en sonunda odaklanacağı geniş tartışma; Microsoft, Google ve Amazon gibi veri merkezlerine ve bulut altyapısına sahip olmayan şirketlerin yapay zeka modellerini eğitmek ve geliştirmek için gerekli altyapıya yaygın olarak erişilebilir olup olmadığı olacaktır.  Bu kapsamda Smith “Eğer bu erişilebilir olmasaydı, bu, pazarın gelişimini kısıtlayan bir durum olurdu. Önemli olan şu ki, biz bunun erişilebilir olmasını sağlamak için kararlıyız.” ifadesini kullanmıştır.</p>
<p>Microsoft’a göre Mistral AI ile olan işbirliği üç temel hususa odaklanmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Süper Bilgisayar Altyapısı:</strong> Microsoft, Mistral AI’ı Azure AI süper bilgisayar altyapısı ile destekleyecektir. Böylece Mistral AI’ın en önemli modelleri için yapay zeka eğitim ve çıkarım iş yüklerinde “en iyi performans ve ölçek” sunacaktır.</li>
<li><strong>Pazara Erişim:</strong> Microsoft, Mistral AI’ın en iyi modellerini, Azure AI Studio ve Azure Machine Learning model kataloğunda Models as a Service (MaaS) olarak müşterilerine sunacaktır. Microsoft, bu sürecin tanıtım, satış ve dağıtım hususlarında Mistral AI’a pozitif çıktılar sunacağını değerlendirmiştir.</li>
<li><strong>Yapay Zeka Ar-Ge:</strong> Microsoft ve Mistral AI, Avrupa kamu sektörü de dahil olmak üzere belirli müşteriler için amaca yönelik modeller eğitme konusunda iş birlikleri yürütecektir.</li>
</ul>
<p>Tekeller ve tekel güçlerine odaklanırken start-up’ların neden devlerle işbirliği yapma eğiliminde olabildiğinin de anlaşılması gerekmektedir. Mistral AI’ın kurucu ortağı ve CEO’su Arthur Mensch, Microsoft ile işbirliğinin duyurulmasının hemen ardından verdiği bir röportajda,  temel olarak şu birkaç noktanın altını çizmiştir:</p>
<ul>
<li>Mistral AI, OpenAI veya Google ile rekabet edebilir durumdadır. “Çeviklik bir güçtür”.</li>
<li>Microsoft, Mistral AI’ın aldığı yatırımın küçük bir kısmını oluşturmaktadır.</li>
<li>Mistral AI’ın %75’inden fazlası Avrupalılara aittir. Öte yandan yapısal sorunlar doğrultusunda Avrupa büyüme fonları, Misral AI’ın hedeflerini gerçekleştirmesi için yeterli yatırımı sunamamaktadır.</li>
<li>Misral AI, işlem gücü bakımından Microsoft’un yanı sıra farklı bulut sağlayıcılara da başvurmaktadır.</li>
<li>Microsoft ile yürütülen stratejik ortaklık, dağıtım alanını genişleten önemli bir ilk adımdır. Mistral AI’ın modellerinin Azure’da yer almasının erişilebirliği ve güvenirliliği arttıracağı değerlendirilmektedir.</li>
<li>Teknoloji devlerinin hakimiyetinden nasıl kaçınılabileceğinin sorulması üzerine Mensch, bulut sağlayıcılar ve yapay zeka modelleri sunan aktörler arasındaki yakınlığın incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna göre kullanıcılar belirli yapay zeka modellerini kullanmaya zorlanmamalıdır. Kullanıcıların belirli bir internet browser’ını seçmeye zorlandığına yönelik iddialar kapsamında değerlendirildiğinde konunun önemi daha da belirgin hale gelmektedir.</li>
</ul>
<p>Mistral AI, dağıtım ve talep artışı sunmasını beklediği ücretsiz erişimi mümkün kılan açık kaynaklı modellerin yanı sıra belirli ödemeler dahilinde erişilebilen ticari modelleri de içermektedir. Şirketin açık kaynaklı modelleri temel olarak geliştiricilerin kullanımına yöneliktir. Bununla birlikte Mistral AI, odak noktasına genel kullanıcıları da yerleştirmiştir. Şirket tarafından Şubat 2024’te sunulan Le Chat, hata oranı kıyasla yüksek olsa da ChatGPT’ye benzer bir nitelik arz etmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla Mistral AI’ın iş modeli, Microsoft ve diğer teknoloji devleriyle belirli ölçülerde işbirlikleri içerisinde bulunmayı avantajlı bir noktaya taşımaktadır.</p>
<p><strong>Devlet kurumları ve kritik alanlarda faaliyet gösteren belirli şirketler için kiminle ve hangi koşullar altında işbirliği yürütüldüğü, en az elde edilen teknolojik kabiliyetler kadar önemli bir unsuru teşkil edebilmektedir.</strong></p>
<p>Üretken yapay zeka alanında faaliyet gösteren Almanya merkezli Aleph Alpha’nın tam da bu noktaya odaklandığı söylenebilir.</p>
<p>Yapay Zeka Çağının Egemenliği (“Sovereignty the AI Era”) vurgusuyla hareket eden Aleph Alpha misyonunu, gelişen yapay zeka ekonomisinde belirleyici bir avantaj elde etmeleri için işletmelere ve hükümetlere en ileri düzeyde üretken yapay zeka teknolojisiyle güç kazandırmak olarak tanımlamıştır.</p>
<p>Üretken yapay zeka alanında genel tüketiciler için faaliyet göstermek ve bu süreçte küresel tekellerle “egemenlik” ilkesini de öne sürerek rekabet edebilmek son derece güçtür. Bu noktada Aleph Alpha, B2C (doğrudan tüketiciler) yerine kamu, sağlık, finans, hukuk ve güvenlik gibi “kritik ve kompleks süreçlere” odaklanmaktadır. Şirketler ve devlet kurumları, Aleph Alpha’nın odak müşteri kitlesini oluşturmaktadır.</p>
<p>Üretken yapay zeka alanında doğrudan tüketiciler için bir ürün geliştirmek oldukça yoğun rekabet koşullarıyla mücadele etmeyi gerektirmektedir. ChatGPT’nin standart belirleyici liderliğinin yanı sıra farklı chatbot sağlayıcıları doğrudan tüketicilerin ilgisini çekmeyi amaçlamaktadır. Söz konusu yoğun rekabete dikkat çeken Aleph Alpha’nın CEO’su Jonas Andrulis, B2C alanında kazanabilecekleri herhangi bir şey olmadığını ifade etmiştir. Bu doğrultuda Andrulis, kendilerini güçlü kılan unsurların “egemenlik” ve “açıklanabilirlik” olduğunu ve fakat doğrudan tüketicilerin “veri egemenliği” veya “şeffaflıkla” ilgilenmediklerini vurgulamıştır.</p>
<p>Andrulis’a göre devlet kurumları ve şirketlere odaklanmaları; kendi data center’larını kurmalarına ve en başından beri “farklı partnerlerle” çalışmalarına neden olmuştur.</p>
<p>2019 yılında kurulan Aleph Alpha toplamda 530 milyon dolardan fazla yatırım almayı başarmıştır. Bunun 500 milyon dolarlık kısmı, Almanya merkezli Innovation Park Artificial Intelligence (Ipai), Bosch Ventures ve Schwarz Group’ın liderliğinde gelişen Kasım 2023 tarihli yatırım turunda elde edilmiştir. Söz konusu yatırım turunda, Aleph Alpha, Almanya merkezli SAP ve ABD merkezli Hewlett Packard Enterprise gibi önemli şirketler de yer almıştır.</p>
<p>500 milyon dolarlık kaynağın; temel modeller üzerinde kategori belirleyici araştırmalara, özellikle iş açısından kritik ortamlarda gelişmiş ürün yeteneklerine ve seçilmiş anahtar ortaklarla ticarileştirme faaliyetlerine harcanması öngörülmektedir.</p>
<p>Andrulis’a göre bu yatırım ile Aleph Alpha;</p>
<ul>
<li>Altyapı, bulut uyumluluğu, on-premise (yerinde) destek ve hibrit kurulumlarda müşterilere bağımsızlık ve esneklik sağlayarak hizmetlerini genişletmeye devam edecektir.</li>
<li>İş açısından kritik gereksinimlere göre uyarlanmış arayüzleri ve özelleştirme seçeneklerini genişletecektir.</li>
<li>Egemenliğin risk altında olduğu stratejik ortamlarda ve büyük sorumluluğa sahip müşteriler için en iyi seçenek olmaya devam edecektir.</li>
</ul>
<p>Temel olarak Avrupalı şirketler tarafından fonlanan Aleph Alpha ve ABD’li kurumsal IT çözümleri sağlayıcısı Hewlett Packard Enterprise (HPE) arasındaki yatırım ve söz konusu yatırımın öncesine dayanan işbirliği ilişkisi son derece dikkat çekicidir.</p>
<p>HPE, Aleph Alpha’ya yatırım yapmalarını şirketin sahip olduğunu değerlendirdiği bazı niteliklere bağlamıştır. Buna göre Aleph Alpha:</p>
<ul>
<li>Veri güvenliği, yasal uyumluluk ve model sonuçlarının güvenilirliği gibi belirli yetenekleri kapsayan Veri Egemenliği’ni sağlamak için kurumsal özellikler geliştirmektedir.</li>
<li>Çoğu rakibi public cloud’a ve veya tüketici sorunlarını çözmeye odaklandığı bir dönemde, kurumsal müşterilere on-premise çözümler sunma konusunda önemli bir konuma sahiptir.</li>
<li>Finansman turuna, Aleph Alpha müşterileri olan SAP ve Schwartz Group gibi önemli kurumsal şirketlerin katılması, Aleph Alpha etrafında potansiyel bir ekosistem avantajı sağlamıştır.</li>
<li>AB Yapay Zeka düzenlemelerinin merkezinde yer almakta ve bu düzenlemelere katılım sağlamaktadır.</li>
</ul>
<p>Aleph Alpha’nın CEO’su Jonas Andrulis, teknolojilerini tamamen bir bulut sağlayıcısı veya özel hızlandırıcı çipler üzerine kurmak istemediklerini aktarmıştır. LLM model ailesi “Luminous” amaca yönelik olarak inşa edilen Aleph Alpha’ya ait data center’da oluşturulmuştur. Bu noktada Andrulis, bulutta olmak istemeyenleri buluta zorlamanın isteyecekleri en son şey olduğunu vurgulamıştır. HPE’nin çeşitli donanım ve yazılımlarını içeren Aleph Alpha’ya ait söz konusu özel data center, şirketi rakiplerinden farklılaştıran önemli bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Bu noktada Andrulis, buluta veya herhangi bir üçüncü tarafa verilerini göndermek zorunda bırakmadan müşterilerinin kullanım senaryolarını Aleph Alpha’nın veri merkezlerinde gerçekleştirebildiklerinin de altını çizmiştir.</p>
<p>HPE ve Aleph Alpha arasında devam eden işbirliğinin bir diğer sonucu, kendisini bulut hizmetleri bağlamında göstermiştir. Buna göre, kurumsal kullanıcıların büyük ölçekli yapay zeka modellerini eğitme, ayarlama ve dağıtmalarını mümkün kılan HPE’nin bulut hizmeti GreenLake for Large Language Models üzerinden Aleph Alpha’nın modellerine erişmek de mümkündür.</p>
<p>HPE’ye göre, iki şirketin karşılıklı faydasına odaklanan bu işbirliği, teknik yetenekler ve ticari çıkarların ötesine geçmektedir. Buna göre, iki şirket arasında aynı zamanda değerler ve inançlar konusunda güçlü bir uyum bulunmaktadır. Bu doğrultuda HPE, üretken yapay zeka teknolojisini güvenilir, egemen ve sürdürülebilir bir şekilde çalıştırmak için çözümler bulmaları gerektiğini vurgulamıştır.</p>
<p><strong>Peki şimdi neredeyiz?</strong></p>
<p>Üretken yapay zeka ile yapay zekanın insanlık için yeni çıktılar oluşturabildiği yeni bir evredeyiz. Üretken yapay zekanın çıktıları, <strong>kümülatif zekaya</strong>; insanlığın oluşturduğu veri setlerine dayansa da söz konusu kümülatif zekanın kim tarafından yapay zeka modellerini eğitmek adına kullanıldığı önem arz etmektedir.</p>
<p>En temelde pek çoğu ABD merkezli olan üretken yapay zeka chatbot’larının en iyi performansı İngilizce dilinde sergilemesi, diğer toplumlar için önemli bir risk unsurunu teşkil edebilir. Ki bu da <strong>dijital uçurumu</strong> derinleştiren etkenlerden birini doğurabilir. Belirli teknolojik cihazlara ve internete erişim, dijital okuryazarlık ve teknoloji kullanma becerilerindeki eşitsizlikleri ifade etmek üzere kullanılan dijital uçurum, bireysel gelir ve kabiliyet farklılıklarının ötesine geçiyor. Örneğin ana dili İngilizce olan biri, erişim için aynı ücreti ödediği chatbot’tan ana dili Türkçe, Boşnakça, Arnavutça veya Arapça olan birine kıyasla daha yüksek bir performans elde edebiliyor.</p>
<p>Küresel toplumun her bileşeninde mümkün kıldığı faaliyet etkinliği ve verimliliğiyle hızlı biçimde benimsenen üretken yapay zeka, tekel endişelerinin merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Milyarlarca dolarlık yatırımlarda bulunabilen, farklı veri setlerine erişim kabiliyetine sahip, insan kaynağını kendisine yöneltmekte zorlanmayan küresel teknoloji devlerinin, neden olduğu riskleri ve sektördeki kaotik yapıyı anlamanın alternatif sunmanın ön koşulu olduğunu değerlendiriyorum.</p>
<p>Öte yandan bu süreçte risk ve tehditlerin abartılı biçimde sunulması, yapay zeka araştırmacılarının tekeller benzeri bir güce sahip olmadıkça değer üretemeyecekleri yönünde yanlış değerlendirmelere neden olabilmektedir. Tüm güçlerine rağmen teknoloji tekellerinin yenilikçi teknolojilere; iç kabiliyetlerinden ziyade yatırım yaptıkları start-up’lar doğrultusunda edinmelerinin belirginleşmesi önemli bir göstergedir. Ancak henüz hiçbir satış başarısı elde edilememiş bir şirketin kendisini, OpenAI gibi devler ya da bir milyonlarca dolar yatırım alabilir durumda bulunan “küçük” aktörlerle karşılaştırması son derece hatalıdır.</p>
<p>Mühendislik hırs ve arzularını bir adım geriye çekerek, pazardaki gereksinimlere, boşluklara ve mevcut kurum içi kabiliyetlere odaklanılması ve dikey pazarlarda uzmanlaşılması durumunda üretken yapay zeka da dahil olmak üzere her kritik alanda her oyuncunun değer üretmesi mümkündür.</p>
<p>Öte yandan alanda küçük şirketlerin başarılı olabilmesi; işlem gücü gereksinimlerinin adil bir fiyatlandırmayla sunulması ve bulut tabanlı servis sağlayıcılarının belirli yapay zeka API’lerini rakiplerinden farklılaştırmaması gibi üst seviye aksiyonlara ihtiyaç duyan koşul ve kararları gerektirmektedir. Almanya’daki ticari ekosistemin Aleph Alpha’ya sunduğu desteğin farklı versiyonları ilgili şirketlere gösterilmedikçe, gelişimin hızı sınırlı düzeyde kalacaktır.</p>
<p><strong>Oldukça düşük maliyetli yazılım ve donanımlarda dahi envanterlerini yalnızca tekellerin sunduğu ürünlerle doldurma eğiliminde olan aktörlerden, üretken yapay zeka gibi stratejik yatırımlar gerektiren alanlarda önemli kararlar almasını beklemek yersiz olacaktır.</strong></p>
<p>Dolayısıyla</p>
<ul>
<li>Tanımlı bir alanda değer elde etme kabiliyetine sahip olan,</li>
<li>Küresel teknoloji devlerinin güçlerini anlayan,</li>
<li>Söz konusu devlerle gerekli durumlarda adil anlaşmalar yapabilen ve</li>
<li>Bulundukları ülkedeki düzenleyici mekanizmaların ve küresel düzeyde farklı sektörlerdeki partnerlerin desteğini alan alternatif aktörlerin önemli değerler sunabileceği açıktır.</li>
</ul>
<p>Yapay zekanın, insanların gerçekleştirebileceği herhangi bir entelektüel görevi yerine getirebilecek kapasiteye; <strong>yapay genel zekaya</strong> (Artificial General Intelligence-AGI) doğru yol aldığı dikkatlerden kaçmamalıdır.</p>
<p>Teknoloji egemenliği üzerinde çeşitli riskler bulunan ülkelerde; bulut altyapısının güçlendirilmesi, yapay zeka uzmanlarına kaynak sunulması ve küresel ekosistemin bir parçası olunması adına gerekli adımları atmak için oldukça kısa bir süre bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Yakın bir süre içerisinde, geriden gelmekle hiç gelmemek arasında anlam arz eden bir fark bulunmaz hale gelecektir.</strong></p>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/egemen-olmayi-surdurmek-uretken-yapay-zeka/">“Egemen” Olmayı Sürdürmek: Üretken Yapay Zeka – SavunmaTR</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>KÜMÜLATİF ZEKA: BİRİKİMİ İŞLEYEBİLMENİN GÜCÜ</title>
      <link>https://ozbilen.net/kumulatif-zeka-birikimi-isleyebilmenin-gucu/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/kumulatif-zeka-birikimi-isleyebilmenin-gucu/</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Apr 2024 13:25:38 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>İnsanlığın daha ileriye gitme serüveni bizleri gerçekliğin sınırlarına eriştirdi. Bugün insanlık yalnızca güç, hız ve sağlamlık gibi özellikleriyle değil…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın daha ileriye gitme serüveni bizleri gerçekliğin sınırlarına eriştirdi. Bugün insanlık yalnızca güç, hız ve sağlamlık gibi özellikleriyle değil “zekasıyla” da yarışan teknolojiler geliştiriyor.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisiyle insanlık; makinelerin insan zekasını taklit etmesi, insan deneyimlerinden (veri) öğrenmesi ve yeni durumlara adapte olması gibi çığır açıcı bir gerçeklikle yüzleşiyor.</p>
<p>Dönüşümün olası sonuçları insanlığın gözünü kamaştırsa da yapay zeka, neredeyse bilgisayarlarla eş bir geçmişe sahip.</p>
<p>Yapay zekanın babası olarak anılan İngiliz matematikçi Alan Turing, 1947 yılında London Mathematical Society’de yaptığı konuşmada “deneyimlerden öğrenebilen makine” ifadesini kullanmıştı. 1955 yılına gelindiğinde ise ilk yapay zeka konferansı olarak değerlendirilen 1956 Dartmouth Conference’ın öneri mektubunda “yapay zeka” ilk kez bir kavram olarak karşımıza çıkmıştı.<a href="https://www.savunmatr.com/kumulatif-zeka-birikimi-isleyebilmenin-gucu/#_ftn1" target="_blank" rel="noopener noreferrer">[1]</a></p>
<p>Öğrenmenin her yönünün veya zekanın herhangi bir özelliğinin prensipte kusursuz biçimde tanımlanabileceği ve bu kusursuzluk doğrultusunda bunları simüle etmek için bir makine yapılabileceği fikri 1950’li yıllara dayansa da bugünü farklı kılan en temel unsur verinin miktarı ve çeşitliliğidir.<a href="https://www.savunmatr.com/kumulatif-zeka-birikimi-isleyebilmenin-gucu/#_ftn2" target="_blank" rel="noopener noreferrer">[2]</a></p>
<p>Bu doğrultuda değerlendirildiğinde her ne kadar yapay zeka, terminolojik olarak yerleşik bir kavram olsa da mevcut paradigma değişiminin muhtevasını ve kapsamını ifade etmekte son derece yetersizdir. Zira karşı karşıya olduğumuz teknoloji, organik zekaya karşı üretilmiş; “yapay” bir zeka değildir. İnsanlığın yıllar içerisinde biriktirdiği her şeyin bir araya getirilmesi ve daha öncekileri tekrar etmeye ihtiyaç duymadan onun üzerine yeni bir şey koyma imkanını sağlayan kümülatif ve kolektif bir zekadır. Yapay zeka, insan eli ve zekasıyla üretilen birçok sistemin ve sensörün biriktirdiği veri ve bilginin ya kendisi ya da ondan türetilmiş modellemesidir.<a href="https://www.savunmatr.com/kumulatif-zeka-birikimi-isleyebilmenin-gucu/#_ftnref1" target="_blank" rel="noopener noreferrer"></a></p>
<p>Söz konusu kümülatif ve kolektif zeka, insanlığın emeği ve deneyimleri olmaksızın varlık ve gelişim gösteremez. Bu hususta yapay zeka arama motorlarını bir örnek olarak incelersek, arama motorlarının sunduğu cevapların; insanlığın biriktirdiği milyarlarca satırlık dosya, belge ve çalışmalar üzerinde oluşturulan modellemelerin bir sonucu olduğu görülecektir.</p>
<p>Farklı tipte sivil ve askeri araç, drone ve uçağa entegre edilen sensörler ve bu sensörler üzerinden elde edilen verileri anlamlı hale getiren yapay zeka modellerinde de benzer bir durum söz konusu. Zira hangi verilerin toplanacağını, bu verilerin ne şekilde ve ne için işleneceğini tayin eden insanlardır.</p>
<p>“Yapay zeka çağında insan ırkının sonu mu gelecek?”, “İnsanlık makinelerin kölesi mi olacak?” gibi popülist sorular yapay zeka algoritmalarını; mutlak kontrolü ele geçirme hedefi doğrultusunda, her türlü kötülüğü işlemekte beis görmeyen bir varlık olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Modern tarih de dahil olmak üzere tarih sahnesinde insanlık pek çok kez soykırımlarla karşılaştı. Ve maalesef tarihteki örnekler şöyle dursun günümüz dünyasında, farklı toplumsal gruplar; etnik, dinsel, dilsel ve diğer kültürel farklılıkları doğrultusunda ötekileştiriliyor ve katlediliyor. Değerli kaynaklara erişim yolunda toplumlar haritadan silinebiliyor.</p>
<p>Hal bu iken insanlar tarafından geliştirilen algoritmaları bir tehdit olarak gören aktörlere, teknolojiyi hedef tahtasına koymak yerine, toplumlarındaki ve benliklerindeki önyargılarla yüzleşmelerini tavsiye etmek isterim. Zira yapay zeka teknolojisinin ne gibi sonuçlar doğuracağını belirleyecek olan, algoritmaların kimlerin klavyelerinde yazılacağıdır.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisinin popülist, spekülatif ve manipülatif tartışmalara konu olmasının tek gerekçesi “katil robot tehdidi” değildir.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisi, veri toplama kabiliyeti olan aktörleri, ülke yönetimleri karşısında yeni bir güç odağı haline getirebilir. Zira teknoloji devlerinin veri toplama kabiliyetleri bu şirketlere istihbari amaçlarla da kullanılabilecek bir güç alanı sunmaktadır. Yapay zeka çağında teknoloji devlerinin kendini besleyen bir döngü içerisinde daha çok veri toplama ve işleme kabiliyetine erişmesi ise teknoloji devlerinin bir daha da yakalanamaz biçimde büyümesine neden olmaktadır. Nitekim bu durum bir yandan ABD ve Çin gibi hegemon ülke konumunu koruma ve hegemon ülke olma arzusundaki iki ülkenin, birbirlerinin teknoloji devlerini karşılıklı olarak şeytanlaştırmasına neden olmaktadır. AB gibi üçüncü ülkeler ise regülasyonlar yoluyla teknolojinin değerleriyle uyumluluğunu sağlamaya çalışmakta ve vatandaşları üzerinden elde edilebilecek bu veri gücünü sınırlandırmak istemektedir.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisi, teknoloji devlerinin merkez ülkelerine önemli bir güç alanı sunsa da bu gücün merkez ülkelerin kendi otoriteleri üzerinde de etkiler doğurabileceği açıktır.</p>
<p>İlk tartışmaları kişisel veriler üzerinde şekillenen teknoloji devlerinin gereğinden fazla “büyük” olma durumu, endüstriyel verilerle farklı bir seviyeye erişebilir. Bu gerçekliği, AB Komisyonu Üyesi Thierry Breton’ın Şubat 2020’deki şu ifadeleri üzerinden de okuyabiliriz: “Kişisel veriler savaşı olan ilk dalgayı (yapay zeka dalgası), ilk savaşı, kaybettiğimizin farkındayız… ‘iyi haber’ AB’nin bir sonraki mücadelenin endüstriyel veriler üzerinde olacağını anlamasıdır.”<a href="https://www.savunmatr.com/kumulatif-zeka-birikimi-isleyebilmenin-gucu/#_ftn1" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><sup>[3]</sup></a></p>
<p>Son yıllarda kat ettiği büyük gelişim doğrultusunda bugün yapay zeka, birçok teknolojinin altlığı haline gelmiştir. Nitekim yapay zeka teknolojisinin olası etki alanlarını analiz eden herhangi bir çalışmaya bakıldığında küresel ticaretteki neredeyse tüm sektörlerin ve pek çok farklı teknolojinin bu listelerde yer aldığı görülecektir. Sağlık, finans, eğitim, güvenlik, tarım, e-ticaret, siber güvenlik ve kişiselleştirilmiş her türlü hizmet bu hususta bir çırpıda sıralanabilecek birkaç örnek alandır.</p>
<p>Nasıl dün bilgisayar destekli eğitim, bilgisayar destekli mimari ve bilgisayar destekli tomografi gibi bugün kulağa manasız gelen ifadeler kullanıldıysa yarın da herhangi bir alan “yapay zeka destekli” olarak tanımlanmayacaktır. Bilgisayar teknolojisi nasıl yatay bir altlık haline gelmişse, yapay zeka da her türlü ürünleşme serüveninin teknoloji altlığı haline gelecektir, gelmek üzeredir.</p>
<p>Hal bu iken önümüzdeki üç beş yıl içerisinde yapay zeka teknolojisinin kullanımı bir tercih ya da avantaj olmaktan çıkacaktır. Yapay zeka teknolojisini kullanmamak ise en basit tabirle bitkisel hayatta ölümü beklemek anlamına gelecektir. Dolayısıyla bugün yapay zeka, rekabet edebilmenin değil, oyun dışı kalmamanın ön koşulu haline gelmiştir.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisinin önemini azaltmaya yönelik her türlü popülist tartışmanın karşısında dururken yapay zekanın;</p>
<ul>
<li>Kişisel mahremiyete zarar vererek bir baskı unsuru haline gelmek,</li>
<li>Deepfake gibi uygulamalarla gerçeği saptırmak,</li>
<li>Dezanformasyon operasyonlarına güç sunarak yıkıcı etkiler oluşturmak ve</li>
<li>Organik bilgi üretimi çabalarını azaltmak gibi risk ve tehditler içerdiği göz ardı edilmemelidir.</li>
</ul>
<p>Söz konusu risklerden arınmanın ön koşulu yapay zeka pazarındaki aktörlerden biri olmaktan geçmektedir.</p>
<p>Öncelikle yapay zeka teknolojisi, “evlerinin garajlarından” çıkarak birer teknoloji devi haline gelen mühendislerin başarılarının bir yenisine kaynaklık etmeyebilir. Zira yapay zeka, yetkin uzmanlığın yanı sıra büyük veri setleri ve işlem gücü “computing power” gereksinimiyle öne çıkıyor. Nitekim bu durum, yapay zeka alanında faaliyet gösteren araştırmacı ve girişimcileri zorlayan en temel unsur olarak belirginleşmekte ve kaynak ihtiyacı doğrultusunda küresel düzeyde farklı girişimlerin teknoloji devlerinin bünyesine dahil olmasının da ana gerekçelerinden birini teşkil etmektedir.</p>
<p>Bugün dünyada araçlar, çalışma ortamları ve ekipmanlar gibi çok farklı alanlarda “shared resources” kaynak paylaşımı uygulamaları yaygınlık kazanıyor. Şirketler yeni bir ofisi A’dan Z’ye dizayn etmek ve genel gider maliyetlerine katlanmak yerine, ortak çalışma ortamlarında belirli süreleri kiralayabiliyor. Ya da yalnızca birkaç kez kullanılacak pahalı bir ekipmanı satın almak yerine ortak kullanım yoluyla bu ekipman, kullanıldığı ölçüde bir maliyetle temin edilebiliyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın bir yansıması olarak yapay zeka temelli ‘as a service’ hizmetleri, bulut bilişim üzerinden hizmetler sunarak işlem gücünün erişilebilirliğini artırıyor. Yapay zeka için gerekli olan işlem gücünün bulut temelli ortak paylaşım prensibine göre açılması, aslında bu teknolojik altlığın sadece buna donanım yatırımı yapabilen elitlerin (her türlü teknoloji devi, hegemon konumdaki ülke yönetimleri ve güç odağı haline gelen organizasyonlar) tekelinden çıkarılmasını mümkün kılabilir.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki yüksek maliyetler ve yoğun ithalat faaliyetleriyle kurulabilen yapay zeka data center’larının kullanım ömürleri boyunca tam kapasite ya da en az buna yakın biçimde çalışması milli kaynakların etkin kullanımının da bir koşuludur.</p>
<p>Erişilebilirlik, maliyet etkinlik ve ölçeklenebilirlik çıktılarıyla yapay zeka temelli ‘as a service’ hizmetlerinin yaygınlaşması, teknolojiye farklı katmanlardan uzmanların katkı sunabilmesi için oldukça kritik bir değere sahiptir. Bu kritik olası çıktıyı vurgularken yapay zeka data center’larının, sınırlı bir grubun elinde bir “showroom” haline gelebilen laboratuvarlarla aynı kaderi taşımamasını dilerim.</p>
<p>Ortak kaynak kullanımını desteklerken ortak alanlara tıkalı kalmış fikirlerden de bir o kadar kaçmak gerekli. Maalesef bugün pek çok uzman ve kurum sürekli biçimde birbirini tekrar eden fikirlere yoğunlaşmış durumda. Ya da daha acısı milyarlarca dolarlık ekonomik gücü ve temelleri onlarca yıla dayanan teknoloji devlerinin yapay zeka alanındaki faaliyetlerinin bire bir aynısının elde edilmesinin umulması. Gerçeklikten uzak bu alelade yaklaşımların, yaratıcı fikirleri susturmasına izin verilmemeli.</p>
<p>Yapay zekanın temel yakıtı veri olsa da anlamlı sonuçlar elde etmek için her zaman milyonlarca insanın onlarca yıllık süreçte neleri like’ladığı, nerelerde olduğu ve hangi alanlarda arama yaptığı bilgisine erişmeye gerek yok. Bu doğrultuda belirli bir amaç etrafında toplanmış ya da üretilmiş nispeten kısıtlı verilerin bile birçok dikey ürünleşmenin ortaya çıkması için yeterli olabileceği göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Yapay zeka tüm ekonomik ve stratejik gücüyle günbegün belirginleşirken lider olma yolunda ülke yönetimleri milyonlarca dolarlık teşviklerde bulunurken ve mevcut elitler yarışa oldukça önde başlamışken; popülist tartışmalara odaklanmak, teknolojiyi bir satış-pazarlama unsuru olarak konumlandırmak ve trendleri yanlış okumak geri dönülemez sonuçlar doğuracaktır. Bu hususta oyunun dışında kalmamak adına ne yapılmaması gerektiği açıktır.</p>
<p>Bu yazıyla “Oyun Dışı Kalmamak”ın ikinci baskısının sonuna gelirken yapay zekaya odaklanan yeni bir çalışma içerisinde olduğumu da sizlere iletmek isterim.</p>
<p>Oyunu değiştiren yeni fikirlerin, teknoloji ekosisteminin tekelci dengesini değiştirmesi ümidiyle…</p>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.savunmatr.com/kumulatif-zeka-birikimi-isleyebilmenin-gucu/">https://www.savunmatr.com/kumulatif-zeka-birikimi-isleyebilmenin-gucu/</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>YAPAY ZEKANIN DEMOKRATİK YÖNETİMLERE YANSIMALARI</title>
      <link>https://ozbilen.net/yapay-zekanin-demokratik-yonetimlere-yansimalari/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/yapay-zekanin-demokratik-yonetimlere-yansimalari/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 22:12:10 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>Yapay zekanın mümkün kıldığı yeni teknolojik olanaklar basit birer teknolojik gelişme olmanın ötesinde derin tarihsel kökenleriyle bugün modern toplumun…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zekanın mümkün kıldığı yeni teknolojik olanaklar basit birer teknolojik gelişme olmanın ötesinde derin tarihsel kökenleriyle bugün modern toplumun ayrılmaz bir parçası olan demokratik yönetimler üzerinde doğrudan ve dolaylı bir takım etkilerin oluşmasına neden olmaktadır. Diğer yandan yapay zekanın çok yönlülüğü doğrultusunda bu etkilerin demokratik yönetimler için bütünüyle bir fayda yada tehdit unsuru olduğunu söylemek güçtür.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisi vasıtasıyla görüntülerin manipüle edilmesi olarak özetlenebilecek olan deepfake bu kapsamda değerlendirilebilecek bir teknolojidir. İlk olarak 2017 yılının sonları itibariyle kullanılır hale gelen deepfake videoları bir mizah unsuru olmanın ötesinde kişilik haklarına ve demokratik yönetimlere zarar verebilecek bir unsur olarak ele alınmaktadır. Zira yapay zeka teknolojisi marifetiyle hazırlanan bu sahte videolar henüz gelişimlerinin ilk evresinde olunmasına rağmen sahte ve gerçek arasındaki ayrımın yapılabilmesini güçleştirmektedir.</p>
<p>Deepfake videolarına ilişkin olarak dikkat etmemiz gereken ilk durum söz konusu videoların komedyenler ve kimliği belirsiz internet kullanıcılarının ötesinde resmi kanallar aracılığıyla da hazırlanabiliyor olmasıdır.</p>
<p>Mayıs 2018’de Flaman Sosyalist Partisi (SPA) Belkçika’daki bir siyasal parti) iklim değişikliği ile mücadele edilmesine yönelik politikalara destek vermediği bilinen ABD Başkanı Donald Trump’ın deepfake videosunu hazırlayarak iklim değişikliğine dikkat çekmeye çalışmıştır. Partinin sosyal medya platformlarında yayınlanan bu videonun sonunda sesi ve görüntüsü manipüle edilen Trump “Hepimiz iklim değişikliğinin sahte olduğunu biliyoruz, tıpkı bu video gibi” ifadesini kullanmıştır. Dahası Trump’ın dudak hareketleri tam anlamıyla manipüle edilmemiştir. Buna rağmen bazı sosyal medya kullanıcıları videonun sahte olduğunu anlayamamıştır. Bu şartlar altında dahi deepfake belirli kullanıcıların gerçeklik algılarını sarsabiliyorken deepfake teknolojisinin daha da gelişmesi ve deepfake videolarını hazırlayanların özel olarak videoların gerçek olduğuna ilişkin bir izlenim yaratmak istemeleri durumunda bizleri neler bekliyor?</p>
<p>ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu’na göre bireylerin, oy verenlerin ekranda gördüklerinin gerçekliğini değerlendirirken artık kendi gözlerine ve kulaklarına güvenememesi neticesinde deepfake ulusal güvenlik ve demokratik yönetişim hakkında önemli sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bu kapsamda Kasım 2020’deki ABD başkanlık seçimleri öncesinde ABD’li siyasetçiler deepfake’in seçim sonuçlarını etkilemesinden endişe etmekte ve seçmelerin yanlış bilgilendirilmesinin önüne geçmek amacıyla sosyal medya şirketlerinin seçimler öncesinde bu konuda bir aksiyon almasını istemekteydi.</p>
<p>New York Üniversitesi Stern İş ve İnsan Hakları Merkezi tarafından Eylül 2019’da yayınlanan bir rapor sosyal medyayı yanlış bilgilerin yayılmasını hızlandıran bir unsur olarak değerlendirirken deepfake videolarının herhangi bir zarara yol açmadan önce belirlenmesini ve kaldırılmasını önermiştir. Nitekim ABD’deki bu genel eğilimlerin bir yansıması olarak sosyal medya şirketleri seçimler öncesinde deepfake videolarına ilişkin yasaklamalar getirmiştir.</p>
<p>Deepfake özü itibariyle “sahte” olsa da bu deepfake’in demokrasiye zarar veren bir teknoloji olarak değerlendirilmesini gerektirmez. Deepfake karşı tarafa zarar vermek üzere kurgulanmak zorunda değildir.</p>
<p>Şubat 2020’deki Delhi Ulusal Başkent Bölgesi yerel parlamento seçimleri öncesinde, iktidardaki Hindistan Halk Partisi’nin (BJP) Delhi temsilcisi (an itibariyle bu görevde değil) Hintli politikacı Manoj Kumar Tiwari deepfake’i seçim kampanyasında kullandı.</p>
<p>Tiwari tarafından Hintçe çekilen bir siyasi kampanya videosu yapay zeka temelli “deepfake” teknolojisiyle İngilizce ve Haryanvi (yerel bir dil) dillerinde sonradan oluşturulmuş videolara dönüştürüldü. Bir yetkiliye göre deepfake kampanya çabalarının ölçeklendirilebilmesini sağladı. Zira deepfake sayesinde Haryanvi dilini konuşamayan Tiwari seçmenlerine onların diliyle ancak kendi görüntüsüyle erişebildi. Bir başka yetkiliye göre ise bazı seçmenler (ev kadınları) Tiwari’yi Haryanvi dilinde dinlemeyi “cesaret verici” bir olay olarak değerlendirdi.</p>
<p>Tirawi seçimlerde ezici bir yenilgi alsa da yapay zekanın manipülasyon amacıyla hazırlanmış bir video olarak değil resmi kanallar yoluyla ve etik biçimde bir seçim kampanyasında kullanılması önemli bir dönüm noktasıdır.</p>
<p>2020 ABD başkanlık seçimleri öncesinde ABD kamuoyunun (ve özellikle demokratların) deepfake’e yönelik yoğun endişesi temel olarak, 2016 yılındaki başkanlık seçimlerinde yapay zekanın seçmenleri manipüle etmenin bir yöntemi olarak kullanıldığına ve Donald Trump’ın Hillary Clinton karşısındaki zaferinin de bununla ilişkili olduğuna yönelik iddialar kaynaklı olarak gelişmiştir.</p>
<p>Böylesi güçlü iddiaların gündeme getirilmesini mümkün hale getiren, genel itibariyle bireylerin izinleri dışında kötü niyet ve sistem hatalarıyla elde edilen verilerdir. Hatırlanacağı üzere 2018 yılında bazı basın kuruluşları Cambridge Analytica’nın hazırlattığı bir kişilik testi vasıtasıyla bu test için gönüllü olan 270.000 Facebook kullanıcısının ve bu kullanıcıların arkadaşlarının verilerine ulaştığını iddia etmişti. İddialar 50 milyon kullanıcının verilerine ulaşıldığı yönündeydi. Ancak daha da dramatik bir biçimde bu iddiaların ardından Facebook, çoğu (70,6 milyonu) ABD’li olmak üzere toplamda 87 milyon kişinin verilerinin uygunsuz bir biçimde Cambridge Analytica ile paylaşılmış olabileceğini itiraf etmişti.</p>
<p>Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Cambridge Analytica 2014 ABD Senato seçimlerinde muhafazakar adaylar, Brexit sürecinde Leave.EU grubu, 2015’te Cumhuriyetçi başkan adayı Ted Cruz ve sonrasında Cumhuriyetçilerin 2016 ABD Başkanlık seçimlerindeki remi adayı Donald Trump için çalıştı. Elbette bu aktörlerin (büyük bir kısmının) elde ettiği başarı tümüyle Cambridge Analytica’nın yapay zekaya dayalı “çözümlerine” bağlanamaz. Ancak bu hal, uygunsuz bir biçimde elde edilen verilerin, demokratik bir biçimde alınan ve bugün küresel sistemi farklı yönlerde etkileyen kararların oluşmasındaki güçlü bir unsur olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Leave.EU grubu iletişim direktörü Andy Wigmore’a göre “tıpkı onların kullandığı gibi” yapay zeka bireyler hakkındaki her türlü şeyi ve onları nasıl bir reklam ile ikna edeceğinizi söylemektedir. Bu kapsamda Wigmore’a göre Facebook “like” ‘ları yürüttükleri kampanyanın “en güçlü silahıdır”.</p>
<p>Yapay zeka farklı toplumsal koşullara farklı çözümler geliştirebilme esnekliğine sahip bir teknolojidir. Örneğin ABD’de yapay zeka, tasarıların yasa haline gelmesine yardımcı olan bileşenlerin analiz edilmesine ve tasarıların yasalaşma ihtimalinin belirlenmesine yönelik olarak da kullanılabilmektedir. Yapay zekanın tasarıların yasalaşma sürecinin tahmin edilmesinde kullanılmasının temel gerekçelerinden biri ABD Kongresinde tasarıların yasalaşma oranının oldukça düşük olmasıdır. 93. Kongre döneminden (3 Ocak 1973-20 Aralık 1974) bugünkü 116. Kongre dönemine gelinceye değin yasalaşma oranının en yüksek değerini aldığı dönem olan 100. Kongre döneminde (6 Ocak 1987-22 Ekim 1988) dahi bu oran %7’dir. Karmaşık verilerden anlamı sonuçların çıkarılmasın mümkün hale gelmesinin ardından ABD’de uzun süredir mevcut bulunan bu hale bir “çözüm” getirilmiştir. 2018 yılında kamuoyuna yansıyan bilgilere göre söz konusu alanda faaliyetleri olduğu bilinen FiscalNote resmi web sitelerini tarayarak Kongre, 50 yerel yasama meclisi ve 9.000 kent konseyindeki 1,5 milyondan fazla tasarı hakkında veri toplamaktadır. Söz konusu veriler kamuoyuna açıktır.</p>
<p>2013 yılında Tim Hwang tarafından kurulan FiscalNote’un kendi kendine öğrenen yapay zekası geçmiş verilere göre başarı şansını etkileyen belirli bağlamsal anahtar kelimeler ve ifadeler doğrultusunda tasarıyı değerlendirmektedir. Ardından bunu tasarının sponsorları ve yasa yapıcıların oylama kayıtlarıyla ilgili bilgilerle birleştirerek tasarının geçme olasılığını belirtmektedir. Ancak bu olanakların küçük bir kesimi daha da güçlü kıldığına ilişkin eleştiriler bulunmaktadır. ABD’de yasa tasarılarının oluşmasında ve bu tasarıların kabul edilmesinde lobicilik faaliyetlerinin merkezde yer aldığı göz önüne alındığında bu eleştiriler pek de haksız değildir.</p>
<p>Geçmiş verilerdeki basit korelasyonların tasarıların geçip geçmeyeceği üzerinde anlamlı sonuçlar oluşturamayacağına yönelik değerlendirmeler mevcuttur. Ayrıca tasarıların yasalaşma ihtimalinin belirlenmesi alanında FiscalNote’un başarısız olduğu da değerlendirilmektedir. Ancak şirketin bu alanda faaliyet gösteren tek şirket olmaması ve olası gelişim olanaklarının mevcudiyeti göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Politik belirsizliklere ek olarak Korona virüs kaynaklı belirsizliklerin bulunduğu bir ortamda yapay zekayı kullanarak devlet kayıtlarını bir araya getiren ve müşterilerine kişiselleştirilmiş veriler sunan FiscalNote’un çözümleri yoğun bir ilgi ile karşılaşmıştır. Yani yapay zeka siyasetçilerin ve diğer koşulların neden olduğu belirsizlik karşısında şeffaflığın artmasına da neden olabilmektedir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Bir sonuç</strong></p>
<p>Yapay zeka demokratik yönetimler için aynı anda bir tehdit ve fırsat unsurudur. Ancak bu sonuç yapay zekanın niteliklerinden öte yapay zekanın temel “gıdası” olan verilerin nasıl elde edildiği ve diğer toplumsal süreçlerin nasıl yönetildiği ile ilişkilidir. Dolayısıyla yapay zekanın demokrasimiz için taşıdığı önemi belirleyecek olan regülasyonlardır. Ancak fiili durum her zaman olduğu gibi bu alanda da hukuki durumun önündedir.</p>
<p>Öte yandan bir sonraki yazımızda değerlendireceğimiz üzere bizzat yapay zeka anti-demokratik yönetimlere güç sağlayan ve insan haklarını yok eden bir unsur haline de gelebilmektedir. Öyle ise muhtemel biçimde yapay zeka, ilerleyen süreçte de demokrasiler için bir tehdit ve fırsat unsuru olma niteliğini sürdürecektir.</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>YAPAY ZEKA- ZULÜM GERÇEK: TEKNO-KOBAY’A DÖNÜŞTÜRÜLEN UYGUR TÜRKLERİ</title>
      <link>https://ozbilen.net/yapay-zeka-zulum-gercek-tekno-kobaya-donusturulen-uygur-turkleri/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/yapay-zeka-zulum-gercek-tekno-kobaya-donusturulen-uygur-turkleri/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 22:09:32 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>İnsanlığın gelişiminin bir unsuru olarak görülse de teknoloji insan elinin değdiği her yerde olduğu gibi kategorik olarak iyi veyahut kötü olarak…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<figure class="embed"><div data-yt="Hj6BVxWKdRU" class="yt"><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.youtube.com/watch?v=Hj6BVxWKdRU" aria-label="Videoyu oynat: YAPAY ZEKA - ZULÜM GERÇEK Tekno-Kobay’a Dönüştürülen Uygur Türkleri" class="yt-link"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/youtube/Hj6BVxWKdRU-1280.webp" alt="YAPAY ZEKA - ZULÜM GERÇEK Tekno-Kobay’a Dönüştürülen Uygur Türkleri" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" width="1280" height="720" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/youtube/Hj6BVxWKdRU-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/youtube/Hj6BVxWKdRU-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/youtube/Hj6BVxWKdRU-1280.webp 1280w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"><span aria-hidden="true" class="yt-play"></span></a></div></figure>
<p>İnsanlığın gelişiminin bir unsuru olarak görülse de teknoloji insan elinin değdiği her yerde olduğu gibi kategorik olarak iyi veyahut kötü olarak tanımlanabilecek bir olgu değildir.</p>
<figure class="al-c img"><img width="295" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/9-827.webp" alt="YAPAY ZEKA- ZULÜM GERÇEK: TEKNO-KOBAY’A DÖNÜŞTÜRÜLEN UYGUR TÜRKLERİ" decoding="async" loading="lazy" height="300" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/9-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/9-827.webp 827w" sizes="(max-width: 335px) calc(100vw - 40px), 295px"></figure>
<p>Kaynak: Comparitech, “Surveillance Camera Statistics: Which Cities Have The Most CCTV Cameras?”, <a href="https://www.comparitech.com/vpn-privacy/the-worlds-most-surveilled-cities/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.comparitech.com/vpn-privacy/the-worlds-most-surveilled-cities/</a> (Erişim tarihi: 18.01.2021).</p>
<p>Kapalı devre güvenlik kameralarının ve yüz tanıma sistemlerinin küresel bazda kullanılan ve kamu otoritelerinin güvenliği sağlama misyonuna güç veren unsurlar olduğu söylenebilir. Bu hususta güvenliğin sağlanması misyonunu, doğrudan doğruya bireyler üzerinde kurulmak istenen yeni bir güç alanı olarak tanımlamamak gerekir. Ancak Tablo 1, rastlantı olamayacak bir gerçekliği tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Tablo 1’de belirtildiği üzere, en çok gözlenen 15 şehrin 14’ü Çin’de yer almaktadır.</p>
<p>Uzmanlara göre, büyük veri ve yapay zeka teknolojilerindeki gelişim Çin’in kapalı devre güvenlik kameralarındaki gelişimi desteklemektedir. Bunun bir sonucu olarak Çinli konvansiyonel kamera üreticileri aynı zamanda yapay zeka alanındaki büyük oyunculardan biri haline gelmiştir. 2016-2017 yılları arasında Sincan polisiyle 1,9 milyar yuan değerindeki kamu-özel sektör ortaklığı sözleşmeleri imzalayan ve bu sözleşmeler kapsamında yüz tanıma ve gözetim sisteminin camiler için de kullanılmasına “imkan” tanıyan Hikvision, bu şirketlerden biridir.</p>
<figure class="al-c img"><img width="300" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/10-960.webp" alt="YAPAY ZEKA- ZULÜM GERÇEK: TEKNO-KOBAY’A DÖNÜŞTÜRÜLEN UYGUR TÜRKLERİ" decoding="async" loading="lazy" height="264" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/10-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/10-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/10-1035.webp 1035w" sizes="(max-width: 340px) calc(100vw - 40px), 300px"></figure>
<p>Kaynak: Mary Wolff, “The Camera in the Classroom: Lessons From China’s AI Obsession”, <a href="https://www.kairos.com/blog/the-camera-in-the-classroom-lessons-from-china-s-ai-obsession" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.kairos.com/blog/the-camera-in-the-classroom-lessons-from-china-s-ai-obsession</a> (Erişim tarihi: 05.02.2021).</p>
<p>Kovid-19 salgınının sunduğu toplum sağlığı argümanının bir uzantısı olarak Çin’de evlerin önüne ve hatta bazı durumlarda evlerin içine bile kapalı devre güvenlik kameraları yerleştirildi. Resmi makamlarca ev karantinasındaki kimselerin 24 saat gözlenebilmesi gibi ifadelerle savunulmaya çalışılan bu kameraların bazılarının yapay zeka ile desteklendiği ifade edilmiştir. Dahası yapay zeka destekli güvenlik kameralarının maske takan kimselerin yüzünü dahi tanıyabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Comparitech’in verileri neticesinde değerlendirildiğinde 1.000 kişi başına düşen kapalı devre güvenlik kamerası sayısı bakımından kırk dördüncü şehir olan Guiyang’da bir BBC muhabiri ile gerçekleştirilen testin sonuçlarına göre, kapalı devre güvenlik kameralarının ve yüz tanıma sistemi vasıtasıyla Çinli polislerin BBC muhabirine ulaşmaları yalnızca 7 dakika sürdü. BBC’ye değerlendirmelerde bulunan Çinli bir polis memuruna göre, büyük veri tabanından sıradan insanların verileri yalnızca yardıma ihtiyaç duymaları halinde çekilmektedir. Kısaca sıradan insanlar için endişe duymayı gerektirecek bir durumun bulunmadığı ifade ediliyor.</p>
<p class="fs-m"><strong>Bu noktada şu soruyu sormamız gerekir: Yapay zeka destekli kameralarla yüz tanıma, yaş, cinsiyet ve etnik köken tahmin etme gibi kabiliyetlere erişen bir ülkede sıradan olmamanın bedeli nedir?</strong></p>
<p>Uygur Türklerinin “sıradanlaştırılması” arzusunu taşıyan toplama kampları Çinli kaynaklara göre, insanların dini “aşırılıklarından” uzaklaşmaları ve topluma yeniden girişleri için gerekli mesleki becerileri sağlamak maksadıyla kurulmuştur.</p>
<p>Çinlilerin domuz etine olan yoğun talebi göz önüne alındığında bir Uygur Türkünün domuz eti tüketmemesi hiç de “sıradan” bir davranış olmasa gerek ki kamplarda insanlara zorla domuz eti yedirildiği iddia edilmektedir.</p>
<p>Kültürel ve dini değerleriyle Çin tarafından bir tehdit olarak algılanan Uygur Türkleri Çin’in gözetim sisteminin birincil hedeflerinden biridir. Eylül 2020’de Brookings tarafından yayınlanan bir raporda 1.400’den fazla Çinli şirketin Sincan’daki gözetim sürecine yüz, ses ve yürüyüş tanıma yetenekleri ve ek izleme araçları sunduğunu belirtilmiştir.</p>
<figure class="al-c img"><img width="300" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/11-828.webp" alt="YAPAY ZEKA- ZULÜM GERÇEK: TEKNO-KOBAY’A DÖNÜŞTÜRÜLEN UYGUR TÜRKLERİ" decoding="async" loading="lazy" height="169" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/11-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/11-828.webp 828w" sizes="(max-width: 340px) calc(100vw - 40px), 300px"></figure>
<p>Çin’in Uygur Türklerine yönelik gözetim süreci devletin her an “ensenizde” olmasından öte anlamlar içeriyor. Bu hususta kamuoyu pek çok acı tecrübeye şahitlik etmek durumunda kaldı.</p>
<p>2019 yılında kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, yurtdışında eğitim aldıktan sonra vatanına dönen 20’li yaşlarındaki bir Uygur Türkü olan Alim, Çin’e varır varmaz polisler tarafından uçaktan indirildi. “Sağlık kontrolü” adı altında DNA, kan grubu, parmak izi, ses kaydı ve yüz taraması gibi verilerini polise teslim etmek durumunda kaldı. Diğer nice sıradan Uygur Türkü gibi bir kampa yollandı. Kampta geçirdiği iki haftanın sonrasında serbest bırakılan Alim, bu olaydan birkaç hafta sonra gittiği bir AVM’nin girişindeki yüz tanıma sisteminin kendisini tanımasının ardından gözaltına alındı. Zira Alim, Sincan’daki kontrol noktalarını izlemek için yapay zeka kullanan bölgesel veri sistemi olan IJOP tarafından kara listeye alınmıştı. Bu sisteme göre o artık potansiyel bir “teröristti”. Memurlar gözaltına alınmak istemiyorsa evinde kalması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Huawei 2020 yılında yayınladığı bir rapor ile iş dünyasının, toplumlar arasındaki güveni, karşılıklı saygıyı ve anlayışı güçlendirmeye yardım etmesi gerektiğini belirtse de şirketin söylem ve eylemleri arasında önemli bir farklılık söz konusu. Kamuoyuna yansıyan belgelere göre, Huawei, yayalar arasındaki Uygur Türklerini tespit eden bir sistemin patenti için başvuruda bulundu.</p>
<p>Benzer biçimde Alibaba’nın yüz tanıma sisteminde de Uygur Türklerini tanımlayan kod bulunduğu iddia edildi. Dolayısıyla yapay zeka yoluyla etnik kimliğin tespitine yönelik “çözümler” yerel bazda faaliyet gösteren şirketlerin ötesinde Çinli küresel şirketler tarafından da sağlanmaktadır.</p>
<p class="fs-m"><strong>ABD’nin tavrı ve bir sonuç</strong></p>
<p>Donald Trump yönetiminin Çin’i ulusal güvenliğe ilişkin temel bir tehdit olarak değerlendirmesi; Çin’in Uygur Türklerine yönelik insan hak ihlallerini, Çinli şirketlere yönelik kısıtlamalara bir gerekçe teşkil etmesine sebep olmuştur. Kısıtlamalar öncesinde ABD’li şirketlerin tutumu ise insan haklarından öte ekonomik çıkarlara dayanmaktadır.</p>
<p>Kasım 2019’da kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, HP, Seagate, Western Digital ve Intel gibi ABD’li teknoloji şirketleri Çin’in gözetim sistemine milyarlarca dolarlık donanım ve yazılım satışı yaptı. Kasım 2020’de yansıyan bilgilere göre ise Intel ve Nvidia’nın çipleri Uygur Türklerinin izlenmesinde merkezi bir öneme sahip olan Sincan’daki bulut bilişim kompleksinde kullanıldı.</p>
<p>ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo görevini teslim etmesine birkaç gün kala “Çin yönetiminin Müslüman Uygur halkı başta olmak üzere Sincan’daki diğer etnik ve dini azınlıklara yönelik insanlığa karşı soykırım işlediği sonucuna vardım.” ifadesini kullandı ve 1 milyondan fazla sivilin keyfi olarak tutuklandığını vurguladı.</p>
<p>Pompeo’nun ifadelerinin ardından ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (değerlendirmeyi yaptığında henüz bakan adayıydı) Çin’in Uygur Türklerine soykırım uyguladığı görüşünde olduğunu belirtse de ilerleyen süreçte kısıtlamaların ne yönde şekilleneceği belirsizliğini koruyor.</p>
<p>Joe Biden yönetiminin; Çin’in bir türlü durdurulamayan yükselişinin neden olduğu tehditler ile Çin gibi büyük bir pazarın göz ardı etmenin neden olduğu kayıplar arasında nasıl bir denge kuracağı ilerleyen günlerde Uygur Türklerinin uluslararası kamuoyundan alacağı desteğin yoğunluğunu belirleyecektir.</p>
<p>Bugün Uygur Türkleri neredeyse tekno-kobay haline getiriliyor, insanlık yararına olması gereken bir gelişme insanlığın unutulmayacak günahına çevriliyor.</p>
<p>Çin’in bir bilim kurgu filmini andıran baskı uygulamaları film senaryolarının gerçekliğimizin çok da uzağında olmadığını gösteriyor. Ancak bu acı gerçeğin teknolojiyi bir “canavar” olarak görmemize gerekçe teşkil etmesine izin veremeyiz. Teknolojiyi bir canavar olarak görmek yalnızca geriden gelen konumumuzu daha da belirginleştirir.</p>
<p>Haklı olmak maalesef ki yetmiyor, güçlü de olmak lazım. Bir gün tekno-kobaylara dönüşmemek için yabancı teknolojinin takipçisi değil üreticisi olmak lazım.</p>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.gokbayrak.com/yapay-zeka-zulum-gercek-tekno-kobaya-donusturulen-uygur-turkleri/">https://www.gokbayrak.com/yapay-zeka-zulum-gercek-tekno-kobaya-donusturulen-uygur-turkleri/</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/youtube/Hj6BVxWKdRU.jpg" medium="image" width="1280" height="720" />
    </item>
    <item>
      <title>YAPAY ZEKA İLE GELEN ÜRKÜTÜCÜ GERÇEK: SENTETİK SAHİCİLİK YADA DERİNLİKLİ SAHTECİLİK</title>
      <link>https://ozbilen.net/yapay-zeka-ile-gelen-urkutucu-gercek-sentetik-sahicilik-yada-derinlikli-sahtecilik/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/yapay-zeka-ile-gelen-urkutucu-gercek-sentetik-sahicilik-yada-derinlikli-sahtecilik/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 22:03:28 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>“Hiç kimseyi başkalarının anlattığı hikayeye göre yargılama” demiş Platon. Peki gördüklerimizi bize anlatan, anlatan kişinin kendisi de değilse? Zaten…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Hiç kimseyi başkalarının anlattığı hikayeye göre yargılama” demiş Platon. Peki gördüklerimizi bize anlatan, anlatan kişinin kendisi de değilse? Zaten güvenin ve inancın iyice zayıfladığı bir dünyada yaşıyoruz. Bir de üstüne sentetik sahicilik, ya da derin teknik sahtekarlık diyebileceğimiz deepfake yaygınlaşınca, çok basit aplikasyonlar ile yüksek nitelikli sahte videoların hemen üretilebildiğini düşünün! Babam dahil birçok büyükten duyduğum o söz geldi aklıma: “Duyduğuna inanma, gördüğünün de yarısına inan. Geri kalan yarısını araştır.”</p>
<figure class="al-c img"><img width="300" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/deep-fake-960.webp" alt="YAPAY ZEKA İLE GELEN ÜRKÜTÜCÜ GERÇEK: SENTETİK SAHİCİLİK YADA DERİNLİKLİ SAHTECİLİK" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="300" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/deep-fake-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/deep-fake-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/deep-fake-1200.webp 1200w" sizes="(max-width: 340px) calc(100vw - 40px), 300px"></figure>
<p>Bilimsel araştırmalara göre, beyne iletilen bilgilerin % 87’si gözler, % 9’u kulaklar ve % 4’ü de diğer duyular aracılığıyla iletilmektedir. Karar alma süreci, sezgiler gibi farklı unsurların etkisiyle oluşan karmaşık bir süreç olsa da insanın duyuları aracılığıyla kandırılabildiği yeni bir çağdayız.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisi vasıtasıyla görüntülerin manipüle edilmesi olarak özetlenebilecek olan deepfake, sahteyi gerçek kılarak karar alma mekanizmalarını etkileyebilen bir teknolojidir.</p>
<p>Sahte ve gerçek arasındaki ayrımı yok eden deepfake teknolojisinde dahi oluşacak etkinin yönünü belirleyen teknolojinin kendisi değil onun hangi amaçla kullanıldığıdır. Şu an bu teknoloji ile hazırlanan videoların çoğu bizleri şaşırtma ve tebessüm ettirme kıvamında kalmaktadır. Ancak gidişat sadece tebessüme çıkmayacak gibi görünüyor.</p>
<p>Şubat 2020’deki Delhi Ulusal Başkent Bölgesi yerel parlamento seçimleri öncesinde, iktidardaki Hindistan Halk Partisi’nin (BJP) Delhi temsilcisi (an itibariyle bu görevde değil) Manoj Kumar Tiwari, seçim kampanyasında resmi ve legal olarak deepfake teknolojisini kullanmıştır.</p>
<p>Tiwari tarafından Hintçe çekilen bir siyasi kampanya videosu, yapay zeka temelli “deepfake” teknolojisiyle İngilizce ve Haryanvi (yerel bir dil) dillerinde sonradan oluşturulmuş videolara dönüştürüldü. Bir yetkiliye göre deepfake, kampanya çabalarının ölçeklendirilebilmesini sağladı. Zira deepfake sayesinde Haryanvi dilini konuşamayan Tiwari, seçmenlerine onların diliyle erişebildi. Bir başka yetkiliye göre ise bazı seçmenler (ev kadınları) Tiwari’yi Haryanvi dilinde dinlemeyi “cesaret verici” bir olay olarak değerlendirdi.</p>
<p>Mayıs 2018’de Flaman Sosyalist Partisi (SPA) (Belçika’daki bir siyasal parti), iklim değişikliği ile mücadele edilmesine yönelik politikalara destek vermediği bilinen eski ABD Başkanı Donald Trump’ın deepfake videosunu hazırlayarak iklim değişikliğine dikkat çekmeye çalışmıştır. Partinin sosyal medya platformlarında yayınlanan bu videonun sonunda sesi ve görüntüsü manipüle edilen Trump “Hepimiz iklim değişikliğinin sahte olduğunu biliyoruz, tıpkı bu video gibi” ifadesini kullanmıştır. Dahası Trump’ın dudak hareketleri tam anlamıyla manipüle edilmemiştir. Buna rağmen bazı sosyal medya kullanıcıları videonun sahte olduğunu anlayamamıştır.</p>
<p>Bu şartlar altında dahi belirli kullanıcıların gerçeklik algıları sarsılabiliyorken deepfake teknolojisinin daha da gelişmesi ve deepfake videolarını hazırlayanların özel olarak videoların gerçek olduğuna ilişkin bir izlenim yaratmak istemeleri durumunda bizleri neler bekliyor?</p>
<p>ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu’na göre oy verenlerin ekranda gördüklerinin gerçekliğini değerlendirirken artık kendi gözlerine ve kulaklarına güvenememesi neticesinde deepfake, ulusal güvenlik ve demokratik yönetimler hakkında önemli sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Benzer biçimde Kasım 2020’deki ABD başkanlık seçimleri öncesinde pek çok siyasetçi deepfake’in seçim sonuçlarını etkilemesinden endişe duyduklarını belirtmiştir.</p>
<p>New York Üniversitesi Stern İş ve İnsan Hakları Merkezi tarafından Eylül 2019’da yayınlanan bir rapor sosyal medyayı yanlış bilgilerin yayılmasını hızlandıran bir unsur olarak değerlendirirken deepfake videolarının herhangi bir zarara yol açmadan önce belirlenmesini ve kaldırılmasını önermiştir. Nitekim ABD’deki bu genel eğilimlerin bir yansıması olarak sosyal medya şirketleri seçimler öncesinde deepfake videolarına ilişkin yasaklamalar getirmişti.</p>
<p>2020 ABD başkanlık seçimleri öncesinde ABD kamuoyunun (ve özellikle demokratların) deepfake’e yönelik yoğun endişesi temel olarak, 2016 yılındaki seçimlerde yapay zekanın seçmenleri manipüle etmenin bir yöntemi olarak kullanıldığına ve Donald Trump’ın Hillary Clinton karşısındaki zaferinin de bununla ilişkili olduğuna yönelik iddialardan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Hatırlanacağı üzere 2018 yılında bazı basın kuruluşları, Cambridge Analytica’nın hazırlattığı bir kişilik testi vasıtasıyla bu test için gönüllü olan 270.000 Facebook kullanıcısının ve bu kullanıcıların arkadaşlarının verilerine ulaştığını iddia etmişti. İddialar 50 milyon kullanıcının verilerine ulaşıldığı yönündeydi. Ancak daha da dramatik bir biçimde Facebook, çoğu (70,6 milyonu) ABD’li olmak üzere toplamda 87 milyon kişinin verilerinin uygunsuz bir biçimde Cambridge Analytica ile paylaşılmış olabileceğini itiraf etmişti.</p>
<p>Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Cambridge Analytica 2014 ABD Senato seçimlerinde muhafazakar adaylar, Brexit sürecinde Leave.EU grubu, 2015’te Cumhuriyetçi başkan adayı Ted Cruz ve sonrasında 2016’daki seçimlerde Donald Trump için çalıştı.</p>
<p>Leave.EU grubu iletişim direktörü Andy Wigmore’a göre “tıpkı onların kullandığı gibi” yapay zeka bireyler hakkındaki her türlü şeyi ve onları nasıl bir reklam ile ikna edeceğinizi söylemektedir. Bu kapsamda Wigmore’a göre Facebook “like” ‘ları yürüttükleri kampanyanın “en güçlü silahıdır”.</p>
<p>Dolayısıyla Facebook kullanıcılarının beğenilerini yansıtan basit tıklamalar üzerinden kötü niyet ve sistem hatalarıyla elde edilen veriler, muhtemel biçimde farklı ulusların ve dünyanın kaderini değiştirmiştir. Dahası deepfake gibi yeni teknolojilerle bu sürecin devam etmesi de mümkündür.</p>
<p>FBI, Mart 2021’de yaptığı bir açıklamayla yapay zekaya dayalı deepfake veya generative adversarial networks teknikleri kullanılarak elde edilen sentetik içeriklerin, önümüzdeki 12-18 ayda zararlı aktörlerce siber ve yabancı etki (nüfuz etme çabası) operasyonlarında kullanılmasını beklediklerini belirtmiştir.</p>
<p>FBI’a göre Rus ve Çinli aktörler halihazırda sentetik içerikleri yabancı etki operasyonlarında kullanmaktadır. Zararlı siber aktörler ise yapay zekaya dayanan bu teknikleri mevcut spear phishing ve sosyal mühendislik süreçlerinin bir uzantısı olarak siber operasyonlarında kullanacaktır. Ancak sentetik içeriklerin karmaşıklığı daha şiddetli ve yaygın bir etkinin oluşmasına neden olacaktır. Estonya istihbarat servisi de Rus özel servislerinin büyük ihtimalle siber savaşta deepfake teknolojisini geliştirmeye çalıştığını iddia etmiştir. Bu kapsamda Estonyalı yetkililere göre Rusya, siber uzayda AB için “birincil tehdit” olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Teröristlerin kullandığı propaganda videolarına değinen bir ABD’li uzmana göre, ileri seviyedeki deepfake teknolojisiyle savaş alanında düşman unsurların karar verme yeteneği bozulabilir. Bu kapsamda ilerleyen süreçte deepfake teknolojisinin yakından incelenmesi ve askeri operasyonlara dahil edilmesi önerilmiştir.</p>
<p>Nisan 2021’de kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Hollanda, Letonya, Ukrayna, Estonya, Litvanya ve İngiltere’den siyasetçiler Rus muhalefet lideri Alexei Navalny’nin özel kalemi Leonid Volkov’u taklit etmek için deepfake teknolojisi kullanan bir kişiyle video konferans görüşmesi yapmıştır. Kimliği belirsiz kişi yada kişilerle gerçekleştirilen bu görüşmeler doğrultusunda deepfake’in devletler için bir güvenlik zafiyeti olduğu ifade edilebilir.</p>
<p>Deepfake teknolojisinin kullanım alanları giderek çeşitlenmektedir. Nitekim Nisan 2021’de kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Washington Üniversitesi, deepfake uydu görüntüleri oluşturabilen ve sahte görüntüleri tespit edebilen bir yazılım geliştirmiştir. Böyle bir teknolojinin mümkün olması; mevcut durumun saklanması yada askeri unsurların yanlış hedeflere yönlendirilmesi gibi kritik olanaklar sunacaktır.</p>
<p>ABD ordusu, ABD toplumu ve ulusal güvenliği üzerinde tehdit oluşturduğunu vurguladığı deepfake teknolojisinin tespitine yönelik bilimsel çalışmalarda ilerleme kat ettiğini açıklamıştır. Diğer yandan Çin ve İngiltere gibi ülkeler de resmi kurumları aracılığıyla deepfake tehditlerine karşı önlem alma çabası içerisindedir.</p>
<p>Uzun bir süredir, diplomasi, ticaret ve askeri operasyonlar gibi alanlarda kazanım elde etmek için kullanılan dezenformasyon kampanyaları muhtemel biçimde deepfake teknolojisiyle farklı bir boyuta erişecektir. Sivil ve askeri unsurların karar alma mekanizmalarını manipüle etme imkanı tanıyan söz konusu teknoloji karşısında dikkatli olunmalıdır.</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/2024/03/deep-fake.jpg" medium="image" width="1200" height="1200" />
    </item>
    <item>
      <title>ASKERİ BİYOMETRİK TEKNOLOJİLER: ABD</title>
      <link>https://ozbilen.net/askeri-biyometrik-teknolojiler-abd/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/askeri-biyometrik-teknolojiler-abd/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 21:59:25 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>Biyometrik teknolojilerin üzerlerinde kullanılmasından endişe duyan Batı toplumları, biyometrik teknolojilerin kullanıcısı askeri unsurlarıyken; yani…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Biyometrik teknolojilerin üzerlerinde kullanılmasından endişe duyan Batı toplumları, biyometrik teknolojilerin kullanıcısı askeri unsurlarıyken; yani gözetlenenler kendileri değilken, endişe duymaktan imtina etmektedir.</p>
<p>İris tanımlama, yüz tanımlama, parmak izi tanımlama gibi alt dalları bulunan küresel askeri biyometrik pazarının 2020 yılındaki 5,65 milyar dolarlık pazar büyüklüğünün 2025 yılına gelindiğinde 10,62 milyar doların üzerine çıkması öngörülmektedir.</p>
<p>ABD Savunma Bakanlığı, biyometrik teknolojilere yönelik önemli bir talep kaynağı olmanın ötesinde teknolojinin gelişimindeki unsurlardan biridir. Bu hususta ABD Savunma Bakanlığı’nın, başladığı 1993 yılından sonlandığı 1998 yılına kadar FERET programına (Yüz Tanımlama Teknolojisi Programı) 6,5 milyon doları aşan bir kaynak aktarması zikredilebilir.</p>
<p>Güvenlik, istihbarat ve kolluk kuvvetleri personellerinin görevlerini yerine getirmesine yardımcı olmak üzere otomatik yüz tanıma yeteneğinin geliştirilmesi amacıyla oluşturulan FERET programının üç temel görevi şu şekildeydi:</p>
<p>Yüz tanıma sistemi için gerekli teknoloji tabanının oluşturulmak; yüz tanımayı teoriden çalışan laboratuvar algoritmasına dönüştürmek,<br>
Bireylerin yüz görüntülerini içeren geniş bir veri tabanı oluşturulmak ve<br>
FERET veri tabanı kullanılarak yüz tanıma algoritmalarının kabiliyetlerinin karşılaştırılarak değerlendirilmek.</p>
<p>FERET programının en önemli çıktılarından biri ise sonraki çalışmalara kazandırdığı meşruiyettir.</p>
<p class="fs-m"><strong>11 Eylül Terör Saldırıları: Bir Kırılma Noktası</strong></p>
<p>11 Eylül 2001 Terör Saldırıları, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri sadece rasyonel etkinliklerin bir sonucu olarak nitelemenin pek de mümkün olmadığının bir başka göstergesidir.</p>
<p>Makro ve mikro düzeyde pek çok alanda bir kırılma noktası olan 11 Eylül 2001 tarihi, ABD Yönetiminin biyometrik teknolojilere yönelik yaklaşım tarzında anlamlı bir değişikliğin oluşmasına neden oldu.</p>
<p>Demokrat Senatör Dianne Feinstein 14 Kasım 2001’de şu soruyu sormuştu: “Koordineli büyük bir terörist grubu tespit edilmeden nasıl bir yıldan uzun bir süre ABD’de faaliyet gösterebildi ve nasıl tek bir sabahta durdurulmadan dört farklı yolcu uçağına binebildi?” Feinstein’ın cevabı oldukça netti: “Onları tespit edemedik. Burada olduklarını bilmiyorduk.” Bu noktada Feinstein’a göre, yalnızca ABD’ye saldırı planlayan teröristleri tanımlanabilmesi durumunda onları durdurma şansı elde edilecektir. Biyometrik teknolojiler ise potansiyel teröristlerin tespit edilmesinde “yeni” bir yol sunmaktadır.</p>
<p>ABD’li yetkililerin vurguladığı üzere, ABD Savunma Bakanlığı 11 Eylül 2001 öncesinde biyometrik teknolojileri askeri tesislere ve network’lere güvenli erişimin sağlanması bağlamında ele almıştır. 11 Eylül sonrasında “terör ile mücadele” Savunma Bakanlığı’nın odak noktasını oluştururken biyometrik teknolojiler de bu mücadeledeki unsurlardan biri haline gelmiştir. Bu kapsamda biyometrik teknolojilerin Afganistan ve Irak’taki operasyonlarda ABD ve müttefik askerlerinin korunması maksadıyla kullanıldığı ardındansa bu teknolojilerin Savunma Bakanlığı için bir operasyonel araç haline geldiği belirtilmektedir.</p>
<p>Açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre ABD ordusu Afganistan ve Irak’ta yalnızca hapishanedeki şüphelilerin değil sivillerin de parmak izi, iris ve yüz görüntüleri gibi biyometrik verilerini toplamıştır.</p>
<p>2021 yılı itibariyle erişilip erişilmediği bilinmemekle birlikte ABD Savunma Bakanlığı’nın Afganistan’daki toplam popülasyonun %80’inin yani yaklaşık 25 milyon kişinin biyometrik verilerini elde etmeyi amaçladığı aktarılmaktadır.</p>
<p class="fs-m"><strong>Irak’ın “İyiliği” Adına Iraklı Yetkililere Aktarılmayan Biyometrik Veriler</strong></p>
<p>2010 yılında kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Pentagon, savaş dönemindeki geniş çaplı gücünü kullanarak Iraklıların parmak izi, DNA, iris ve yüz görüntüleri gibi biyometrik verilerini elde etmiş ve bu süreçte 27 milyon Iraklı’nın yaklaşık %7’si bir “dost” mu yoksa bir “düşman” mı olduklarına dair bilgiler ile birlikte kategorize edilmiştir. ABD’li uzmanlar ise savaş döneminde büyük fayda sunduğu belirtilen bu veri tabanının savaş sonrasında Iraklı yetkililere tesliminin ABD ile çalışan Iraklılar için çeşitli tehditler içereceğini ve listenin “yanlış ellerde” bir “ölüm listesi” haline gelebileceğini belirtmiştir. Aralık 2011’de ise ABD ordusunun 3 milyon Iraklı’nın biyometrik verilerini elde ettiği ve bu verilerin savaş sonrasında Iraklı yetkililere aktarılmadığı kamuoyuna yansımıştır.</p>
<p>GAO tarafından yayınlanan bir rapora göre Savunma Bakanlığı 2008 yılından raporun yayınlandığı 2017 yılına kadar 1.700 kişinin yakalanması veya öldürülmesinde ve 92.000 kişinin askeri üstlere erişiminin engellenmesinde, biyometrik ve adli kabiliyetlerini kullanmıştır.</p>
<p><strong>2017 yılında ABD’li Tümgeneral James Jarrard, IŞİD’e yardım etmesine rağmen serbest bırakılan kimselerin biyometrik verilerini, SDG (terör örgütü YPG/PKK güdümündedir) ile birlikte topladıklarını açıklamıştır. Ayrıca İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden bir araştırmacı, “Kürt yetkililerin” yakaladıkları şüphelilerin biyometrik kayıtlarını tuttuğunu, Irak’ın ise bu yöntemi yaygın bir biçimde kullanmadığını iddia etmiştir. Ekim 2020’de ise ABD, YPG/PKK’ya bağlı sözde güvenlik güçlerine, içerisinde parmak izi takip cihazlarının teslimini de kapsayan 400 milyon dolarlık destek programı başlatmıştır.</strong></p>
<p><strong>Özetle 11 Eylül sonrasında biyometrik teknolojileri, “terörle mücadeledeki yeni bir yol” olarak konumlandıran ABD, bugün terör örgütü YPG/PKK’ya biyometrik kabiliyetler sunar hale gelmiştir.</strong></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>ABD’LİLER GÖZETLENİYOR</title>
      <link>https://ozbilen.net/abdliler-gozetleniyor/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/abdliler-gozetleniyor/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 21:56:24 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Yapay Zeka</category>
      <description>Yüz tanımlama teknolojisi, otoriter ülkelere özgü bir teknolojiymiş gibi sunulmaya çalışılsa da mevcut durum varsayılan gerçeklikten oldukça farklı. Bu…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüz tanımlama teknolojisi, otoriter ülkelere özgü bir teknolojiymiş gibi sunulmaya çalışılsa da mevcut durum varsayılan gerçeklikten oldukça farklı. Bu yazımızda da ABD’lilerin, resmi kurumlar ve ABD merkezli şirketler aracılığıyla nasıl gözetlendiğini ortaya koyacağız.</p>
<p>Yüz tanımlama; fotoğraflar, videolar veya gerçek zamanlı olarak kişilerin kimliğinin belirlenmesine imkan tanıyan ve yapay zekanın bir bileşeni olan makine öğrenmesine dayalı bir teknolojidir.</p>
<p>2020 yılından 2025 yılına gelindiğinde küresel yüz tanımlama teknolojisi pazarının 3,8 milyar dolardan 8,5 milyar dolara yükselmesi öngörülmektedir. Söz konusu büyümenin temel olarak devlet ve savunma sektörü kaynaklı olarak oluşması beklenmekle birlikte yüz tanıma teknolojisi sivil unsurlar tarafından da kullanılmaktadır.</p>
<p class="fs-m"><strong>Teknolojinin sınırları var mı?</strong></p>
<p>ABD merkezli bir yüz tanıma şirketi olan ve sivil alana hizmet veren Kairos’a göre insanların yüzlerinin tanınması yeterli değildir. Bir sonraki aşama görüntülerdeki yüzlerin demografik ve duygu analizlerinin yapılmasıdır. Nitekim Kairos’ın teknolojisi müşterilerin; yaşı, cinsiyeti, duygusu, mağazada bekleme süresi ve mağazaya daha önce gelip gelmediği gibi verilerine erişebilmesine imkan tanımaktadır.</p>
<p>Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) 2018 yılında Disney, Wal-Mart Stores ve McDonald’s gibi şirketlerin de içerisinde bulunduğu 20 şirkete, müşterileri üzerinde yüz tanıma teknolojisi kullanıp kullanmadıklarını sordu. Bu 20 şirketten biri teknolojiyi kullanmadığını biri ise teknolojiyi kullanmakla birlikte bunu müşterilerinin yüzünü tanımlamak için kullanmadığını belirtti. Geriye kalan 18 şirket ise herhangi bir cevap vermeyi reddetti. Dolayısıyla yüz tanıma teknolojisi güvenlik misyonuna indirgenebilecek bir teknoloji değildir. Müşteri memnuniyetinin ve ekonomik çıktının artırılması özelinde de kullanılabilmektedir.</p>
<p>Yüz tanıma teknolojisinin akıllı telefonlara entegre hale gelmesi ve bu süreçte ekran kilidinin açılmasının bir yöntemi olmanın ötesinde mobil uygulamaların bir unsuru haline gelmesi söz konusu alandaki önemli trendlerdendir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Şekil 1</strong></p>
<figure class="al-c img"><img width="300" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/6-960.webp" alt="ABD’LİLER GÖZETLENİYOR" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="234" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/6-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/6-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/6-1035.webp 1035w" sizes="(max-width: 340px) calc(100vw - 40px), 300px"></figure>
<p>Kaynak: GAO, “Facial Recognition Technology: Privacy and Accuracy Issues Related to Commercial Uses”, <a href="https://www.gao.gov/assets/710/708045.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.gao.gov/assets/710/708045.pdf</a> (Erişim tarihi: 05.02.2021). s.9.<br>
Şekil 1’de belirtildiği üzere ABD’de yüz tanıma teknolojileri alanında verilen patent sayısı 2015 yılından 2019 yılına gelinceye değin düzenli bir biçimde artış göstermiştir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Şekil 2</strong></p>
<figure class="al-c img"><img width="300" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/7-960.webp" alt="ABD’LİLER GÖZETLENİYOR" decoding="async" loading="lazy" height="300" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/7-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/7-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/7-1035.webp 1035w" sizes="(max-width: 340px) calc(100vw - 40px), 300px"></figure>
<p>Kaynak: eMarketer, “Consumers Warm Up to Facial Recognition to Keep Them Safe, but for Marketing and Advertising, No Thanks”, <a href="https://www.emarketer.com/content/consumers-warm-to-facial-recognition-to-keep-them-safe-but-for-marketing-and-advertising-no-thanks" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.emarketer.com/content/consumers-warm-to-facial-recognition-to-keep-them-safe-but-for-marketing-and-advertising-no-thanks</a> (Erişim tarihi: 04.02.2021).<br>
Şekil 2’de belirtildiği üzere kullanım alanlarındaki farklılık, yüz tanıma teknolojisinin ABD’liler tarafından kabul edilebilir olarak nitelendirmesi üzerinde etkili olmaktadır.</p>
<p>Her ne kadar Şekil 2’de yer alan anket sonuçlarına göre yüz tanıma teknolojisinin kamusal güvenliğin sağlanmasına yönelik kullanımı ABD’liler tarafından kıyasla kabul edilebilir bir alan olarak nitelendirilse de ABD’nin uzun tarihsel kökenlere dayanan ırkçılık sorunu, tüm olası çıktılarına rağmen yüz tanıma teknolojisinden endişe edilmesine neden olmaktadır. Bu kapsamda ABD’de yüz tanıma teknolojisinin kullanımı ve teknolojinin gelişimi esas itibariyle ırk temelli olarak tartışılmaktadır. Bu hususta önemli tartışma konularından biri yüz tanıma teknolojisinin kabiliyetlerinin cinsiyet ve ırklara göre farklılaşmasıdır.</p>
<p class="ta-c"><strong>Şekil 3</strong></p>
<figure class="al-c img"><img width="300" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/8-960.webp" alt="ABD’LİLER GÖZETLENİYOR" decoding="async" loading="lazy" height="247" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/8-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/8-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/8-1149.webp 1149w" sizes="(max-width: 340px) calc(100vw - 40px), 300px"></figure>
<p>Kaynak: Alex Najibi, “Racial Discrimination in Face Recognition Technology”, <a href="http://sitn.hms.harvard.edu/flash/2020/racial-discrimination-in-face-recognition-technology/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://sitn.hms.harvard.edu/flash/2020/racial-discrimination-in-face-recognition-technology/</a> (Erişim tarihi: 04.02.2021).<br>
Şekil 3’te belirtildiği üzere farklı şirketlerin yüz tanıma teknolojileri özellikle açık tenli erkekler özelinde oldukça gelişmiş bir tanımlama kabiliyetine erişmiştir. Bununla birlikte yukarıda yer verilen beş farklı teknoloji de koyu tenli kadınları açıklamakta yetersiz kalmıştır.</p>
<p class="fs-m"><strong>İç güvenliğin sağlanmasının bir unsuru olarak yüz tanıma teknolojisi</strong></p>
<p>Çin gibi otoriter ülkelerin kullanımı üzerinde belirginlik kazansa da yüz tanıma teknolojisi uzun bir süredir ABD’nin iç güvenliğinin sağlanmasındaki unsurlardan biridir. Örneğin New York Şehir Polis Teşkilatı, 2011 yılından beri çeşitli suçları kameralara yakalanan şüphelilerin kimliğinin belirlenmesinde yüz tanıma teknolojisini kullandığını açıklamıştır.</p>
<p>Siyahi ABD vatandaşı George Floyd’un Mayıs 2020’de ABD polisi tarafından gözaltına alınırken öldürülmesi, ABD polisinin ırkçılıkla suçlanmasına ve polise sunulan yüksek teknolojinin sınırlandırılmasına yönelik baskıların oluşmasına neden olmuştur.</p>
<p>IBM’in CEO’su Arvind Krishna Haziran 2020’de ABD Kongresine yolladığı bir mektupla, George Floyd, Ahmaud Arbery, Breonna Taylor ve diğer trajik ölümlere değinerek teknolojinin polisin toplulukları korumasına yardım edebileceğini ancak ayrımcılığı ve ırksal adaletsizliği desteklememesi gerektiğini belirtmiştir. Bu kapsamda IBM genel amaçlı yüz tanıma veya analiz yazılımı sunmama kararı almıştır. Ayrıca Krishna IBM’in diğer satıcılar tarafından sunulan yüz tanıma teknolojisi de dahil olmak üzere herhangi bir teknolojinin kitlesel gözetim, ırk belirleme ve temel insan hak ve özgürlüklerinin ihlali için kullanılmasına göz yummayacağını açıklamıştır.</p>
<p>Oysa kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, 2012-2016 döneminde IBM, güvenlik kamera görüntülerindeki kişilerin saç rengi, sakalları ve cilt tonları gibi fiziksel özelliklerine göre belirlenebilmesi amacıyla bir yazılım geliştirmek için New York Şehir Polis Teşkilatı’ndan New York’luların görüntülerini elde etmiştir.</p>
<p>IBM’in ardından Amazon 1 yıl Microsoft ise yasal düzenlemeler oluşturuluncaya değin ABD polisine yüz tanıma teknolojisi sunmama kararı aldı. Bir yüz tanıma start-up’ı olan ve yalnızca kolluk kuvvet personelleri tarafından kullanılabilen Clearview AI’ın faaliyetlerine devam etmesi ise Silikon Vadisi ve Demokratların şirkete yoğun eleştiriler yöneltmesine neden oldu.</p>
<p>Konuya ilişkin olarak ABD’li uzmanların bir diğer endişe kaynağı yüz tanıma teknolojisinin uygulanabileceği suç veri tabanlarında beyaz olmayanların fazlasıyla temsil edilmesi ve bu durumun kendini besleyen bir döngü içerisinde orantısız tutuklamalara neden olabilecek olmasıdır. Söz konusu durumu, New York Şehir Polis Teşkilatı’nın, polisin çete üyesi olmasından şüphe ettiği veya çete üyesi olduğunu onayladığı kimselerin bilgilerine yer verdiği “gang database” (çete veri tabanı) üzerinden net bir biçimde görebiliriz. Öncelikli olarak söz konusu veri tabanına eklenme kriterleri tam olarak bilinememekte ve belirli dövmelere sahip olmak gibi fiziksel niteliklerin bir kimsenin veri tabanına kaydedilmesi için yeterli olabileceği iddia edilmektedir.</p>
<p>New York Şehri Polis Teşkilatı’nın resmi açıklamasına göre, 2019 yılında 18.084 kişinin yer aldığı veri tabanındakilerin neredeyse 500’ü reşit değildir. Dahası 13 yaşındaki çocuklar dahi veri tabında yer almaktadır. Bu resmi bilgilerin ötesinde Profesör Babe Howell’a göre Şubat 2018 itibariyle 42.334 kişi bu veri tabanına kayıtlıdır. Ayrıca Aralık 2013-Şubat 2018 döneminde veri tabanına yeni eklenenlerin yaklaşık %66’sı siyah, %33’ü ise hispanic’tir. Bu dönemde listeye eklenen 17.452 kişinin yalnızca %0,8’i beyazdır. Oysa şehirde ikamet edenlerin %25’i siyah ve %27’si Latin kökenlidir.</p>
<p>Kolluk kuvvetlerine hizmet etmek üzere, ehliyet ve sabıka fotoğrafları gibi devlet tarafından sağlanan fotoğrafları kullanan geleneksel yüz tanıma sistemlerinin aksine Clearview AI, sosyal medya ağları ve diğer kamuya açık internet siteleri üzerinden topladığı 3 milyardan fazla fotoğraftan oluşan bir veri tabanına sahiptir. Kurucusu ve CEO’su Hoan Ton-That’in belirttiği üzere Clearview AI, ABD’de FBI’ın da içerisinde olduğu 2.400 kolluk kuvveti tarafından kullanılmaktadır.</p>
<p>IBM, Amazon ve Microsoft ABD polisi karşısında konumlanırken teknolojisini sunmaya devam eden Clearview AI’ın ABD’nin iç güvenliği için kıymetli olduğu ifade edilebilir. Nitekim Hoan Ton-That’e göre, Ocak 2021’de Kongre baskının hemen ardından Clearview AI’ın kullanımı, olağan hafta içi kullanıma kıyasla %26 oranında artmıştır.</p>
<p class="fs-m"><strong>Şimdi ne olacak?</strong></p>
<p>Şirketler özelinde atılan adımların yanı sıra ABD’de polisin yüz tanıma teknolojisini kullanımının önüne geçmeye yönelik olarak çeşitli eyaletler bazında adımlar atılmıştır.</p>
<p>2020 yılında demokratlar FBI’ın da içerisinde olduğu federal kurumların yüz tanıma teknolojisine erişimini engellemeye yönelik bir tasarı sunmuş fakat söz konusu tasarı yasalaşamamıştı. Bugün demokrat siyasetçiler tasarının tekrar gündeme geleceğini belirtse de ABD yönetimi demokratların elindeyken etik değerlerin mi yoksa güvenlik misyonunun mu merkeze alınacağını tahmin etmek güç.</p>
<p>Benzer biçimde gözetlenenler ABD’liler değilken yani teknolojinin kullanıcısı orduyken etik değerler ve yüz tanıma teknolojisine ilişkin endişeler tartışmalar özelinde dahi pek çok kez göz ardı edilmektedir.</p>
<p>İlerleyen günlerde etik ve güvenlik, etik ve ekonomik çıktı ikilemlerinde tercihin hangi yönde olacağı; muhtemel biçimde ABD’de sosyo-ekonomik hayatı farklı yönleriyle etkileyecektir.</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/2024/03/6.jpg" medium="image" width="1035" height="809" />
    </item>
    <item>
      <title>TELETAŞ: ACI BİR ANI, KIYMETLİ BİR DERS</title>
      <link>https://ozbilen.net/teletas-aci-bir-ani-kiymetli-bir-ders/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/teletas-aci-bir-ani-kiymetli-bir-ders/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 21:49:01 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Telekomünikasyon</category>
      <description>Yeni ve eski teknolojilerin aynı anda ticari değer arz ettiği bir geçiş dönemindeyiz. Yeni teknoloji ve sektörlerin, yarının dünyasında ne gibi faydalar…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni ve eski teknolojilerin aynı anda ticari değer arz ettiği bir geçiş dönemindeyiz. Yeni teknoloji ve sektörlerin, yarının dünyasında ne gibi faydalar sunabileceğinin farkındayız. Zira insanlık tarihini bir bütün olarak ele aldığımızda bu duruma pek çok kez şahit olduk. Ancak AR-GE disiplini göstermenin maddi ve yönetimsel zorlukları altında maalesef çoğu kez kısa vadeli faydalara odaklanmak tercih edilebilir görülebiliyor. Doğru anda, doğru teknolojiye ve doğru kimselere destek sunmamak ve hatta güçlük çıkarmak ise şahıslar şöyle dursun ülkelerin kaderini etkileyebiliyor.</p>
<p>Bugün müstakilen bir sektör olmanın ötesinde telekomünikasyon sektörünün sosyo-ekonomik hayatı bütünüyle nasıl dönüştürdüğü hepimizin malumu. Telekomünikasyon sektörümüzde donanım ve yazılım altyapısı ve hizmet boyutunda değer üretmek için kıymetli çabalar sarf ediliyor. Birçok noktada küresel düzeyde rekabet edebilir seviyede olsak da maalesef pek çok noktadaki çaba, yabancı rakipleri belirli ölçülerde yakalamak üzerine kurgulu. Çünkü bugünün refahı için dün atılması gereken adımlarda eksik kaldık. Kimi zaman ise ilerlediğimiz yollardan geriye döndük. TELETAŞ deneyimi bu noktada karşımıza çıkan örneklerden biri.</p>
<p>1960’lı yıllarda, telekomünikasyon altyapı gereksinimlerinin aciliyeti neticesinde PTT ARLA, büyük özverilerle oluşturuldu. İlerleyen yıllarda PTT ARLA, TELETAŞ’a; tersine mühendislik çalışmalarıyla nitelik üretme arzusundaki küçük bir ekip, özgün tasarımlarıyla iç ve dış pazarın gereksinimlerini karşılama yetisine sahip binlerce kişilik bir şirkete dönüştü. Analog sistemlerden sayısal sistemlere geçişin bir zorunluluk haline geldiği, telekomünikasyon sektörünün bugün eriştiği konumun yansımalarının oluştuğu 1980-1990’lı yıllarda bu dönüşüm, Türkiye için hayati bir değer taşıyordu.</p>
<p class="fs-m"><strong>“Biz TELETAŞ’ı Öldürmek için Aldık.”</strong></p>
<p>Kamu iktisadi teşebbüslerinin yönetim sorunları, kaynak ihtiyacı ve küresel eğilimler Türkiye’yi özelleştirmeye yönlendirirken ne yazık ki ülkemiz bu sürece vergi mükelleflerine yük olan teşebbüsler yerine “satışı kolay, karlı” TELETAŞ’la başladı. 1987 yılında PTT’nin %40 hissesi Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’ne devredilirken 1988 yılında idarenin TELETAŞ’taki %22’lik hissesinin halka arzı gerçekleştirildi. “20-30 milyon dolar gelir dışında” reel bir çıktı vadetmeyen bu işlemin gerçekleştirilebilmesi için yalnızca televizyon reklamlarına 761 milyon TL’den fazla harcama yapıldığı belirtiliyor.</p>
<p>1984 yılında Sistem 12 sayısal santralleri için lisans anlaşması imzalanmış fakat bu anlaşmaya giden yol, şirketin %39’luk hissesini yabancı bir şirkete satmasıyla sonuçlanmıştı. Dolayısıyla %22’lik hissesinin halka arzının gerçekleştiği 1988 yılında da TELETAŞ bütünüyle devlete ait bir kurum değildi.</p>
<p class="fs-m"><strong>Sayısal Santral Geliştirme Çabaları Yabancı Ortaktan Gizli Yürütüldü</strong></p>
<p>Sistem 12’nin dağıtılmış denetimli olması, herhangi bir modülde oluşabilecek arızanın sistemin bütünü üzerindeki etkisini sınırlamaktaydı. Sistem 12’ye yeni özellikler kolaylıkla eklenebiliyordu. Ancak Sistem 12, küçük abone gereksinimleri için pahalıydı.</p>
<p>Sistem 12’de deneyimlenen tecrübe, yazılımlara katkıda bulunma evresine gelinmesi ve model santral üzerinde yapılan modifikasyon uygulamaları TELETAŞ Yönetimine sayısal santral geliştirilmesi konusunda güç veriyordu. Bununla birlikte eski yöneticilerinin aktardığı üzere yabancı ortakla oluşan iç gerilim, özgün sayısal santral geliştirme çabalarının yabancı ortaktan gizlenmesi sonucunu doğurmuştu. 250 aboneye kadar hizmet verebilecek ilk kademe sayısal santral, 2.000/3.000 aboneye kadar hizmet verebilecek ikinci kademe sayısal santral ve ilk etapta başlangıç noktası üzerinde herhangi bir planlamanın yapılamadığı üçüncü kademe sayısal santral olmak üzere, bir sayısal santral ailesinin geliştirilmesi öngörülmüştü. Birinci kademe sayısal santrallerin üretimi ve PTT’ye teslimi sağlanmışsa da diğer kademelere ilişkin geliştirme çabaları durdurulmuştu.</p>
<p>TELETAŞ; Sistem 12 sayısal santralleri, AR-GE çalışmalarının bir sonucu olan küçük sayısal santralleri (“LEVENT”) ve tümüyle kendi tasarımı olan PCM (sayısal çoklayıcılar)’leri ile Türkiye’de haberleşme şebekesinin sayısallaşma gereksiniminin karşılanmasındaki önemli aktörlerden biriydi.</p>
<p>Sayısal santralleri, sayısal ve analog çoklama sistemleri, sayısal ve analog radyo linkleri, fiberoptik transmisyon sistemleri, kırsal abone radyo link sistemleri, TV aktarıcı ve vericileri, ofis haberleşme donanımları ve güç kaynakları gibi kıymetli ürünleri üretebilir konumdaydı.</p>
<p>1991 yılında açıklanan verilere göre sayısal santrallerin %40’ı, ulusal ağın kanal ucu analog ve sayısal çoklama sistemlerinin %87’si, alıcı verici analog ve sayısal radyolink sistemlerinin %61’i, kumbaralı telefon makinalarının %87’si TELETAŞ tarafından üretilerek PTT’nin kullanımına sunulmuştu. Aralarında SSCB’nin de bulunduğu pek çok ülkeye ulusal sistem ihracatı gerçekleştirilmişti. Teknoloji aktarmak üzere İran ile lisans anlaşması imzalanmıştı.</p>
<p>1992 yılında Dünya Bankası tarafından yayınlanan bir rapor, 1990 yılı verilerine göre Türkiye’deki ilk 150 sanayi kuruluşundan 6’sının (Bekoteknik, Vestel, Profilo Electronic, NETAŞ, ve ASELSAN) elektronik alanında faaliyet göstermesine dikkat çekmişti. Listede 46. Sırada yer alan TELETAŞ, ihracat hacmi ve kabiliyetleriyle Türkiye ekonomisi için kritik bir öneme sahipti. TELETAŞ ve NETAŞ aracılığıyla PTT’nin telekomünikasyon ekipmanı tedarikinde yerel kapasitesini güçlendirdiği açık bir gerçeklikti. Satış gelirlerinin yaklaşık %5’ini AR-GE’ye yatıran bu aktörler söz konusu raporda, bir bütün olarak Türkiye’nin bilişim alanındaki AR-GE çabalarının da merkezi olarak değerlendirilmişti.</p>
<p class="fs-m"><strong>Satın Alma Sonrası İlk Adım: AR-GE Biriminin Kapatılması</strong></p>
<p>Gözle görülür biçimde Türkiye, telekomünikasyon alanında gelecek vadeden bir konumdaydı. 1994 yılında gerçekleştirilen blok satışın ardından yabancı ortağın TELETAŞ içerisindeki payının %65’e çıkması ise tüm kabiliyetleriyle TELETAŞ’ın yok olmasına neden oldu. Çok kısa bir süre içerisinde AR-GE birimi kapatılarak kıymetli bilgi birikimi heba edilirken, şirket bir satış-destek ofisine çevrildi.</p>
<p>1 Ağustos 1996 tarihinde ANAP milletvekili Adil Aşırım, eski bir TELETAŞ AR-GE çalışanı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullanmıştı: “Network Termination’ını yapan ilk mühendisim; 1989’da bitirdik. Belçika geldi ‘biz zaten bunu yapıyoruz’ dedi. 1993’te Almanya’ya gittiğimde, Belçika’dan görüştüğüm arkadaşım ‘senin NT1’ı, biz daha yeni yapıyoruz’ dedi.”</p>
<p>Yabancı ortağın yetkililerden birinin sarf ettiği belirtilen “Biz TELETAŞ’ı öldürmek için aldık. Asya pazarında ayağımıza fazla basıyordu” cümlesi ise bu acı deneyimin tek cümlelik özetidir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Peki Şimdi Neye Dikkat Etmeliyiz?</strong></p>
<p>Finansal yetersizliklerinin aşılması, yeni teknolojilerin ülkeye kazandırılması, yeni istihdam olanaklarının elde edilmesi gibi olası pozitif çıktılarıyla yabancı yatırımlar; ülke ekonomilerinin büyümesi ve kalkınmasındaki önemli bir kaynak olarak değerlendirilmektedir. TELETAŞ deneyimi ise yaygın biçimde kabul gören bu iktisadi argümanı yalanlamaktan ziyade yabancı yatırımların potansiyel tehditlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini kanıtlamaktadır. Stratejik teknolojilerin, küresel güç dengesinin belirlenmesinde giderek artan önemi ve Çin başta olmak üzere farklı aktörlerin “yatırımlarını” ulusal çıkarlarını belirginleştirmek için kullanması, söz konusu gerekliliğin ehemmiyetini daha da artırmaktadır. Öyle ki “Avrupa yeniliklerinin tekelini eline almaya çalışmakla” suçlanan Çin de dahil olmak üzere pek çok devlet, stratejik alanlardaki yabancı yatırımlar üzerindeki kontrollerini genişletmektedir.</p>
<p>TELETAŞ’a sahip çıkabilseydik muhtemel biçimde bugün ülkemiz dünya çapında bir telekomünikasyon altyapı tedarikçisine sahip olacaktı. “Keşkelerle” ifade edemediğimiz böylesi kayıpların tekrarlanmaması adına savunma, enerji, bilişim, yapay zeka, ileri robotik ve kuantum teknolojileri gibi kritik alanlardaki yabancı yatırımların ulusal güvenliğimiz ve ekonomik bağımsızlığımız üzerinde doğuracağı tüm olası sonuçları değerlendirmeliyiz. Küresel pazarda rakipsiz hale gelmek için yerli kabiliyetlerimizi bünyesine katmaya çalışan sözde yatırımlar karşısında bilinçli olmalıyız. AR-GE disiplinimizden taviz vermemeliyiz.</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>İNSAN HAKLARI İHLALLERİ ÇİN-AVUSTRALYA GERİLİMİNİN BİRİNCİL KAYNAĞI OLABİLİR Mİ?</title>
      <link>https://ozbilen.net/insan-haklari-ihlalleri-cin-avustralya-geriliminin-birincil-kaynagi-olabilir-mi/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/insan-haklari-ihlalleri-cin-avustralya-geriliminin-birincil-kaynagi-olabilir-mi/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 21:46:22 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Telekomünikasyon</category>
      <description>Teknoloji ve ticaret savaşı ABD ve Çin özelinde belirginlik kazansa da “savaş” pek çok “cephede” devam ediyor. Bu savaşın bir parçası olarak gelişen…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Teknoloji ve ticaret savaşı ABD ve Çin özelinde belirginlik kazansa da “savaş” pek çok “cephede” devam ediyor. Bu savaşın bir parçası olarak gelişen Çin-Avusturalya geriliminin ve bu gerilimin esas kaynağının doğru analiz edilebilmesi doğru politikaların oluşturulabilmesi bakımından mühimdir.</p>
<p>Avustralya, 19 Kasım’da Genelkurmay Başkanı General Angus Campbell tarafından açıklanan bir rapor ile özel kuvvetlere mensup bazı askerlerinin Afganistan’da 39 masum kişiyi katlettiğini itiraf etti. 30 Kasım’a gelindiğinde ise Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cao Licien “Korkma, barış getirmeye geliyoruz” yazılı bir görseli, “Afgan sivillerin, Avustralyalı askerlerce öldürülmesi şoke edici. Bu tür eylemleri şiddetle kınıyor ve sorumluluk almaya çağırıyoruz.” ifadesiyle birlikte Twitter’da paylaştı.</p>
<figure class="al-c img"><img width="295" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/5-558.webp" alt="İNSAN HAKLARI İHLALLERİ ÇİN-AVUSTRALYA GERİLİMİNİN BİRİNCİL KAYNAĞI OLABİLİR Mİ?" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="300" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/5-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/5-558.webp 558w" sizes="(max-width: 335px) calc(100vw - 40px), 295px"></figure>
<p>Avustralya Başbakanı Scott Morrison, “son derece çirkin” olarak nitelediği bu paylaşım nedeniyle Çin’in özür dilemesini talep etse de bu talep Çinli makamlar tarafından reddedildi. Dahası Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying meslektaşı Licien’ı, “Neden? Afgan sivilleri acımasızca öldürmelerinin haklı ama böylesine acımasız bir vahşiliğin kınanmasının haklı olmadığını mı düşünüyorlar? Afganların hayatı değerlidir.” sözleri ile net bir biçimde savundu.</p>
<p>Katledilen Afganların hayatlarının önemli olduğu aşikar. Ancak şu soruyu da sormak gerekir: “Afghan lives matter” ifadesiyle ABD’deki “Black lives matter” (siyahilerin hayatı değerlidir) protestolarına atıfta bulunan Chunying ve nitekim Çin için Uygur Türklerinin hayatı da değerli midir?</p>
<p>Çin’in Avusturalya Büyükelçiliği 18 Kasım 2020’de basına servis ettiği bir belge ile Çin-Avusturalya ilişkilerinde;</p>
<p>⦁ Huawei ve ZTE’nin Avusturalya’nın 5G ağından yasaklanması,<br>
⦁ “Muğlak ve temelsiz” ulusal güvenlik kaygıları doğrultusunda kısıtlamalar getirilerek altyapı, tarım ve hayvancılık gibi alanlardaki 10’dan fazla Çin yatırım projesinin reddedilmesi,<br>
⦁ “Hiçbir delil olmamasına rağmen” Çin’in aleyhine gelişen örtülü siber saldırı iddiaları,<br>
⦁ Covid-19 hakkında bağımsız bir soruşturma yapılmasına yönelik çağrıda bulunulması,<br>
⦁ “Doğru olmayan” raporların yayılması için Çin karşıtı düşünce kuruluşlarına fon sağlanması ve<br>
⦁ “Çin’in” Sincan, Hong Kong ve Tayvan meselelerinde Avusturalya’nın “aralıksız ve kötü niyetli” müdahaleleri gibi sorunları da içeren 14 sorunun bulunduğunu açıklamıştır.</p>
<p>Çin, Avustralya’nın Afganlara yönelik zulmünden duyduğu rahatsızlığı açık bir biçimde bildirse de egemenliği altındaki topraklarda kendisi tarafından oluşturulan zulmün mevzubahis edilmesinden dahi rahatsız.</p>
<p>Morrison ise Çin’in Avustralya Büyükelçiliği’nin sıraladığı 14 sorun karşısında, Çin Büyükelçiliği kaynaklı bu “resmi olmayan belgenin” Avusturalya’nın, ulusal çıkarlarına göre kendi kural ve yasalarını belirlemesini durdurmayacağını belirtti. Dolayısıyla Uygur Türklerini destekleyen bir tutum içerisine girmiş olsa da Avusturalya’nın odak noktasında da ulusal çıkarlarına uygun karar alma yetisini koruma arzusu yer almıştır.</p>
<p>Açıktır ki vatandaşlarının veya belirli toplum kesimlerinin çıkarını geliştirmeyi ve kızışan güç yarışında daha iyi bir pozisyon elde etmeyi hedefleyen bu iki devlet de küresel bir insan hakları savunucusu değildir. Maalesef hem Uygur Türklerinin hem de Afganların karşı karşıya kaldığı insan hakları ihlalleri, gerilimin birincil bir kaynağı değildir. Çin ve Avusturalya halihazırda ikili ilişkilerinin gergin olduğu bir ortamda, diğerinin neden olduğu zulmü bir propaganda malzemesi olarak kullanmaktadır.</p>
<p class="fs-m"><strong>Çin-Avustralya geriliminin en belirgin ve birincil kaynağı: 5G</strong></p>
<p>Çin-Avustralya ilişkilerinin 40. Yılının kutlandığı; her iki ülkenin resmi kurumlarının ticaret ve hizmet sektörüne (turizm ve eğitim) yönelik güçlü birlikteliği vurguladığı 2012 yılında dahi uzmanlar, yoğun ekonomik ilişkilerin politik güven ile desteklenemediğini belirtiyordu. Bu durumun en temel göstergelerinden biri ise Kasım 2011’de dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın, 2.500 deniz piyadesinin Avustralya’da görevlendirilmesinin planladığını açıklamasıdır. Obama Avustralya Parlamentosunda yaptığı konuşmada “üzerine düşünülmüş” ve “planlı” bir karar verdiğini belirtmiş, Çin ise söz konusu karardan duyduğu memnuniyetsizliği açık bir biçimde ortaya koymuştu. Obama konuşmasında Çin’e yönelik “iyi niyetli” ifadeler kullansa da bu kararın Çin karşısında alındığı herkesin malumuydu. Dolayısıyla yoğun ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmek istendiği 2012 yılında dahi söz konusu, dış ilişkiler ve güvenlik olduğunda Avustralya, müttefiki ABD ile birlikteydi.</p>
<p>Bir devletin sınırlarını koruma arzusu verilerini koruma arzusundan ayrı düşünülemez. Zira verilerin korunamadığı bir ortamda gerçek manada sınırları koruyabilmek de mümkün değildir. Yalnızca bu kapsamda değerlendirildiğinde, Çinli telekomünikasyon şirketlerinin teknik yeterliliğe ve maliyet avantajına sahip olmasına ve Çin ile güçlü ekonomik bağların bulunmasına rağmen Avustralya’nın, 2012 yılında ülkenin geniş bant internet imkanını arttırmayı amaçlayan NBN projesinde Huawei’nin yer almasının önüne geçmesi, anlamlı hale gelmektedir.</p>
<p>ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu tarafından Ekim 2012’de hazırlanan bir raporun Huawei ve ZTE’nin ağ ekipmanlarının ulusal güvenlik için bir tehdit teşkil ettiğini belirtmesinin ardından gelişen süreçte bu tehdit olgusu hem ABD hem de Avustralya için giderek belirginlik kazandı. Ağustos 2018’de ise Avustralya, Huawei ve ZTE’nin ekipmanlarının 5G ağında kullanılmasını yasakladı.</p>
<p>2018 yılındaki bu karar halihazırda politik güvenden ziyade ekonomik çıkarlara dayanan ikili ilişkilerde oldukça ciddi bir kırılmaya neden olurken her iki ülkenin de karara yönelik yaklaşımında anlamı bir değişim oluşmadı. Çinli şirketlerin 5G ağından dışlanması; Avustralyalı makamlara göre Avustralya’nın ulusal çıkarlarını ve ulusal güvenliğini korunması için bir gerekliliktir. Çinli makamlara ve yasaklamaya maruz kalan şirketlere göre ise bu, Avustralyalı şirketlerin ve tüketicilerin çıkarlarına hizmet etmeyen “siyasi amaçlı” bir karardır.</p>
<p>Özellikle 2018 sonrasında her iki ülke farklı konuları araç haline getirerek birbirlerine yönelik karşılıklı hamlelerde bulunsa da Huawei ve ZTE’nin ekipmanlarının 5G ağında kullanımının yasaklanması güncelliğini koruyan bir karar olmayı sürdürdü. Zira bu karar Çin için ekonomik kayıpların ötesinde anlamlar içermektedir. Çin’in perspektifi ile değerlendirildiğinde söz konusu karar, giderek internet teknolojilerine dayanacağı bariz bir gerçek olan yeni küresel düzende Çin’in stratejik kazanımlar elde etmesinin önüne koyulan bir taşlardan biridir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Mevcut durum</strong></p>
<p>Çin ve Avustralya arasındaki gerilim, Mayıs 2020 sonrasında Çin tarafından giderek genişletilen ticari kısıtlamalar ile daha da belirginlik kazanan bir hal aldı. Bu kısıtlamalar, ihracat gelirleri bakımından Çin Pazarına bağımlı olan Avusturalya Ekonomisini bir kriz ortamı içerisine sokmayı çabalamaktadır. Oysa Avusturalyalı uzmanların dahi kabul ettiği üzere Avusturalya’nın Çin üzerinde böyle bir gücü bulunmamaktadır.</p>
<p>Çin Yönetimi ile doğrudan ilişkileri olduğu bilinen Global Times’da, konuya ilişkin olarak yayınlanan makaleler genel olarak şu değerlendirmeleri içeriyor;</p>
<p>⦁ Avustralya’nın ihracatı Çin pazarına dayalı,<br>
⦁ Huawei’nin 5G ekipmanları oldukça nitelikli,<br>
⦁ Avustralya, Huawei’nin 5G ekipmanlarını yasaklayan ilk ülke,<br>
⦁ Avusturalya, ABD’ye bağımlı politikalar izliyor.</p>
<p>Global Times’da yer alan bir ifade ise Çin’in Avusturalya’ya yönelik yaklaşımını tüm yalınlığıyla ortaya koyuyor: “Avustralya Yönetimi, en büyük ticari partneri ve ihracatının yaklaşık üçte birinin kaynağı olan Çin ile dostane bir ilişki sürdürmeye gayret etmeliydi.”</p>
<p>Ticaret ve insan hakları gibi farklı yansımaları olsa da Çin-Avustralya geriliminin en belirgin ve birincil kaynağı; Avustralya’nın Huawei ve ZTE’nin ekipmanlarının 5G ağında kullanımını yasaklanmasıdır. Dolayısıyla söz konusu yansımalarda değişikliğin oluşması, Avusturalya’nın verilerini koruma veyahut Çin’in ekonomik ve stratejik kazanımlar elde etme arzusunda anlamlı bir değişikliğin oluşmasına bağlıdır.</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/2024/03/5.jpg" medium="image" width="558" height="568" />
    </item>
    <item>
      <title>KÜÇÜK HIRSIZLARDAN KORUNMAK ADINA BÜYÜK HIRSIZLARA VERİMİZİ SUNMAYALIM</title>
      <link>https://ozbilen.net/kucuk-hirsizlardan-korunmak-adina-buyuk-hirsizlara-verimizi-sunmayalim/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/kucuk-hirsizlardan-korunmak-adina-buyuk-hirsizlara-verimizi-sunmayalim/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 21:42:20 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Teknik İstihbarat</category>
      <description>İnterneti sadece dünyadaki milyarlarca terminali birbirlerini bağlayan teknolojik bir alt yapı olarak nitelemek yanlış değil ancak eksik bir tanımlamadır.…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnterneti sadece dünyadaki milyarlarca terminali birbirlerini bağlayan teknolojik bir alt yapı olarak nitelemek yanlış değil ancak eksik bir tanımlamadır. İnternet, gelişen teknolojiler ile birlikte hayatın her alanını etkileyen ve değişmeye zorlayan yeni bir olgudur. Son 20 yılda şekillenen bu olgunun etkilediği yerleşik kavram ise “güvenliktir”. Bu öyle bir etkidir ki güvenliğe ilişkin yeni bir tanımlama ihtiyacını çıkarmıştır: Siber güvenlik.</p>
<p>Uluslararası alanda gelişen bir takım tartışmaların daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamak amacıyla, bu yazıda siber güvenliği, ülke politikalarına etkisi bakımından değerlendirmek istiyorum.</p>
<p>Ülkelerin askeri kapasiteleri ve ekonomik güçlerinin yanı sıra, ihtiyaç duydukları bilgiye erişme imkanları da uluslararası sistemde kapladıkları yerin belirlenmesi açısından oldukça değerlidir. En özet haliyle, bilgi üstünlüğü olarak tanımlanabilecek bu vasıf; başkasının verisine erişebilmek kadar kendi verini de koruyabilme yeteceğiyle ölçülebilir.</p>
<p>Günümüzde bilgiye erişimin, bilgi teknolojileri ve haberleşme altyapıları üzerinden sağlandığı gerçeği dikkate alınırsa, ülkelerin siber güvenliğe olan ilgisinin neden arttığı kolaylıkla anlaşılabilir. Bu nedendedir ki bilgi teknolojileri ve haberleşme ürünlerinin yerlileştirilmesi ihtiyacı süratle artmaktadır. Oyunda kalmak isteyen birçok ülkenin bu alanlar da yatırımlar yaptığına ve yerlileşme arayışının dünya genelinde yükseldiğine şahitlik ediyoruz.</p>
<p class="fs-m"><strong>Peki bizde durum ne?</strong></p>
<p>Çok ciddi gayretler ve teşvikler var. Ancak vaktimizi iyi kullanmıyoruz. Birtakım ülkelerle aramızdaki fark aleyhimize açılıyor. Açılan farkı sonradan kapatmak imkansız demiyorum ama çok daha güçleşeceği aşikar. Global ölçekte lokomotif olamasak da son trenin son vagonuna atlamayı beklemek lazım.</p>
<p>Siber güvenlik, geçmişte sadece donanım, yazılım, altyapı, teknik zafiyet gibi kavramlarla birlikte anılırken, günümüzde ticari savaş, savunma sanayi, ambargo, misilleme ve dış politika gibi kavramlarla da anılmaya başlamıştır. Hatta geçtiğimiz günlerde yaşanan ABD’deki Huawei yasağı da bu kavramlar üzerinden şekilleniyor. İşin teknik kısmı bazen sebep bazen de mazeret olabiliyor. Bizler açısından buradan alınacak dersin şu olduğuna inanıyorum: Güçlü hiçbir ülke kendine ve vatandaşına ait bilgileri yabancı menşeli ürünlerin insafına bırakmak istemez, başka bir ülkeye ait teknoloji firmasının sadece fiyat üstünlüğü ile şebekesine yerleşmesine de göz yummaz. İşte bu sebepten haberleşme ürünlerinde yerlileşme bir seçenek olmaktan çıkıp zorunlu hale gelmektedir.</p>
<p>Veri güvenliği açısından baktığımızda, Ülke olarak milyon dolarlar harcayarak yatırım yaptığımız ürünlerin kendisinin de siber güvenlik anlamımda incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. En azından sorgulanmalı. Nitekim bizzat bizi korusun diye kullandığımız bazı ürünler, bilgilerimizi alıp çıkarıyor olabilir. Yani küçük hırsızdan bizi korusun diye büyük hırsıza hem paramızı hem de verimizi veriyor olabiliriz. Bu tamamen ihtimal dışıymış gibi yaklaşmak saflık olmaz mı? ABD’nin uyguladığı yasakta da bu gerekçeyi ilan ettiklerine şahit oluyoruz.</p>
<p>Ülkemizde siber güvenliğe bakışımızda ciddi boşluklar var. Genel algı maalesef web güvenliği gibi dar bir alana sıkışıp kalmış durumda. İşin esası ise veri güvenliği. Veriyi üreten, dağıtan, işleyen her türlü donanım ve yazılımın güvenliği. Bu açıdan bakıldığında her elektronik sistem ve üzerlerinde çalışan yazılım siber güvenliğin bir parçasıdır.</p>
<p class="fs-m"><strong>Güvenli bir sistem var mıdır?</strong></p>
<p>Mutlak güvenlik yoktur ama her türlü riski tespit etme, ölçme ve asgari seviyeye çekme imkanı mevcuttur. Ne kadar güvende olduğunuz muhtemel hasımlarınıza göre de değişir. Başka bir ifadeyle sizi hedef seçen veya seçebilecek olanlar kimlerdir? Bu yönüyle orantılı bir güvenlik yaklaşımı geliştirmek akıllıca olandır. Mahsurlu olan yaklaşım ise, zaten her şeyimizi alıyorlar gibi oyundan kopuk bir hali benimsemek yada “tüm fişleri çekin ve çalışmayım” gibi radikal tedbir arayışlarına girmek. İki uçtaki yaklaşım da anlamlı olmadığı kadar da mahsurludur. Yeni nesil siber güvenlik yaklaşımında kazanan ülkeler, önce kendi ülkesinde sonra da uluslararası alanda “veriye erişen teknoloji firmalarını” destekleyebilen, ancak bu desteği sağlarken de kendi şirketlerini tembelleştirmeyecek mekanizmalar üretebilenler olacaktır.</p>
<p><strong>2025 ve 2050’ye kadarki süreçte veri; ülkeler için “ligde kalıp kalmamayı” belirleyecek. Ligin dışında kalan ülkelerin lige geri dönebilmesi ise ne yazık ki mümkün olmayacak. Ülkemizde siber güvenlik ve veri güvenliği kapsamında karar vericiler seviyesine taşınan bir farkındalık hali söz konusu. Ancak, devletlerin dahi bir siber tehdit kaynağı haline geldiği, veri üzerindeki hakimiyetin gücün ve devamlılığın ana unsuru olduğu 21. yüzyılda bu farkındalık hali tek başına yeterli değildir. Bağımsız olma ülkümüze uygun olan davranış, maalesef sözde kalan “siber güvenlik ve veri güvenliği önemlidir” çıkmazını aşarak söz konusu ihtiyaçların yerel olanaklar dâhinde karşılar hale getirilmesi olacaktır. Mevcut şartlar altında yarının ihtiyaçlarına odaklanmamız gerekir. Aksi taktide geriden gelen pozisyonumuzu devam ettiririz. Ki bu alanda geriden gelmekle hiç gelmemek arasında anlam arz eden bir fark da bulunmamaktadır.</strong></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ ASİMETRİK GÜÇ UNSURU: SÜRÜ DRONE TEKNOLOJİSİ</title>
      <link>https://ozbilen.net/yeni-asimetrik-guc-unsuru-suru-drone-teknolojisi/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/yeni-asimetrik-guc-unsuru-suru-drone-teknolojisi/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 21:06:18 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Savunma Sanayii</category>
      <description>21. yüzyılın stratejik teknolojileri ulusal menfaatlerin ana dayanağı, eksikliği ise oyun dışında kalmanın temel gerekçesidir. Henüz gelişim aşamasında olan…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>21. yüzyılın stratejik teknolojileri ulusal menfaatlerin ana dayanağı, eksikliği ise oyun dışında kalmanın temel gerekçesidir. Henüz gelişim aşamasında olan sürü drone’lar da bu kapsamda değerlendirilmesi gereken bir teknolojidir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Sürü Zekası Nedir?</strong></p>
<p>Sürü zekası; kuşlar, arılar, karıncalar, balıklar gibi doğal sürülerin davranış modellerine dayanan bir yapay zeka disiplinidir.</p>
<p>Milyonlarca yılı bulan geçmişleriyle bugün doğal sürüler kaynak edinme, hayatta kalma gibi karmaşık sorunları çözme konusunda oldukça kıymetli bir uzmanlığa sahip. Pek çok farklı alandan bilim insanının ilgisini çeken sürü zekası da bu uzmanlığın insanlığa katkı sunmasını sağlıyor.</p>
<p>Sürü zekası teorik bir çalışma alanı olmanın ötesinde ticari faaliyetlere konu olan bir alandır. Bu doğrultuda 2028 yılına gelindiğinde küresel sürü zekası pazarının 348,2 milyon dolar seviyesine ulaşması beklenmektedir.</p>
<p>Tek bir robotun karmaşık görevler için tasarlanması karmaşık yapı ve kontrol modüllerini gerektirmekte bu durum ise tasarım, yapım ve bakım maliyetlerinin yükselmesiyle sonuçlanmaktadır. Ayrıca karmaşık görevlerin tek bir robot özelinde belirginleşmesi durumunda söz konusu robotun küçük bir zarara uğraması bile kurgulanan sisteme bütünüyle zarar verebilmektedir. Tek bir robot yerine toplu halde çalışan robot ekipleri; sürü robotlar belirli bir sorunu daha verimli biçimde çözebilir ve bu esnada sağlamlık ve esneklik sunabilir.</p>
<p>Küresel sürü zekası pazarında oluşması beklenen büyümede, sürü drone’ların önemli bir itici gücü teşkil edeceği değerlendirilmektedir. Bu noktada doğal sürüler üzerinden geliştirilen algoritmalarla kendi başına uçabilen sürü drone’larla, merkezi olarak kontrol edilen drone’ların farklılığına dikkat etmemiz gerekiyor. Sürü zekası mevzu bahis olduğunda sürü hata yapsa dahi sürünün bu hataya reaksiyon göstermesi, gelişmesi beklenmektedir.</p>
<p>Drone’ların ölçeklenebilir olması otonom navigasyon kabiliyetine sahip olmalarını gerektirmektedir. Bu hususta sürü içerisindeki drone’ların birbirlerini algılaması temel zorluklardan biridir. Drone’ların göreceli konumlaması, çarpışmaların önlenmesinden yüksek seviyeli koordinasyonun sağlanmasına kadar değişen nitelikleri mümkün kılmaktadır. Ayrıca göreceli konumlama sensörlerinin tasarım tercihi, sürünün gerçekleştirebileceği davranışlar üzerinde etkili olmaktadır. Örneğin görüş tabanlı sistemler, drone’ların kameralarının görüş alanları içerisinde uçmalarına neden olmaktadır.</p>
<p>Sağlam, esnek ve ölçeklenebilir olması öngörülen sürü drone’lar; depolarda malların izlenmesi, seralarda sebze-meyve gelişiminin takip edilmesi, kara sularında yabancı unsurların aranması gibi farklı keşif ve gözlem olanakları sunmaktadır. Örneğin, AB iç ve dış ortamlarda insansız hava araçlarının hassas izleme ve algılama yapabilmesi için sürü zeka algoritması ve veri işleme tekniği geliştirmek üzere 164.203,80 Euro değerinde bir fon sağlarken odak noktasına madencilik faaliyetleri, insan kurtarma gibi sivil gereksinimleri yerleştirmiştir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Askeri Sürü Drone’lar</strong></p>
<p>ABD Savunma Bakanlığı tarafından 2005 yılında insansız hava araçları özelinde hazırlanan bir raporda, insansız hava araçlarındaki otonom kontrol seviyesinin uzaktan yönlendirmeden (remotely guided) full otonom sürülere doğru yol alacağı değerlendirilmiştir. Sürü drone alanında çeşitli faaliyetleri olduğu bilinen Çinli CETC de “sürü zekasını” insansız sistemlerin yapay zekasının merkezi ve akıllı insansız sistemlerin geleceği olarak nitelemiştir.</p>
<p>Hindistanlı kaynaklara göre, 2021 yılında Hindistan Ordusu’nun 75 drone’dan oluşan sürüsü otonom biçimde çalışarak hedefleri belirlemiş ve bunları kamikaze saldırısıyla etkisiz hale getirmiştir. Ancak söz konusu teknolojinin henüz gelişim aşamasında olması doğrultusunda farklı ülkelerin çalışmalarında da gözlemlenebileceği üzere bu 75 drone’un otonomluk düzeyine ilişkin yeterli bilgi kamuoyu ile paylaşılmamıştır.</p>
<p>Mevcut projelerdeki bilgi eksikliğine ek olarak gizli projelerin bulunabileceğine yönelik değerlendirmeler de mevcuttur. Örneğin Aralık 2019’da kamuoyuna yansıyan uydu görüntülerinden hareketle, Çin’in herhangi bir ayrıntısı daha önce paylaşılmamış en az iki küçük drone sürü grubunun bulunduğundan söz edilmektedir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Askeri Sürü Drone’lar Neyi Mümkün Kılacak?</strong></p>
<p>İlk etapta düşük maliyetli sürü drone’larla zırhlı araçları imha etmek güç olsa bile düşmanın destek hattına sızılarak yüksek değerli noktaların aynı anda hedeflenmesi mümkün hale gelecektir. Sürü drone’ların kimyasal, biyolojik ve nükleer dedektörler, yüz tanıma teknolojisi ve anti-drone silahlar gibi kabiliyetlerle donatılması ise geniş çaplı pek çok tehditle mücadele edilmesini sağlayacaktır. Ayrıca sürü drone’ların karadan havaya füze ve diğer hava savunma sistemlerinin belirlenmesi ve yok edilmesi gibi görevler üstlenebileceği ve füze savunma sitemi olarak kullanılabileceği de ifade edilmektedir.</p>
<p>Sürü drone’ların mümkün kılacağı öngörülen geniş kabiliyetler, rakip unsurların alana yönelik girişimlerinin bir tehdit olarak algılanmasına neden olmaktadır. Nitekim ABD’li uzmanlar, Çin’in bu alandaki girişimlerini; ABD’nin uçak gemileri özelindeki üstünlüğünü etkisiz hale getirmeye yönelik bir asimetrik savaş olarak değerlendirebilmektedir.</p>
<figure class="al-c img"><img width="532" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/4-647.webp" alt="YENİ ASİMETRİK GÜÇ UNSURU: SÜRÜ DRONE TEKNOLOJİSİ" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="1009" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/4-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/4-647.webp 647w" sizes="(max-width: 572px) calc(100vw - 40px), 532px"></figure>
<p>Centre for the Study of the Drone at Bard College’ın verilerine göre 2010 yılında yalnızca 60 ülkenin envanterinde bulunan askeri İHA’lar 2019 yılında 95 ülkenin envanterinde bulunur hale geldi. Açık kaynaklara yansıyan kayıtlı veriler, 21.000 askeri İHA’nın devletlere hizmet verdiğini gösterse de bu rakamın muhtemelen 30.000’den fazla olduğu değerlendirilmektedir. Teal Group’un tahminine göre 2020 yılından 2029 yılına gelindiğinde küresel düzeyde askeri insansız hava aracı üretiminin yıllık değeri 5,6 milyar dolardan 14 milyar dolara yükselecek ve on yıllık süre zarfındaki toplam değer 95,5 milyar dolara erişecektir.</p>
<p>Düşük maliyetlerle etkili operasyonlar gerçekleştirme olanağı sunan insansız hava araçlarına yönelik yoğun talep ve bu araçların rakip unsurlar için yarattığı zorluklar, yeni asimetrik güç unsuru sürü drone’larla daha da belirgin hale gelecektir.</p>
<p>Sürü drone’ların potansiyel gücü, teknolojinin etik temelli tartışmalara konu olmasına neden oluyor. Kimi sivil toplum kuruluşları insan müdahalesi olmaksızın hedeflerin seçilmesi ve nişan alınmasına imkan tanıması doğrultusunda bir bütün olarak otonom silahların yasaklanmasını talep ediyor. Kimi uzmanlar ise konvansiyonel askeri cihazların otonom hale getirilmesinden ziyade küçük ve ucuz cihazlar olan otonom kabiliyetlere sahip drone’ları bir tehdit olarak algılıyor.</p>
<p><strong>Bu noktada bazı sorular belirmektedir:</strong></p>
<p><br>
⦁ Otonom silahlar savaş koşulları altında askeri unsurlar ve siviller arasındaki ayrımı yapabilir ve sivillere zarar vermeden hedef unsurları etkisiz hale getirebilir mi?<br>
⦁ Bir “haydut” devlet veya terörist grup drone’ları; beyazlar, siyahlar, Asyalılar vb. belirli toplum kesimleri üzerinde uygulayarak bu cihazları bir kitle imha silahı haline getirebilir mi?<br>
⦁ Askeri operasyonların sınırsız olası koşulları içerisinde sürü drone’ların otonomluk düzeyi ne seviyede olabilir?</p>
<p class="fs-m"><strong>Askeri Sürü Drone’lara İlişkin Bir Sonuç</strong></p>
<p>Bugün sistemlerin belirli ölçülerde kendi haline bırakıldığı; otonom hale geldiği bir geçiş dönemine şahitlik ediyoruz. Nitekim sürü drone’lar da insanın, doğal sürülerin ve makinelerin üstünlüklerinin bir bileşimidir.</p>
<p>Askeri sürü drone’ların neye hizmet edeceği, tasarlayıcılarının bu araçları hangi amaçla ele aldığının bir sonucudur. Dolayısıyla kategorik olarak askeri sürü drone’ları insanlık için bir tehdit olarak değerlendirmek yanlıştır.</p>
<p>Tarım toplumlarından beri operasyonlar, zafer uğrunda her şeyin mubah olduğu bir anlayışla yürütülebildiği gibi çeşitli zorluklara katlanılacak olsa dahi savaş ahlakından taviz verilmeden de yürütülmüştür. Bu bakımdan askeri sürü drone’lar kimi unsurlar tarafından bir katliam aracı olarak tasarlanabilir. Ancak insan faktörünün konuyu aklı ve vicdanıyla değerlendirmesi ve oluşabilecek olumsuzluklar karşısında kontrol mekanizmalarının oluşturulması durumunda, askeri sürü drona’lar kaygı duymayı gerektirmeyecek bir sistem halini alacaktır.</p>
<p>Büyüklerinden devraldığı ahlakla silahlı kuvvetlerimiz yürüttüğü tüm operasyonlarda sivillerin can ve mallarını korumayı en temel önceliği haline getirmiştir. Türk mühendis ve uzmanları tarafından tasarlanarak hizmete sunulacak askeri sürü drone’lar da aynı ahlakın bir sonucu olacaktır.</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/2024/03/4.jpg" medium="image" width="647" height="1227" />
    </item>
    <item>
      <title>VAHŞETİN ARDINDAKİ KORUMA KALKANI: IRON DOME</title>
      <link>https://ozbilen.net/vahsetin-ardindaki-koruma-kalkani-iron-dome/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/vahsetin-ardindaki-koruma-kalkani-iron-dome/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 20:59:08 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Savunma Sanayii</category>
      <description>İsrail, Filistinlilerin yaşam haklarını ve evrensel ilkeleri hiçe sayarak yayılmacı politikalarını günbegün geliştiriyor. Teknik, ekonomik ve diplomatik…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İsrail, Filistinlilerin yaşam haklarını ve evrensel ilkeleri hiçe sayarak yayılmacı politikalarını günbegün geliştiriyor. Teknik, ekonomik ve diplomatik üstünlükleriyle, tarihi ve hukuki statükoyu değiştirme isteğinden taviz vermiyor.</p>
<p>Bölgede süregelen bu gerilim, insan olmanın gerektirdiği erdeme yakışmayan pek çok acı tecrübeyi içerisinde barındırıyor. Yalnızca bu yıl 10 Mayıs’tan ateşkes anlaşmasının uygulamaya konduğu 21 Mayıs’a kadar devam eden saldırılarda İsrail, 60’dan fazla çocuğun ve toplamda 200’den fazla Filistinli’nin yaşamını yitirmesine neden oldu. İsrail ise 2’si çocuk olmak üzere 12 can kaybına uğradı. Kayıplar arasındaki derin fark Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugayları’nın kıyasla düşük teknolojili roketleriyle İsrail’in milyonlarca dolarlık hava savunma sistemini aşmaya çalışmasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ancak alınan tüm tedbirlere ve katlanılan yüksek maliyetlere karşı İsrail’in can kaybına uğraması başarısız bir sonuç olarak da nitelenebilmektedir.</p>
<p>ABD’nin finansal ve teknik desteğiyle İsrailli Rafael Advanced Defense Systems ve Israel Aerospace Industries şirketler tarafından geliştirilen “Iron Dome” (Demir Kubbe) hava savunma sistemi bu süreçte İsrail’in “başarılı” ya da “başarısız” olarak nitelenmesine neden olan ana unsurdur.</p>
<p>İsrail’in çok katmanlı hava savunma sisteminin bir parçası olan Iron Dome, roket, havan ve topçu mermilerinin yanı sıra uçaklar, helikopterler ve İHA’lar karşısında etkili olan bir sistemdir. İsrail’e yönelik tehditlerin esas itibarıyla roketler aracılığıyla gerçekleşmesi doğrultusunda sistem, roketler karşısındaki etkinliğiyle anılmaktadır.</p>
<p class="fs-m"><strong>Iron Dome Hava Savunma Sisteminin Bir Gereksinim Haline Gelmesi</strong></p>
<p>Temmuz 2006’da başlayan İkinci Lübnan Savaşı, kısa menzilli roketlerin İsrail için önemli bir tehdit olduğunu göstererek Iron Dome savunma sisteminin oluşturulmasına giden yolda önemli bir belirleyiciyi olmuştur. Zira 12 Temmuz-14 Ağustos tarihleri arasında gelişen bu süreçte İsrail’in resmi kaynaklarına göre, 3.970 roket İsrail’e isabet etmiştir. Söz konusu roketlerin büyük bir kısmını oluşturan Katyuşa roketlerinin kısa uçuş süresi ve menzilleri ise bu roketlerin Patriot hava savunma sistemi tarafından durdurulmasını, teknik ve mali açıdan mümkün kılmamıştır.</p>
<p>İkinci Lübnan Savaşı’nda İsrail 43 vatandaşını ve 117 askerini kaybetti. Lübnan’ın kayıpları ise yine kıyaslanamaz bir seviyedeydi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre dönemde İsrail tarafından Lübnan’a gerçekleştirilen 7.000’den fazla hava saldırısı ve 2.500 donanma kaynaklı bombardıman sonucunda üçte biri çocuk olmak üzere 1.183 Lübnanlı yaşamını yitirdi.</p>
<p>İkinci Lübnan Savaşı sonrasında Iron Dome’a yönelik ilk sözleşmenin imzalanması gibi önemli resmi adımlar atılsa da sistemin henüz faal hale gelmediği 2011 öncesi dönemde, kısa menzilli roketlerin İsrail için taşıdığı tehdit, güncelliğini korudu.</p>
<p>İsrail, Hamas tarafından fırlatılan roket ve füzeleri gerekçe göstererek Aralık 2008’de Gazze’yi bombalamaya başladı. Hamas ve İsrail arasındaki derin teknolojik kapasite farklılıkları doğrultusunda Gazze; deniz, kara ve havadan abluka altına alındı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009 tarihleri arasındaki saldırılarıyla İsrail, en az yarısı sivil olmak üzere yaklaşık 1.440 Filistinlinin yaşamını yitirmesine neden oldu.</p>
<p class="fs-m"><strong>ABD’nin Desteği</strong></p>
<p>Mayıs 2010’da Beyaz Saray, Başkan Barack Obama’nın, Hamas ve Hizbullah tarafından atılan füze ve roketlerin İsrail için oluşturduğu tehdidin farkında olduğunu ve bu nedenle İsrail’in Iron Dome sistemini desteklemek amacıyla Kongre’den fon istemeye karar verdiğini açıkladı. ABD ilk olarak 2011 finansal yılında Iron Dome için 205 milyon dolarlık bir kaynak sunmuş ve finansal desteğini bu tarihin ardından da sürdürmüştür. 2018 yılı itibarıyla ABD, 6 milyar dolardan fazla kaynağı Iron Dome ve benzer sistemler için İsrail’e aktarmıştır.</p>
<p>ABD tarafından kullanılabilir bir sistem haline getirilen Iron Dome’un, 10 yıllık süre zarfında 2.500’den fazla roketi engellemeyi başardığı ve %90’lık bir başarı oranına sahip olduğu belirtilmektedir.</p>
<p class="fs-m"><strong>İsrail’in “Optimum Çözüm” Anlayışı</strong></p>
<p>İsrailli yazar Yagil Levy’nin 14 Mayıs 2021’de Washington Post’ta yer alan yazısına göre, 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009’daki saldırılar sonrasında oluşan uluslararası eleştiriler İsrail’i daha “dikkatli” hale getirdi. Iron Dome hava savunma sistemi ise İsraillileri koruma ve Gazzeli sivillere yönelik olası zararı “sınırlama” arasında, İsrail’e “optimum çözüm” sundu. Pek çok Batılı uzmana göre Iron Dome, İsrail’e yönelen tehdidi azaltarak olası kara saldırılarını önlemektedir. Bu değerlendirmeyi tekrarlayan Levy, alternatif olarak kullanılabilecek kara saldırıları karşısında Iron Dome’un, Gazzeli sivilleri de “koruduğunu” belirtmiştir.</p>
<p>Söz konusu yazının yayınlandığı 14 Mayıs günü açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre, 10 Mayıs’ta başlayan saldırılarda; 120’den fazla Filistinli yaşamını yitirmiş, 900’den fazla Filistinli de yaralanmıştı. Dolayısıyla açıktır ki İsrail’in optimum çözüm anlayışı, belirli ölçülerde dahi olsa Filistinlilerin can ve mal güvenliğini korumayı içermemektedir. Nitekim İsrail’in eski Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya göre dönemde Gazze’deki İsrail saldırıları “istisnai bir başarı” yakalamıştır.</p>
<p class="fs-m"><strong>Iron Dome İsrail Sınırlarını ve İsraillilerin Can ve Mal Güvenliğini Neden Bütünüyle Koruyamadı?</strong></p>
<p>Her bir Iron Dome bataryası; radar sistemi, muharebe yönetim sistemi ile 3 veya 4 adet füze fırlatma ünitesinden oluşmaktadır. Her bir fırlatma ünitesi de 20 adet Tamir füzesi içermektedir. Dolayısıyla bataryalarda sadece 60 ya da 80 füze bulunmaktadır. İsrail, her biri 20.000 Dolar ile 100.000 Dolar arasında mal edildiği tahmin edilen füzeleriyle, kendisine yönelen 1.000 Dolarlık roketleri durdurmaya çalışıyor. Maliyet farkının bir yansıması olarak, yalnızca tehditlerin insanların yaşadığı bir bölge veya önemli bir tesise yönelmesi durumunda Tamir füzeleri yollanmaktadır.</p>
<p>Sistemin, koruma alanında olmasına rağmen ülkeye yönelen her bir tehdidi önlemek üzere kurgulu olmaması doğrultusunda kimi uzmanlar, Iron Dome’un etkinliğini değerlendirmenin güç olduğunu belirtmektedir. Buna göre eğer bir Hamas roketi İsrail’e inerse bunun nedeni Iron Dome’un onu engelleyememesi mi yoksa söz konusu roketin, tehdit oluşturmaması neticesinde Iron Dome’un onu görmezden gelmesi midir? Oluşabilecek zararların sınırlılığı, kırsal alana isabet eden roketleri önemsizmiş gibi gösterse de bu durum, Iron Dome’un tüm İsrail’i kapsayan bir kalkan olduğuna yönelik algının yanlışlığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Iron Dome’un ABD’de kurulmasında Rafael’e partnerlik eden ABD’li Raytheon Missiles &amp; Defence’e göre, her bir batarya yaklaşık olarak 60 mi2’lik bir alanı koruyabilmektedir. Ayrıca uzmanlara göre İsrail genelini korumak için 13 Iron Dome bataryasına ihtiyaç duyulsa da İsrail’in elinde 10 adet Iron Dome bataryası bulunmaktadır.</p>
<p>Her bir bataryada 60 ya da 80 Tamir füzesinin bulunması doğrultusunda İsrail, tüm bataryalar dolu iken 600-800 füzeyi kullanılabilir durumdadır. Ayrıca %90’lık bir başarı oranından söz edilse de nüfusun yoğun olduğu bölgelere gelmesi öngörülen roketleri düşürmek için iki Tamir füzesinin gönderildiği de belirtilmektedir.</p>
<p>Iron Dome hava savunma sisteminin tek seferde engelleyebileceği roket sayısına ilişkin bir doyum noktasının olduğu biliniyor. Iron Dome’un ilk yıllarından beri uzamanlar tarafından anılan bu dezavantaj, Hamas tarafından yürütülen roket salvolarının temel gerekçesini oluşturmuştur.</p>
<p class="fs-m"><strong>Hamas’ın “Şaşkınlık” Yaratan Roket Salvoları</strong></p>
<p>10 Mayıs’ta başlayan süreçte Hamas’ın Tel Aviv’i hedef alması ve İsrail’in Tel Aviv gibi önemli bir şehrinde can ve mal kaybına uğraması kritik bir önem arz etmektedir. Tel Aviv daha önce de Hamas tarafından hedef alınmış olsa da son saldırıların yoğunluğu İsrailliler için pek de beklenmeyen tedirginlik verici bir olguydu.</p>
<p>İsrailli kaynaklara göre 2014 yılındaki çatışmalarda Hamas neredeyse 4.000 roketi İsrail’e yollamış ancak bu sayıya 50 günlük bir süre zarfında ulaşmıştı. Bu doğrultuda Hamas, gün içinde en fazla onlarca roketle saldırılarını gerçekleştirmekte ve bunu güne yaymaktaydı. Oysa son süreçte Hamas dakikalar içerisinde 100’den fazla roket fırlatmayı başardı.</p>
<p>Batı medyası, roket salvolarının boyutunun İsraillilerde bir şok etkisi yarattığını belirtmektedir. Ayrıca kibirli bir tavrın tezahürü olarak İsrail ordusunun, Orta Doğu’nun “en donanımlı ve gelişmiş askeri gücüne” karşı Hamas’ın böyle bir süreç başlatmaya ve sonuçlarını riske atmaya istekli olmasına şaşırdığı belirtilmektedir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Peki Ya Şimdi</strong></p>
<p>Mayıs 2021’de kamuoyuna yansıyan bilgilere göre İsrail istihbaratı, Hamas’ın Tel Aviv’e ulaşma kabiliyetine sahip roketlerinin sınırlı miktarda olduğunu değerlendirmektedir. Ateşkes sonucunda karşılıklı saldırılar sona ermiş olsa da bölgede gerilimin tüm yoğunluğuyla devam ediyor olması ve ateşkesin “kırılgan” olarak nitelenmesi doğrultusunda Hamas’ın roket kapasitesi, her iki aktör için de kritik bir öneme sahip bir bilgidir.</p>
<p>Gelinen noktada Iron Dome, İsrail’in kayıplarını sınırlı düzeyde tutarak uyguladığı yayılmacı politikada İsrail yönetimine güç vermekte ama aynı zamanda kısıtlı düzeyde de olsa İsrail’i can ve mal kaybına uğratmanın mümkün olduğunu göstermektedir.</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>SOĞUK SAVAŞ VERSİYON 2 Mİ? İNGİLTERE’NİN SAVUNMA BÜTÇESİ NEDEN ARTTI?</title>
      <link>https://ozbilen.net/soguk-savas-versiyon-2-mi-ingilterenin-savunma-butcesi-neden-artti/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/soguk-savas-versiyon-2-mi-ingilterenin-savunma-butcesi-neden-artti/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 20:53:15 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Savunma Sanayii</category>
      <description>Binlerce yıldır olduğu gibi insanlık bugün de bitmek bilmez bir doyumsuzlukla daha güçlü imkanlar, kazanımlar elde edebilmek için yoğun bir çaba içerisinde.…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<figure class="embed"><div data-yt="EYUuzbYFO3Q" class="yt"><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.youtube.com/watch?v=EYUuzbYFO3Q" aria-label="Videoyu oynat: Soğuk Savaş Versiyon 2 mi ? İngiltere’nin Savunma Bütçesi Neden Arttı ?" class="yt-link"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/youtube/EYUuzbYFO3Q-1280.webp" alt="Soğuk Savaş Versiyon 2 mi ? İngiltere’nin Savunma Bütçesi Neden Arttı ?" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" width="1280" height="720" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/youtube/EYUuzbYFO3Q-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/youtube/EYUuzbYFO3Q-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/youtube/EYUuzbYFO3Q-1280.webp 1280w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"><span aria-hidden="true" class="yt-play"></span></a></div></figure>
<p>Binlerce yıldır olduğu gibi insanlık bugün de bitmek bilmez bir doyumsuzlukla daha güçlü imkanlar, kazanımlar elde edebilmek için yoğun bir çaba içerisinde. Dün olduğu gibi bugün de askeri unsurların nitelikleri; ekonomik, siyasal, diplomatik, kültürel kazanımların temininde temel bir belirleyici. Bugünü dünden ayıran ise birikimli doğası gereği teknolojide daha önce adını dahi anamadığımız kabiliyetlere erişilmiş olunmasıdır. Tabi biçimde bu kabiliyetler ne tüm devletler tarafından elde edilmiş durumda ne de böyle bir hal arzulanıyor.</p>
<p class="ta-c"><strong>Devletler, askerlerinin en güçlü teknolojilere erişebilmesi ve rakip unsurların kıymetlerine en az maliyetle zarar verebilmek için yarışıyor.<br>Dr. Alper Özbilen</strong></p>
<p>İngiltere’nin Kasım 2020’de savunma bütçesini genişletme kararı alması da İngiltere’nin bu yarışta kendine “daha iyi bir pozisyon elde etmek” istemesinin bir yansımasıdır.</p>
<p class="fs-m"><strong>Ne olmuştu?</strong></p>
<p>İngiltere Başbakanı Boris Johnson, geçmişteki İngiliz Hükümetleri gibi savunma bütçesini kısıtlamaya devam etmeleri durumunda İngiliz Halkının güvenliğinin tehlikeye girebileceğini belirterek, savunma bütçesinin önümüzdeki dört yıl içerisinde 16,5 milyar sterlin değerindeki ek bir kaynağa sahip olacağını açıkladı. Böylece İngiltere askeri harcamalarını son 30 yılın en yüksek düzeyine çıkarma kararı aldı. 2020-2021 mali yılı için daha önce belirlenen savunma bütçesi yaklaşık olarak 41,5 milyar sterlindi.</p>
<p class="fs-m"><strong>Peki İngiliz Yönetimini bu karara iten neydi?</strong></p>
<p>İngiltere Savunma Bakanlığı tarafından 2017 yılında hazırlanan bir rapora göre, savunma sanayinin müşterisi olarak hükümet, silahlı kuvvetlerin doğru yeteneklere erişmesine ve satın alınan mal ve hizmetlerin vergi mükelleflerinin parasının karşılığını vermesine yönelik bir sorumluluğa sahiptir. Yine rapora göre, İngiliz sanayisinin ve üniversitelerinin, savunma bakanlığının harcamaları doğrultusunda güçlenen stratejik kapasitesi; İngiltere’yi önemli bir endüstriyel ortak yapmakta, ayrıca İngilizlerin “hareket özgürlüğünün”, uluslararası nüfuzunun ve refahının sürdürülebilmesine yardımcı olmaktadır. Dolayısıyla İngiltere, savunma sektörünü yalnızca ekonomiye sunduğu katkılar bağlamında değerlendirmemektedir: Savunma sektörü ülkenin uluslararası statüsünü tanımlayan bir unsurdur.</p>
<p>Johnson’ın ifadesiyle mevcut uluslararası ortam Soğuk Savaştan bu yana hiç olmadığı kadar “tehlikeli” ve “rekabetçi”. Johnson, belli bir ülkenin ismini anmasa da İngiltere için hangi ülkelerin bir “tehdit” kaynağı olduğunu veyahut İngiltere tarafından “tehdit” kaynağı olarak görüldüğünü tahmin etmek güç değil: Yakın tehdit Rusya ve nispeten uzak tehdit Çin.</p>
<p>İngiltere iç istihbarat servisi MI5’in başkanı Ken McCallum’a göre an itibariyle İngiltere için istihbarat servisi en “can sıkıcı” olan ülke Rusya’dır. Önümüzdeki on yıl boyunca İngiltere için büyük “fırsat” ve “zorluk” sunacak ülke ise Çin’dir. Dolayısıyla İngiltere, geleneksel rakibi Rusya’ya ek olarak ilerleyen süreçte Çin kaynaklı tehditlerle de yüzleşmek durumundadır.</p>
<figure class="al-c img"><img width="300" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/table1-823.webp" alt="Tablo 1: Seçili Ülkelerin Askeri Harcamaları (Milyar Dolar)" decoding="async" loading="lazy" height="252" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/table1-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/table1-823.webp 823w" sizes="(max-width: 340px) calc(100vw - 40px), 300px"><figcaption><strong>Tablo 1:</strong> Seçili Ülkelerin Askeri Harcamaları (Milyar Dolar)</figcaption></figure>
<p>Tablo 1’de belirtildiği üzere 2019 yılı itibariyle Çin’in askeri harcamaları 261 milyar dolar, Rusya’nın askeri harcamaları ise 65 milyar dolar seviyesine erişmiştir. İngiltere için birer tehdit kaynağı olduğu değerlendirilen bu ülkelerin yoğun askeri harcamaları; modernizasyon süreçleri İngiltere’yi “endişelendirmektedir”.</p>
<figure class="img"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/3-1328.webp" alt="SOĞUK SAVAŞ VERSİYON 2 Mİ? İNGİLTERE’NİN SAVUNMA BÜTÇESİ NEDEN ARTTI?" decoding="async" loading="lazy" width="1328" height="748" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/3-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/3-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/3-1328.webp 1328w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"></figure>
<p>“Tehdit” unsurları güçlenirken İngiltere, Brexit kaynaklı belirsizliklerle de mücadele etmek durumunda kalmıştır. Brexit sonrası süreçte oluşabilecek fiyat artışları ve süre gecikmelerinin, İngiliz savunma sektörünün AB ülkeleri ile olan sözleşmelerini olumsuz yönde etkileyebileceği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda ADS’in (savunma, havacılık ve uzay sektörlerinde faaliyet gösteren 1.100’den fazla İngiliz firmanın üye olduğu bir organizasyon) başkanı Paul Everitt de hedeflerini düşürmek zorunda kaldıklarını ve ilerleyen süreçte işlerinin ek maliyet ve karmaşıklıklara konu olacağını belirtmiştir. Everitt’e göre bu durum sektördeki firmaların rekabet edebilirliği üzerinde uzun dönemli etkiler doğuracaktır.</p>
<p>Brexit sonrası süreç İngiliz savunma sanayini, AB dışı pazarlara yöneltse de Covid-19 pandemisi mevcut belirsizliklerin daha da artmasına sebep olan bir hal almıştır.</p>
<p>Covid-19 pandemisini pek çok faklı yönden değerlendirebiliriz. Öncelikli olarak farklı sektörlerde çeşitli ayrışmalar yaşansa da an itibariyle pandemi, küresel tedarik zincirinde yaşanan bozulmalar ve tüketim alışkanlıklarındaki değişiklikler gibi etkileriyle arz ve talep kaynaklı olarak ülke ekonomilerine zarar veriyor. Resmi verilere göre İngiltere’de yalnızca 2020 3. Çeyrekte 314.000 kişi işten çıkarıldı.</p>
<p>Küresel nitelik taşıyan bu kriz ortamı devletlerin ekonomideki konumunu belirginleştirmektedir. Devletlerin yeniden inşa sürecinde destek olduğu sektörler ise gelecek kurgularının anlaşılabilmesi bakımından önemlidir.</p>
<p>İngiliz Yönetimi de savunma bütçesini arttırarak aslında yalnızca savunma sektörünü, sektördeki işgücünü ve nitekim İngiliz Ekonomisini desteklemiyor. Geleneksel olarak devlete sınırlı bir rol çizen ekonomi anlayışında, kriz doğrultusunda oluşan boşluktan da faydalanarak kaynaklarını İngiltere’nin uluslararası konumunu güçlendirmek için kullanıyor.</p>
<p>Johnson’ın açıklaması çerçevesinde İngiltere’nin önünde iki yolun olduğu değerlendirilebilir: (1) Terörizm tehdidi ve düşman devletlerin hırslarını önemsemeyerek “felaket” gelinceye değin sorunlardan kaçılabilir veya (2) İngiltere’nin “yaşam çizgisi” korunabilir. Yani savunma harcamalarındaki artış doğrudan doğruya İngiltere’nin mevcudiyetini sürdürebilmesi için gereklidir. Mevcudiyetin devamlılığı yerel olduğu kadar uluslararası bir konudur. Nitekim kimi uzmanlara göre söz konusu karar, İngiltere’nin AB’den ayrılsa da Avrupa’nın savunmasından ayrılmadığının bir göstergesidir. ABD Savunma Bakanlığı’na göre ise bu artış, İngiltere’nin NATO’ya ve ortak güvenliğe olan bağlılığını yansıtmaktadır. Ayrıca yine bu karar, “ortak özgürlüklere ve güvenliğe” yönelik olarak gelişen tehditler karşısında daha fazlasının yapılabileceğini ve yapılması gerektiğini de göstermektedir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Neler elde edilecek? Bazı temel gelişmeler:</strong></p>
<p>Oluşan ek savunma bütçesi ile öncelikli olarak sekiz adet Type 26 ve beş adet Type 31 fırkateyninin inşa planının ilerletilmesi hedeflenmiştir. Daha önce kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Type 26 fırkateynleri denizaltı savunma harbi (DSH: Anti Submarine Warfare), hava savunma ve genel amaçlı operasyonlarda, Type 31 fırkateynleri ise genel amaçlı operasyonlarda kullanılacaktır. Ayrıca yine ek savunma bütçesi doğrultusunda çok amaçlı araştırma gemileri ve Type 32 fırkateynlerini içeren yeni nesil savaş gemilerinin geliştirilmesi öngörülmüştür. İlk kez Johnson’ın açıklamasında anılan Type 32 fırkateynlerinin otonom sistemler için bir platform olacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p>İngiltere’nin “düşmanlarını” engellemek ve İngiltere’yi güvende tutmak için siber operasyonlar düzenlemek üzere National Cyber Force’un kurulduğu açıklanmıştır. National Cyber Force; GCHQ, Savunma Bakanlığı, MI6 ve Defence Science and Technology Laboratory (Savunma Bakanlığına bağlı)‘daki farklı uzmanlıklara sahip kimseleri bir araya getirmiştir.</p>
<p>Siber operasyonlar; İngiltere’nin askeri uçaklarının düşman unsurların silah sistemleri tarafından hedeflenmesini engellemekten, siber dolandırıcılığın önlenmesine kadar farklı kapsamları içerebilmektedir. İngiliz makamlara göre, siber uzayın önümüzdeki on yıl ve sonrasında “müttefik” ve “düşmanları” bir araya getirecek en çekişmeli alan olması doğrultusunda National Cyber Force’un kurulması önemli bir kilometre taşıdır.</p>
<p>Yapay zekaya yönelik olarak bir kurumun oluşturulması da kararlaştırılmıştır. Ayrıca Kraliyet Hava Kuvvetleri (Royal Air Force) Uzay Komutanlığı’nın kurulması kararlaştırılmış ve 2022 yılında İngiliz uydu ve roketlerinin fırlatılacağı belirtilmiştir.</p>
<p class="ta-c"><strong>Sonuç olarak İngiltere, Soğuk Savaş dönemiyle kıyasladığı mevcut uluslararası ortamda askeri niteliklerini geliştirerek “düşmanları” ve “müttefikleri” ile kurduğu ilişkide konumunu güçlendirmek için savunma bütçesinde olağan dışı bir artışa gitti.<br>Dr. Alper Özbilen</strong></p>
<p>Farklı ülkelerin çabalarıyla gelişen yarışta, uzay ve siber uzay gibi alanları da kapsayacak biçimde rekabet giderek yoğunlaşıyor. Bu yoğunlaşma hali ise tekrar ve tekrar yüzümüze şu gerçeği çarpıyor: Bugünü değil yarını yakalamak zorundayız. Söz konusu yarışta bugün yarının kaygısını gütmezsek hem bugünü hem de yarını kaybedeceğiz. Dün ise mazideki güzel bir anı olmanın ötesine geçemeyecek.</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/youtube/EYUuzbYFO3Q.jpg" medium="image" width="1280" height="720" />
    </item>
    <item>
      <title>PANDEMİ SÜRECİ SAVUNMA VE HAVACILIK SEKTÖRÜNDEKİ GEREKLİLİKLERİ BİR KEZ DAHA ORTAYA KOYDU</title>
      <link>https://ozbilen.net/pandemi-sureci-savunma-ve-havacilik-sektorundeki-gereklilikleri-bir-kez-daha-ortaya-koydu/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/pandemi-sureci-savunma-ve-havacilik-sektorundeki-gereklilikleri-bir-kez-daha-ortaya-koydu/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 20:40:09 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Savunma Sanayii</category>
      <description>Türkiye’nin savunma ve havacılık sektörünün son yıllarda elde ettiği kazanımlar; hem istatistiki veriler hem de sahada elde edilen başarılarda kendini net…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin savunma ve havacılık sektörünün son yıllarda elde ettiği kazanımlar; hem istatistiki veriler hem de sahada elde edilen başarılarda kendini net bir biçimde gösteriyor. Bu kapsamda karar vericilerin, Savunma Sanayi Başkanlığımızın ve TÜBİTAK başta olmak üzere Sanayi Bakanlığımızın desteklerinin sektör için hayati derecede önem taşıdığını vurgulamak gerekir.</p>
<p>Türk savunma sektöründe yer alan firmalarının ulusal değil, uluslararası çapta ürünler ve hizmetler tasarlayıp üretme kabiliyetine sahip olmasının, ülkemizi kalkındıracağı muhakkak. Bunu sağlayabilmek en başta, firmaların Ar-Ge sabrına sahip olmalarını ve sadece yetişmiş insan aramak yerine, insan yetiştirmeye de kaynak ayırabilmesini gerektiriyor. Hal bu iken savunma ve havacılık sektöründeki yerli şirketlerin kamunun sağladığı desteği adeta hor kullanarak buradan bir kolaycılık geliştirmesi; kendilerini bilhassa yurt dışı pazarlardaki rekabetten uzakta tutması ve yerli pazarı bir konfor alanına dönüştürmesi kabul edilebilir bir durum değil. Ayrıca mevcut koşullar altında, yerli şirketlerin yabancı menşeli teknolojinin alımını ve satımını yapmaya dayalı ticareti; ülkemizin tarihi rol ve konumunu güçlenerek sürdürebilmesi ve kalkınma hedefini gerçekleştirebilmesi için yeterli değildir.</p>
<p>Kamu kurumları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve özel şirketlerden oluşan savunma ve havacılık ekosisteminde hem kamu hem de özel kesimin rollerini layığıyla yerine getirmesi ülkemizin ekonomik ve ulusal güvenliğinin korunabilmesinin temel bir dayanağıdır.</p>
<p>Küresel işbölümü çerçevesinde tüm ihtiyaçlarımızı yerel unsurlardan karşılamamız mümkün ve makul değil. Ancak, içerisinde bulunduğumuz pandemi süreci ve özellikle global tedarik zincirinin adeta yerle bir olması doğrultusunda pandemi sürecinin ilk ayları, yerli tasarım ve üretimin ne denli önemli olduğunu tartışmasız bir gerçeklik olarak kabul etmemizi gerekli kıldı. Bu husus yalnızca savunma ve havacılık sektörüne özgü değildir. Nitekim söz konusu gereklilik haberleşme ve sağlık sektörü başta olmak üzere kritik önem arz eden pek çok sektörde de kendini göstermiştir.</p>
<p>Kitlesel sorunlar yaşandığında kuvvetli sanılan organizasyon üyeleri bile bir diğerinin sorunlarını görmezden geldi. Bu noktada, büyük bir organizasyon olarak Avrupa Birliği’ni örnek verebileceğimiz gibi uluslararası alanda tekelleşmeye giden birçok büyük yabancı şirketi de aynı bağlamda değerlendirebiliriz.</p>
<p>Pandemi öncesinde, savunma ve havacılık ve haberleşme sektörlerindeki yerli üretimi; açık ve gizli ambargolara dayanıklı hale gelme ve veri güvenliğimizi sağlama çerçevesinde değerlendiriyorduk. Kovid-19, bu kaygılarımızda haklı olduğumuzu gösterdi ancak risk değerlendirmemiz halen eksik. Zira pandemi sürecinde yerli üreticilerimiz uluslararası büyük tedarikçilerin “fırsatçı” tutumlarıyla karşı karşıya kaldı. Pandemi öncesinde sıklıkla “yerel” değil, “global” olduklarına ilişkin söylemler geliştiren uluslararası büyük tedarikçiler Kovid-19’un ülke ekonomileri ve küresel ekonomiyi sarmasının ardından; merkez ülkelerinin ihtiyaçlarını önceliklendirmiş, ülkemiz pazarına ise fahiş fiyatlı ürünlerini çeşitli süre gecikmelerini kabul etmeyi zorunlu kılarak satmak istemiştir.</p>
<p>Pandemi sürecinin tekrar ortaya koyduğu üzere, savunma ve havacılık sektörünün ve neticede ekonomik ve ulusal güvenliğimizin korunabilmesi için aciliyetle stratejik teknolojilerde mümkün mertebe kendi kendine yeten bir ülke olma niteliği kazanmalıyız.</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>AVLAR AVCI HALİNE GELİRKEN: İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI</title>
      <link>https://ozbilen.net/avlar-avci-haline-gelirken-insansiz-hava-araclari/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/avlar-avci-haline-gelirken-insansiz-hava-araclari/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 20:34:09 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Savunma Sanayii</category>
      <description>İnsan müdahalesi gerektirmeyen bir hava aracının askeri amaçlarla kullanılması fikri 1840’lı yıllara kadar dayanıyor. Balonlarla gerçekleştirilen bu ilkel…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan müdahalesi gerektirmeyen bir hava aracının askeri amaçlarla kullanılması fikri 1840’lı yıllara kadar dayanıyor. Balonlarla gerçekleştirilen bu ilkel versiyonları bir kenara koyduğumuzda dahi İHA’lar 1910’lu yıllara uzanan bir tarihçeye sahip. Türünün ilk modern örneği olarak kabul edilen İngilizlerin düşük maliyetli, radyo kontrollü Queen Bee hedef uçağının ilk uçuşu 1935 yılında gerçekleşti. Birbirini izleyen gelişmeler neticesinde İHA’lar, askeri unsurlara üstün kabiliyetler sunar hale geldi.</p>
<p>Centre for the Study of the Drone at Bard College’ın verilerine göre 2010 yılında yalnızca 60 ülkenin envanterinde bulunan askeri İHA’lar 2019 yılında 95 ülkenin envanterinde bulunuyordu. Dahası açık kaynaklara yansıyan kayıtlı veriler 21.000 askeri İHA’nın devletlere hizmet verdiğini gösterse de bu rakamın muhtemelen 30.000’den fazla olduğu değerlendirilmektedir.</p>
<p>Küresel beklentiler, askeri İHA pazarının daha da genişleyeceği yönünde. Teal Group’un tahminine göre 2020 yılından 2029 yılına gelindiğinde küresel düzeyde askeri insansız hava aracı üretiminin yıllık değeri 5,6 milyar dolardan 14 milyar dolara yükselecek ve on yıllık süre zarfındaki toplam değer 95,5 milyar dolara erişecektir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Türkiye’nin İHA Serüveni</strong></p>
<p>Envantere girmemiş olmakla birlikte Türkiye’nin ilk yerli İHA’sı olan UAV-X1’in TAİ tarafından iki adet prototip üretimi gerçekleştirildiğinde tarih 1992 yılını gösteriyordu. UAV-X1 projesini izleyen süreçte farklı kurumların pek çok projesine destek sunuldu. Bu doğrultuda Türkiye, ortak üretim konseptinden tamamen yerli kaynaklarla gerçekleştirilen üretimlere, AR-GE deneyimi kazanımının kar sayılabileceği projelerden envantere giren İHA’lara, birliklerin eğitim ihtiyaçlarını karşılayan İHA’lardan operasyonlarda kullanılan İHA’lara, SİHA’lara doğru yol aldı.</p>
<p>Sektörün gelişimine paralel olarak Türkiye’nin ilk yerli İHA’sının geliştiricisi TAİ, 2018 yılında ASELSAN işbirliği ile geliştirdiği havadan sinyal istihbaratı toplamayı mümkün hale getiren ANKA-İ İHA’yı ilgili güvenlik birimlerine teslim etti.</p>
<p>Centre for the Study of the Drone at Bard College’ın verilerine göre 2019 yılı itibariyle envanterinde askeri İHA bulunan 95 ülkenin 63’ü çoğunlukla yada tamamen ithal ettiği İHA’lardan, 20’si ürettiği ve ithal ettiği İHA’lardan, 12’si ise temel olarak ürettiği İHA’lardan oluşan bir envantere sahiptir.</p>
<p>Çok da eski olmayan bir tarihte operasyonlarda kullanılabilecek düzeyde yerli İHA’ları envanterine katmaya çabalayan Türkiye, bugün kendi İHA, SİHA ihtiyacının yanı sıra dost ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilen bir ülkedir.</p>
<p>Türk SİHA’larının gücü, farklı ülke yetkililerinin bile gündemine girmiştir. Örneğin İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace Türk İHA’larının (darbeci Hafter’in liderlik ettiği) “Libya Ulusal Ordusunun kontrolündeki Cufra Havaalanı’nı vurarak çok sayıda komuta kontrol noktaları ile iki nakliye uçağını tahrip ettiğini” vurgulayarak İHA’ların Libya ve Suriye’de etkili biçimde kullanmasının “oyun değiştirici” nitelikte olduğunu açıkça ifade etmiştir.</p>
<p>Söz konusu başarının kaynaklarından biri olan BAYKAR Savunma’nın 2010’lu yılların başında Türkiye için geliştirdiği taktik İHA sistemi; ABD’nin Predator, İsrail’in ise Heron’lardan talep etmediği, nereden alınacağı dahi belli olmayan “uçuşa elverişlilik sertifikası” gibi bahanelerle oyalandı. Oysa dönemde Türkiye, 180 milyon dolar bedelle 10 adet Heron ithal etmek üzere anlaştığı halde; sevkiyat gecikmeleri, teknik yetersizlikler ve teknolojik bağımlılıklar neticesinde bu araçları etkin biçimde kullanamayan bir ülkeydi.</p>
<p>Devlet yetkililerinin askeri stratejik teknolojileri desteklemesi, acil gereksinimlere rağmen AR-GE disiplinin korunabilmesi ve askeri unsurların geliştirilen teknolojileri benimsemesi, savunma ve havacılık sektörünün başarılı olabilmesinin temel koşullarıdır. Bilgi birikiminde mevcut bulunabilecek yetersizlikler ise çalışmalarda farklı bir tutku ve iş disiplinine sahip olunmasını gerektirmektedir. Ancak İHA deneyiminde gördüğümüz üzere tüm bu gereklilikler sağlandığında dahi stratejik teknolojiye erişim çeşitli nedenlerle gecikebilmektedir. Türk SİHA’larının elde ettiği başarıların Türkiye’ye sunduğu güç ise bu gecikmenin ne denli mühim olabileceğini göstermektedir.</p>
<p class="fs-m"><strong>Türk SİHA’ları Karabağ’da</strong></p>
<p>Suriye ve Libya’da Türk SİHA’larının gösterdiği başarı, 2. Karabağ savaşının başlarında Ermenistan için derinliği tam olarak kestirilemeyen bir “tehdit” olarak görüldü. Ne Ermenistan ne de diğer ülkeler, İHA’ların sonuç değiştirme kapasitesini başlangıçta bu denli anlamış değildi. İkinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan, Türkiye’nin “muhtemel danışman desteği” ile İHA’ları etkin bir biçimde kullandı. Burada oluşan ekti, artık savaş meydanlarının eskisi gibi olmayacağını tüm dünyaya göstermiş oldu.</p>
<p>Ermenistan’ın İHA kabiliyetleri oldukça kısıtlıydı. Net bir bilgiye erişmek mümkün olmasa da uzmanlar Ermenistan’ın yerli Baze, Krunk 25-1 ve Krunk 25-2 ve Rusya menşeili Ptero-5E’ye sahip olduğunu düşünmektedir. Öte yandan istihbarat, keşif ve gözetim özellikli bu küçük İHA’ları, Bayraktar TB2 SİHA’larla kıyaslamak mümkün değildir.</p>
<p>Türk F-16’ları caydırıcı bir unsur olarak Azerbaycan’ın yanında yer aldı. Ermenistan ise daha sonra Başbakan Nikol Paşinyan’ın itiraf edeceği üzere Rusya’dan füzesiz olarak satın aldığı Su-30 savaş uçaklarını, Azerbaycan karşısında kullanmayı dahi deneyemedi.</p>
<p>Ermenistan’ın 2017 yılında Rusya’dan 42 milyon dolar karşılığında satın aldığı “Repellent” elektronik harp sisteminin hedeflenenin aksine “hava sahasını” koruyamadığı yine bizzat Paşinyan tarafından itiraf edildi. Elektronik harp karşısındaki dayanıklılığın İHA, SİHA’ların başarılı olmasını sağlayan unsurlardan biri olması doğrultusunda Ermenistan’ın başarısızlığı, savaşın seyri bakımından önemliydi.</p>
<p>Ermenistan hava savunmasının önemli bir kısmını oluşturduğu belirtilen 2K11 Krug, 9K33 Osa, 2K12 Kub ve 9K35 Strela-10 gibi eski Sovyet sistemleri, kıyasla küçük uçakları tespit edebilse de Türk SİHA’larını durduramadı. İkinci Karabağ Savaşı öncesinde Ermeniler tarafından “sınırların” korunmasının ana unsurlarından biri olarak değerlendirilen S-300 füze sistemleri ise hızlı hareket eden unsurları tespit etmek, tanımlamak ve izlemek üzere geliştirilen sensörlere sahipti. Hareketli hedef göstergeleri (moving-target indicator) küçük ve yavaş İHA’ları göz ardı etmekteydi.</p>
<p>Hava savunma sistemleri tarafından durdurulamayan İHA’lar, bizzat bu sistemlerin sonunu hazırladı. Yalnızca S-300’ler özelinde incelendiğinde dahi durum Ermenistan için oldukça büyük bir yıkımı ifade ediyor. Nitekim açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre, Ermenistan’a ait 7 S-300 hava savunma sistemini imha eden Azerbaycan ordusu, 1 S-300 radarı ve 2 S-300 algılama istasyonunu da kullanılamaz hale getirdi.</p>
<p>Kasım 2018 gibi erken bir tarihte Pantsir S1 hava savunma sisteminin, düşük hızlı ve küçük boyutlu hedefleri tespit edemediğine yönelik değerlendirmeler kamuoyunda yer alsa da Rusya, silah ihracatı için oldukça büyük bir önem arz eden bu sistemlerin itibarının korunmasına gayret gösterdi.</p>
<p>2018 yılında kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bir Rus silah fuarında yayınlanan bir posterde, içerisinde Heron (İsrail), RQ-21A Blackjack (ABD) ve Türk yapımı bir İHA’nın da yer aldığı çeşitli unsurların Suriye’de Pantsir’ler tarafından imha edildiği iddia edildi. Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ise savaş uçakları ile desteklenen S-400 ve Pantsir hava savunma sistemlerinin Rusya Hava Uzay Kuvvetlerinin Suriye hava sahasındaki üstünlüğünü garanti ettiğini açıklamıştı.</p>
<p>Moskova Yönetimine bağlı Russia Beyond’da Ocak 2018’de yayınlanan bir yazıda, Suriye’deki Hmeymim Hava Üstüne saldırıda bulunan 13 İHA’dan 3’ünün Pantsir S1 hava savunma sistemi tarafından düşürüldüğü belirtilirken, bir savaş uçağını kolaylıkla parçalayabilen bu sistemin İHA’lara neler yapabileceğinin “hayal edilmesi” istenmişti.</p>
<p>Türkiye’nin İdlib operasyonunu değerlendiren NATO Müşterek Hava Gücü Mükemmeliyet Merkezi (JAPCC) göre de Pantsir S1 hava savunma sistemleri, İHA’lar için ciddi bir tehdit arz eden ve hemen vurulması gereken hedeflerdi. Ancak JAPCC’ye göre, “Pantsir S-1’in aktif sistemi, yoğun elektronik harp önlemleri nedeniyle Bayraktar TB2 SİHA’dan ateşlenen küçük ve akıllı mühimmatı radar menzilinde olmasına rağmen tespit edemedi.”</p>
<p>Kamuoyuna yansıyan görüntü ve değerlendirmelere göre, Türk İHA’ları farklı bölgelerde Pantsir S1 hava savunma sistemlerini imha etmeyi başarmıştı. İkinci Karabağ Savaşında da Pantsir S1 hava savunma sistemleri Azerbaycan denetimi altındaki SİHA’larla imha edildi. Dolayısıyla İHA’lar karşısında etkili olduğu değerlendirilen Pantsir S1 hava savunma sistemi, bir savaş uçağını kolaylıkla parçalayabilecek olmasına rağmen tespit edemediği, kıyasla düşük maliyetli İHA’lar tarafından etkisiz hale getirildi. Kısaca avcılar av haline geldi.</p>
<p>Russia Beyond’da yer alan bir yazıya göre atış hızı dakikada 5.000 olan Pantsir S1’lerin namluları her 8.000 atışta değiştirilmelidir. Dolayısıyla envantere katılmasının yanı sıra bu sistemin kullanımı da çeşitli maliyetler içermektedir.</p>
<p>Türk SİHA’larının Suriye, Libya ve Karabağ’da onlarca hava savunma sistemi ve bileşenini yok ettiği kamuoyuna yansıdı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e göre, İkinci Karabağ Savaşı’nda değeri 1 milyar doların üzerinde olan Ermeni mühimmatı Türk SİHA’larıyla imha edildi. 44 günlük savaşta Ermenistan’ın imha edilen ve ele geçirilen silahların tutarının 4,8 milyar doları bulduğu değerlendiriliyor.</p>
<p>Kıymetli insan gücüne yönelik riskler minimum düzeyde tutulurken kara birlikleri hava saldırılarından ve karadaki askeri hedeflerin olası saldırılarından korundu. Maliyet etkin operasyonlarla düşman unsurlar yer yer “savaşamaz” hale getirildi.</p>
<p>İHA, SİHA’ların farklı hava savunma sistemlerini yok etmekte gösterdiği tekrarlanan başarı, hava savunma sistemlerinin modern tehditler karşısındaki etkinliğinin sorgulanmasına neden oldu. Üretici ülkelerinin ekonomik ve diplomatik bir güç kaynağı olarak değerlendirdiği, uzun bir sürecin sonunda elde edilen, milyonlarca dolar değerindeki hava savunma sistemlerinin; düşük maliyetli, riske edilebilir sistemlerce etkisiz hale getirilmesi ise bu sorgulamanın önemini artırmıştır.</p>
<p>Uzun bir süredir insansız sistemlerin; kara, deniz ve havada askeri paradigmaları değiştireceği öngörülüyordu. Mevcut askeri paradigmaların İHA, SİHA’lar aracılığıyla tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde sarsıldığı 2. Karabağ Savaşı ise, beklenen paradigma değişiminin ilk açık örneği olarak nitelenebilir. Bu yönüyle, askeri bakımdan da tarihidir.</p>
<p>Muhtemelen, literatürde konvansiyonel askeri sistemlerin ve harekat anlayışının sarsılması bağlamında değerlendirilecek olan 2. Karabağ Savaşı, Azerbaycan Türkleri ve Türk Dünyası için ayrı bir manevi öneme sahip.</p>
<p>Azerbaycan Türklerinin; yaşlı çocuk demeden türlü işkencelere uğrayarak katledildiği, evlerinden göç etmek durumunda bırakıldığı Dağlık Karabağ; yıllarca Türk Dünyasının kalbindeki en derin yaralardan biri oldu. Azerbaycan topraklarının %20’si Ermenistan işgali altındaydı. 27 Eylül 2020’de başlayan İkinci Karabağ Savaşı’nda bu hukuk dışı işgal durduruldu.</p>
<p>Türk SİHA’ları başta olmak üzere yetkin teknolojilerin oyun değiştirici gücüyle Azerbaycan, yaklaşık 30 yıllık hasretin ardından topraklarına kavuştu. Ermenistan ise milyonlarca dolar harcamasına rağmen işlevsiz kalan askeri araç ve sistemleriyle oyun dışında kaldı.</p>
<p>Azerbaycan, Bayrağını Karabağ’a astı… Dünkü zalim avcılar bugünlerde av oldu, Türk’ün yurdu Karabağ, artık azat oldu…</p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>ASKERİ PARADİGMALARI DEĞİŞTİREN SAVAŞ: 2. KARABAĞ SAVAŞI</title>
      <link>https://ozbilen.net/askeri-paradigmalari-degistiren-savas-2-karabag-savasi/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://ozbilen.net/askeri-paradigmalari-degistiren-savas-2-karabag-savasi/</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Mar 2024 20:24:35 GMT</pubDate>
      <dc:creator>Dr. Alper Özbilen</dc:creator>
      <category>Savunma Sanayii</category>
      <description>Dünkü zalim avcılar bugünlerde av oldu,Türk’ün yurdu Karabağ, artık azat oldu… Yetkin teknolojilerimizin tarihi başarılara dönüştüğü günler içerisindeyiz.…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<figure class="embed"><div data-yt="1aYxyw-W0Ls" class="yt"><a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.youtube.com/watch?v=1aYxyw-W0Ls" aria-label="Videoyu oynat: Askerî Paradigmaları Değiştiren Savaş II. Karabağ Savaşı" class="yt-link"><img src="https://ozbilen.net/media/_v/youtube/1aYxyw-W0Ls-1280.webp" alt="Askerî Paradigmaları Değiştiren Savaş II. Karabağ Savaşı" decoding="async" loading="eager" fetchpriority="high" width="1280" height="720" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/youtube/1aYxyw-W0Ls-480.webp 480w, https://ozbilen.net/media/_v/youtube/1aYxyw-W0Ls-960.webp 960w, https://ozbilen.net/media/_v/youtube/1aYxyw-W0Ls-1280.webp 1280w" sizes="(max-width: 900px) calc(100vw - 40px), 860px"><span aria-hidden="true" class="yt-play"></span></a></div></figure>
<p class="ta-c fs-m"><strong><em>Dünkü zalim avcılar bugünlerde av oldu,<br>Türk’ün yurdu Karabağ, artık azat oldu…</em></strong></p>
<p>Yetkin teknolojilerimizin tarihi başarılara dönüştüğü günler içerisindeyiz. İHA, SİHA ve diğer stratejik teknolojileriyle Türkiye; terör saldırılarından arındı, terör örgütünün “komşusu” ilan edilmesinin önüne geçti, Libya’nın bir savaş suçlusu tarafından silah zoruyla yönetilmesine izin vermedi, Azerbaycan’ın Karabağ’ı işgalden kurtarmasına kıymetli katkılar sundu.</p>
<p class="fs-m"><strong>İkinci Karabağ Savaşı ve Türk SİHA’ları</strong></p>
<p>Suriye ve Libya’da Türk SİHA’larının gösterdiği başarı, 2. Karabağ savaşının başlarında Ermenistan için derinliği tam olarak kestirilemeyen bir “tehdit” olarak görüldü. Ne Ermenistan ne de diğer ülkeler, İHA’ların sonuç değiştirme kapasitesini başlangıçta bu denli anlamış değildi. İkinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan, Türkiye’nin “muhtemel danışman desteği” ile İHA’ları etkin bir biçimde kullandı. Burada oluşan ekti, artık savaş meydanlarının eskisi gibi olmayacağını tüm dünyaya göstermiş oldu.</p>
<p>Ermenistan’ın İHA kabiliyetleri oldukça kısıtlıydı. Net bir bilgiye erişmek mümkün olmasa da uzmanlar Ermenistan’ın yerli Baze, Krunk 25-1 ve Krunk 25-2 ve Rusya menşeili Ptero-5E’ye sahip olduğunu düşünmektedir. Öte yandan istihbarat, keşif ve gözetim özellikli bu küçük İHA’ları, Bayraktar TB2 SİHA’larla kıyaslamak mümkün değildir.</p>
<p>Türk F-16’ları caydırıcı bir unsur olarak Azerbaycan’ın yanında yer aldı. Ermenistan ise daha sonra Başbakan Nikol Paşinyan’ın itiraf edeceği üzere Rusya’dan füzesiz olarak satın aldığı Su-30 savaş uçaklarını, Azerbaycan karşısında kullanmayı dahi deneyemedi.</p>
<p>Ermenistan’ın 2017 yılında Rusya’dan 42 milyon dolar karşılığında satın aldığı “Repellent” elektronik harp sisteminin hedeflenenin aksine “hava sahasını” koruyamadığı yine bizzat Paşinyan tarafından itiraf edildi. Elektronik harp karşısındaki dayanıklılığın İHA, SİHA’ların başarılı olmasını sağlayan unsurlardan biri olması doğrultusunda Ermenistan’ın başarısızlığı, savaşın seyri bakımından önemliydi.</p>
<p>Ermenistan hava savunmasının önemli bir kısmını oluşturduğu belirtilen 2K11 Krug, 9K33 Osa, 2K12 Kub ve 9K35 Strela-10 gibi eski Sovyet sistemleri, kıyasla küçük uçakları tespit edebilse de Türk SİHA’larını durduramadı. İkinci Karabağ Savaşı öncesinde Ermeniler tarafından “sınırların” korunmasının ana unsurlarından biri olarak değerlendirilen S-300 füze sistemleri ise hızlı hareket eden unsurları tespit etmek, tanımlamak ve izlemek üzere geliştirilen sensörlere sahipti. Hareketli hedef göstergeleri (moving-target indicator) küçük ve yavaş İHA’ları göz ardı etmekteydi.</p>
<p>Hava savunma sistemleri tarafından durdurulamayan İHA’lar, bizzat bu sistemlerin sonunu hazırladı. Yalnızca S-300’ler özelinde incelendiğinde dahi durum Ermenistan için oldukça büyük bir yıkımı ifade ediyor. Nitekim açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre, Ermenistan’a ait 7 S-300 hava savunma sistemini imha eden Azerbaycan ordusu, 1 S-300 radarı ve 2 S-300 algılama istasyonunu da kullanılamaz hale getirdi.</p>
<p>Kasım 2018 gibi erken bir tarihte Pantsir S1 hava savunma sisteminin, düşük hızlı ve küçük boyutlu hedefleri tespit edemediğine yönelik değerlendirmeler kamuoyunda yer alsa da Rusya, silah ihracatı için oldukça büyük bir önem arz eden bu sistemlerin itibarının korunmasına gayret gösterdi.</p>
<p>2018 yılında kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bir Rus silah fuarında yayınlanan bir posterde, içerisinde Heron (İsrail), RQ-21A Blackjack (ABD) ve Türk yapımı bir İHA’nın da yer aldığı çeşitli unsurların Suriye’de Pantsir’ler tarafından imha edildiği iddia edildi. Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ise savaş uçakları ile desteklenen S-400 ve Pantsir hava savunma sistemlerinin Rusya Hava Uzay Kuvvetlerinin Suriye hava sahasındaki üstünlüğünü garanti ettiğini açıklamıştı.</p>
<p>Moskova Yönetimine bağlı Russia Beyond’da Ocak 2018’de yayınlanan bir yazıda, Suriye’deki Hmeymim Hava Üstüne saldırıda bulunan 13 İHA’dan 3’ünün Pantsir S1 hava savunma sistemi tarafından düşürüldüğü belirtilirken, bir savaş uçağını kolaylıkla parçalayabilen bu sistemin İHA’lara neler yapabileceğinin “hayal edilmesi” istenmişti.</p>
<p>Türkiye’nin İdlib operasyonunu değerlendiren NATO Müşterek Hava Gücü Mükemmeliyet Merkezi (JAPCC) göre de Pantsir S1 hava savunma sistemleri, İHA’lar için ciddi bir tehdit arz eden ve hemen vurulması gereken hedeflerdi. Ancak JAPCC’ye göre, “Pantsir S-1’in aktif sistemi, yoğun elektronik harp önlemleri nedeniyle Bayraktar TB2 SİHA’dan ateşlenen küçük ve akıllı mühimmatı radar menzilinde olmasına rağmen tespit edemedi.”</p>
<p>Kamuoyuna yansıyan görüntü ve değerlendirmelere göre, Türk İHA’ları farklı bölgelerde Pantsir S1 hava savunma sistemlerini imha etmeyi başarmıştı. İkinci Karabağ Savaşında da Pantsir S1 hava savunma sistemleri Azerbaycan denetimi altındaki SİHA’larla imha edildi. Dolayısıyla İHA’lar karşısında etkili olduğu değerlendirilen Pantsir S1 hava savunma sistemi, bir savaş uçağını kolaylıkla parçalayabilecek olmasına rağmen tespit edemediği, kıyasla düşük maliyetli İHA’lar tarafından etkisiz hale getirildi. Kısaca avcılar av haline geldi.</p>
<p>Russia Beyond’da yer alan bir yazıya göre atış hızı dakikada 5.000 olan Pantsir S1’lerin namluları her 8.000 atışta değiştirilmelidir. Dolayısıyla envantere katılmasının yanı sıra bu sistemin kullanımı da çeşitli maliyetler içermektedir.</p>
<p>Türk SİHA’larının Suriye, Libya ve Karabağ’da onlarca hava savunma sistemi ve bileşenini yok ettiği kamuoyuna yansıdı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e göre, İkinci Karabağ Savaşı’nda değeri 1 milyar doların üzerinde olan Ermeni mühimmatı Türk SİHA’larıyla imha edildi. 44 günlük savaşta Ermenistan’ın imha edilen ve ele geçirilen silahların tutarının 4,8 milyar doları bulduğu değerlendiriliyor.</p>
<p>Kıymetli insan gücüne yönelik riskler minimum düzeyde tutulurken kara birlikleri hava saldırılarından ve karadaki askeri hedeflerin olası saldırılarından korundu. Maliyet etkin operasyonlarla düşman unsurlar yer yer “savaşamaz” hale getirildi.</p>
<p>İHA, SİHA’ların farklı hava savunma sistemlerini yok etmekte gösterdiği tekrarlanan başarı, hava savunma sistemlerinin modern tehditler karşısındaki etkinliğinin sorgulanmasına neden oldu. Üretici ülkelerinin ekonomik ve diplomatik bir güç kaynağı olarak değerlendirdiği, uzun bir sürecin sonunda elde edilen, milyonlarca dolar değerindeki hava savunma sistemlerinin; düşük maliyetli, riske edilebilir sistemlerce etkisiz hale getirilmesi ise bu sorgulamanın önemini artırmıştır.</p>
<p>Uzun bir süredir insansız sistemlerin; kara, deniz ve havada askeri paradigmaları değiştireceği öngörülüyordu. Mevcut askeri paradigmaların İHA, SİHA’lar aracılığıyla tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde sarsıldığı 2. Karabağ Savaşı ise, beklenen paradigma değişiminin ilk açık örneği olarak nitelenebilir. Bu yönüyle, askeri bakımdan da tarihidir.</p>
<p>Muhtemelen, literatürde konvansiyonel askeri sistemlerin ve harekat anlayışının sarsılması bağlamında değerlendirilecek olan 2. Karabağ Savaşı, Azerbaycan Türkleri ve Türk Dünyası için ayrı bir manevi öneme sahip.</p>
<p>Azerbaycan Türklerinin; yaşlı çocuk demeden türlü işkencelere uğrayarak katledildiği, evlerinden göç etmek durumunda bırakıldığı Dağlık Karabağ; yıllarca Türk Dünyasının kalbindeki en derin yaralardan biri oldu. Azerbaycan topraklarının %20’si Ermenistan işgali altındaydı. 27 Eylül 2020’de başlayan İkinci Karabağ Savaşı’nda bu hukuk dışı işgal durduruldu.</p>
<p>Türk SİHA’ları başta olmak üzere yetkin teknolojilerin oyun değiştirici gücüyle Azerbaycan, yaklaşık 30 yıllık hasretin ardından topraklarına kavuştu. Ermenistan ise milyonlarca dolar harcamasına rağmen işlevsiz kalan askeri araç ve sistemleriyle oyun dışında kaldı.</p>
<p>Azerbaycan, Bayrağını Karabağ’a astı… Dünkü zalim avcılar bugünlerde av oldu, Türk’ün yurdu Karabağ, artık azat oldu…</p>
<p class="ta-r">Kaynak: <a rel="noopener noreferrer" target="_blank" href="https://www.youtube.com/watch?v=IYIt6HMKjps">https://www.youtube.com/watch?v=IYIt6HMKjps</a></p>
<figure class="al-r img"><img class="sig" width="100" src="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp" alt="Dr. Alper Özbilen" decoding="async" loading="lazy" height="53" srcset="https://ozbilen.net/media/_v/2024/03/cropped-logotestblack4-363.webp 363w" sizes="(max-width: 140px) calc(100vw - 40px), 100px"></figure>
]]></content:encoded>
      <media:content url="https://ozbilen.net/media/youtube/1aYxyw-W0Ls.jpg" medium="image" width="1280" height="720" />
    </item>
  </channel>
</rss>
